Hayatta kalmak için paradigma değişikliği şart

“Değişmeyen tek şey değişimdir” cümlesinin değişik gelmediği bir çağda yaşıyoruz. Değişim, hayatın bir parçası olmaya başladı. Tabi değişimin hızlı yaşandığı ortamlarda kaos da şaşırtıcı değil. Yani aslında içinde bulunduğumuz siyasi, ekonomik, teknolojik kaosun tek suçlusu biz ve bizden bir önceki jenerasyonun değişim söylemleridir. Tabii bu kaosun en çok yaşandığı yer teknoloji ve özellikle de internet dünyası olduğundan, biz hem bu duruma alıştık hem de çıkarımlar yapma imkanımız oldu.

Geçen hafta IDC’nin gerçekleştirdiği 5. CIO Summit için Antalya’daydım. Chief Information Officer (CIO)’lar, yani bilgiden sorumlu genel müdür yardımcısı çoğu şirketin en teknolojik bölümlerinden biri oluyor. Zira Chief Technical Officer (CTO)’lar, yani teknolojiden sorumlu genel müdür yardımcısı) işin donanım kısmı ile uğraşırken CIO’lar bilginin nasıl işleneceği ve sonunda diğer operasyonel birimlere nasıl ulaştırılacağı ile ilgileniyorlar. Yani hayatları bilgiyi işlemek ile geçiyor.

CIO’lar genel deneyimlerini anlatırken, gerçekleştirdikleri bilgi oluşturma işi eğer rutine dönerse Chief Operational Officer (COO)’lara, yani operasyonel işlerden sorumlu genel müdür yardımcısına pasladıklarından bahsetti. Halbuki bizim COO’ların yaptığı işler konusundaki alışkanlıklarımız genel olarak idari işlerle sınırlıydı. Demek ki kurumlarda dijital alan artık içselleştirilmeye başladı.

Danışmanlığını yaptığım Marketing Türkiye Dergisi, uzun bir süredir IP isimli bir internet pazarlaması dergisi çıkarıyordu. Ancak yaptığımız son toplantıda, zaten pazarlamanın dijital olduğu bu çağda, içselleştirmemenin doğru olmadığına karar verdik ve Günseli Hanım cesur bir hamleyle dergiyi Marketing Türkiye’nin içine hem de ayrı bir bölüm olmadan, homojen şekilde ekledi.

Yani artık geleneksel ve dijital diye bir ayrım yok!

Yani artık iş ve e-iş diye de bir ayrım yok!

Hepsi ortak ve birlikte çalışıyor. Bu ortak çalışmanın bir önemli sonucu var. Her iki alan da birbirinden beslenmeye başlıyor. Dijitalde geliştirdiğimiz yeni teknikleri geleneksel alanlarda da kullanmaya başlıyoruz. Ya da tam tersi gerçek oluyor. Eskisi gibi ırmak tek tarafa akmıyor. Bizim kaos olarak gördüğümüz manzaranın altında da bu yatıyor.

Sosyal medyada yeni dönemde, hesapların fake olmaması, doğru derecelendirilmesi için çalışan bir firma var. Bakış açısı genel olarak kuru kalabalıkları (kelleleri) saymaktan ziyade, takipçilerin etki alanlarını ölçmekten geçiyor. Klout isimli bu şirket geçenlerde Lithium Technologies 200 milyon dolara satın aldı. Online itibar ölçen bir şirketin birkaç yıl içinde bu kadar değer kazanması son derece dikkat çekici. İşte bunun arkasında da şu an gelenekselin dijitale uzun vadede de tam tersi bir etkileşimin etkisi var. Dijitalin genel geçer sayılardan oluşan dünyasından daha kaliteli bir dünya var.

Gelenekselde dijitalin etkilerini içeren iş yapış şekilleri ise daha ilginç sonuçlar doğuruyor. Geçenlerde bir şirket yöneticisi ile konuşuyorduk. Ürününü parasız dağıtmaya başladığından keyifle bahsetti. Burası biraz garip ama asıl garip olan, parasız dağıttığında pazar payının büyüyüp, cirosunun bir kuruş bile aşağı düşmemiş olması. İddia ediyorum ki, yakında deterjan aboneliklerinin yanında çamaşır makinesini parasız veren dünya şirketlerini göreceğiz.

Dünya uzaktan bakanlara kaotik anlamda değişiyor. Yakıdan bakanlar içinse pek de kaos yok gibi. Ancak değişimi iyi analiz etmek lazım. Bir insan kaynakları şirketinin sahibi geçenlerde bulut bilişim, mobil, büyük veri konularında tecrübeli CIO bulamadığından bahsediyordu. Ben de ona tembellik yapıp, kavramlara sıkışmaması gerektiğini anlattım. Öncelikle doğru analiz ettiğinizde aranılan kişinin en önemli özelliklerinin yeniliklere adapte olabilmek olduğunu söyledim. Kavram ne olursa olsun yenilikçi vizyona sahip bir kişi onunla nasıl baş edeceğini bilir.

İnternet, dünyanın gündemine girmeden önce biz nasıl ondan değer yaratacağımızı anladıysak, CIO için büyük veri, bulut bilişim, mobil en fazla o kadar karmaşık olabilir.