Manifesto öncesi son çıkış

Çevremizde, özellikle de internetcilerin çevresinde, “ah şu teknolojiyi bir anlasam tozunu attırırım” diyen hırslı, hırslı olduğu kadar da enerjik insanlar vardır. Bu insanlar çoğunlukla önce kendilerine göre büyük bir hızla internet dünyasına dahil olur, dikkat çekmek için bir süre uğraşır. Sonra da tarihin tozlu raflarına gömülür. Türkiye’de bir google, bir yahoo olmak için yola hiçbir şeyi olmadan çıkıp sonra da internetten bir daha hiç konuşamayacak durumda olan o kadar çok girişim var ki sayısına inanamazsınız.
Şu dönemde devletlerin çoğunda aynı hırsı görüyorum. Şu internete bir gireceğiz, ortalığı toz duman edeceğiz, google’a haddini bildireceğiz tavırları çoğunlukla ince seslere dönüşüp yok oluyor. Ben buna benzer durumları gördüğümde 1990 – 1991 yıllarında internette olan, iyi niyetli ve zeki insanları hatırlıyorum. O zamanlar bizim için internet ne siyaset, ne ticaret ne de eğlenceydi. Bizim oluşturmaya çalıştığımız yenilikçi bir platform bir laboratuvardı.
Ray Kurzweil, Vinton Cerf ve çoğunuzun ismini bile bilmediği birçok akademisyen, sanatçı, bilgisayar programcısı, teknoloji düşünürü.
Türkiye’de de İstanbul’da İnternet Derneği adına organize ettiğimiz organizasyonlarda Şeref Oğuz, Murat Birsel, Faruk Eczacıbaşı, Şahin Artan, rahmetli Yurtsan Atakan gibi isimler toplanıyorken, Ankara’da zamanın İnternet Üst Kurulu kurucusu Mustafa Akgül hoca, Ufuk Çağlayan (her ne kadar Boğaziçi Üniversitesi’nde olsa da), Atilla Özgit bir araya geliyorlardı.
Tabii İzmir’de de Alphan Manas’ın babası Oğuz Manas’ı unutmak mümkün değil.
O dönemlerde o zamanki ismi ile Windows Commander, şimdiki ismi ile Total Commander’ın programcısı Christian Ghisler yakın dostumdu. İnternete bağlanıp ICQ’yu sabah açtığımızda birbirimize günaydın derdik. Google, yahoo, altavista, alltheweb gibi arama motorlarının hepsini arayıp, sonuçları birleştirerek getiren iki ilginç arama motorları mamma ve profusion’ın sahipleri de belli dönemlerde Türkiye’ye gelmiş veya akrabalık ilişkileri bulunan kişilerdi. Haftada bir telefonla konuşur, internet teknolojilerinde olanları paylaşırdık. Gün içinde kendinizi hiç tanımadığınız birinin projesinin kodlamasını yapıyorken bulabilir, takıldığınız bir işi o gün tanıdığınız bir Amerika’lıya parasız yaptırabilirdiniz.
Şimdi bu insanların çoğu ticaret, iş dünyası veya siyasetin gündeminde kenara itilmiş durumdalar.
İş kullanıma gelince, onlarca yıldır e-postanın öleceği söylenir, ama hepimiz kullanmaya devam ederiz, hâlâ “ip” teknolojisi kullanılır. Bu laboratuvar döneminde hiçbirimizin birbirinden saklayacağı bir şey olmadığı ya da casusluğa yeltenmeyecek kadar sağlıklı ve kendine güvenen insanlar olduğumuzdan, bu teknolojilerde güvenlik algısı çok düşüktür.
Zamane uzmanlarının, bu internetten vazgeçsek mi? Güvensiz, yavaş dedikleri… Yenisini yapmayı planladıkları, üzerinde modifikasyon yapmaya çalıştıkları ve çoğunlukla da başarılı olamadıkları her şey aslında bir iyi niyetle, deneme ruhu ile koopere şekilde gerçekleştirilmiş bir sanat eseri.
Ancak şunu unutmamak lazım ki; internetin harcını atan insanlar, yaptıklarının her zaman arkasındadırlar. Eğer devletler bu iyi niyetli platformu, casuslukla, siber savaşla kirletirlerse, fikre yaşama izni vermez, insanları fazlaca sıkıştırırlarsa, bu kişiler ve onların yetiştirdiği herkes, bu kurulan düzenin bozulmaması için yerlerinden kalkarlar. Daha iyisini, daha güçlüsünü, daha bozulamazını yaparlar.
Bu bahsettiğimin sadece bir öngörü olmadığını bir iki yıl içinde son derece net şekilde göreceksiniz. İşin kötü tarafı, interneti kuran kişiler ne kadar samimi iseler, şu an ona tavırlı olanlar o kadar samimiyetsiz, ciddiyetsizler. Bu nedenle de bu yeni dönemin çok yakında karşımıza çıkacağını görmemek neredeyse mümkün değil.