Saygılı Ol!

Steve Jobs’ın ölümünden bir süre sonra, Steve Wozniak Türkiye’ye geldi. Salon teknoloji profesyonelleri ile tıka basa doluydu. Jobs’ın karizmasının rüzgarları eserken, herkes Wozniak’tan mirası devralacak bir konuşma bekliyordu. Wozniak sahneye çıktı, kendince çok hareketli ve biraz da teknik bir konuşma yaptı. Ama konuşma izleyiciler arasında büyük hayal kırıklığı oldu. Zira, Wozniak o karizmatik kişi değildi. O performanstan önce herkes tarafından Apple’ın başarısının ortağı sayılan Wozniak artık korkuları, üzüntüleri olan sıradan bir insan olmuştu. Aslında başarının ipucu konuşmasında gizliydi. Jobs’ın önüne hiç çıkmamıştı. Zaten karizmatik ve başarılı liderin önünde olmak yanlış olurdu. Ancak onun rüzgarından yararlanmıştı. Formula izleycileri, çoğunlukla bilirler. Yarışı birinci götürmek, önündeki yolu görmek için doğrudur. Ancak bazı durumlarda şampiyon yarışçılar birincinin hemen arkasına girerek, onun yarattığı hava boşluğundan, yani rüzgarından yararlanırlar. Bu, hem enerji tasarrufu hem de birincinin rehberliğinde daha konforlu bir sürüş sağlar. Özellikle; aynı takımdaki iki yarışçının biri önde yolu açarken, ikinci onun rüzgarından yararlanıp, birinciyi kimsenin geçmemesini sağlar.
Doksanlı yılların başında interneti anlatmaya başladığım dönemlerde, tavsiyelerimi dinleyen ve öğrendiklerini uygulayan birçok takipçi oldu. Ancak doksanlı yılların sonuna doğru, internet rüzgarı ülkenin üzerinde hızla esmeye başladı. O dönemde öyle hızlı esti ki; seminerlerimde ‘mahallenin girişimcisi’ diye tanımladığım birçok kişi, bu yeni dünya hakkında ahkam kesmeye başladı. Bir kısmı interneti ‘medya’, bir kısmı da ‘sanal alem’ diye tanımladı. Sadece bunlar da değil, ben şu işi bir anlasam ne rüzgarlar estiririm diyenler oldu. O dönemlerde herkes portallere milyon dolarlar yatırdı, üç günlük servis sağlayıcılara bütün kanallarda yer alan büyük reklam kampanyaları ürettiler. Hatta o dönemde her web sitesi yaptırmak isteyen, söze önce siteme bir hava durumu bilgisi koyalım diye başlıyor, Yahoo’ya benzeyen bir arama motoru olsun diye bitiriyordu. Sonra? Sonra, ‘Dotcom’ Krizi… Hem dünyada hem de Türkiye’de…
Aynı dönemde bir basın gezisinde, bir muhabir ile tanışmıştım. Sonra işsiz kaldı. Kendi ‘blog’um; atifunaldi.com.tr’nin editörü olarak anons edip, basın toplantılarından uzak kalmamasını sağladım. Bir süre sonra da, T3 Dergisi’nin genel yayın yönetmeni olduğumda, yanıma aldım. Ancak o, bu imkanı değerlendiremeyip, yararlanmadı. Bir süre sonra sektörden silinip gitti. Buna benzer o kadar çok örnekle karşılaştım ki, anlatmaya kalksam bir kitap dolar. Başarısız örneklerin hepsi sektör değiştirme ile sonuçlandı.
Girişimcilik konusunda da benzer durumlar söz konusu. Çok güzel ve niş bir alanda bir sosyal medya ağı geliştirmiş bir arkadaşıma yıllarca tavsiyelerde bulundum. Hadsizlik yapmadı ama verdiğim tavsiyeleri de ne yazık ki dinlemedi. Şimdi her karşılaştığımızda bu konuda bana dert yanıyor. Önündeki imkanı değerlendiremedi.
Yine, yıllar önce bir girişime başlayıp; hiç unutmuyorum, ikimizin de okulu olan Boğaziçi Üniversitesi’ne yakın bir restoranda yaptığımız sohbette, işi kapatmaktan bahseden bir arkadaşıma ise, yılmadan devam etmesini söylemiştim. Şimdi sadece Türkiye’nin değil, dünyanın bildiği girişimlerden birinin sahibi.
İnternet üzerinde iş yapma etiğinin oturmadığı dönemlerde, bazı fütursuz tavırlar çokça zekaya yorumlanıyor ve pozitif geri dönüşler alıyordu. Ancak aradan geçen dönemde internet etiği oturdu. O kadar kemikleşti ki; yıllar önce yazdığım kitabımın eki olan etik, şimdi başlı başına bir kitap konusu. ( http://tinyurl.com/atfkitap3 )
O yüzden, internetle ilgili iş yapmayı planlayan herkesi artık uyarıyorum. ‘Saygılı olun’. Saygısız ve hadsiz hareketler artık eskisi gibi zekaya yorumlanmıyor. Hatta tam tersi.