TTO ve TTM’ler nasıl çalıştırılmalı?

Kısaca baktığımızda TTO (teknoloji transfer ofisi) veya TTM (teknoloji transfer merkezi) bir kaynakta bulunan bilgi birikimini ihtiyacı olan başka bir kaynağa aktarmak üzere kurgulanmış yapılar olarak özetlenebilir. Aslında TTO ismi bilinmeden önce dahi birçok kurum bünyesinde aynı görevi yürüten mekanizmalar bulunmaktaydı.

TTO’larda asıl amaç; üniversitelerde üretilen bilgi ve deneyimin, patent gibi fikri mülkiyet haklarının sanayi kullanımına açılması ve oluşturulacak kazan-kazan modeli ile yeni Ar-Ge projeleri ve katma değerli ürünlerin üretilmesinin sağlanması olmalıdır. Buna destek olacak şekilde danışmanlık, eğitim, altyapı sağlama gibi çeşitli faaliyetlerin de TTO’lar tarafından üstlenilmesi ve sanayi için kolaylaştırıcı/hızlandırıcı bir rol üstlenmesi hedeflenmelidir. Tüm bunlar kağıt üzerinde gayet güzel ve sanki başarılması kolay hedefler gibi görünmektedir. Ancak bazı trikleri bilmeyen yanlış ellerde nasıl başarısız olunacağı çok net örneklerle görülmektedir.

Maalesef bugün ulaşılan nokta başta hedeflenenden uzak kalmaktadır. Şu anda TÜBİTAK tarafından destek programında bulunan 30’dan fazla TTO’dan sadece birkaçı istenilen hedeflere yaklaşabilmiştir. Kötü yönetimin dışında başarısızlığın iki temel nedeni; alışkanlıklar ve “hibenin yüksekliği” olarak sınıflandırılabilir.

Alışkanlık olarak demek istediğim, isimleri TTO olsa bile oluşturulan mekanizmaların zaten kurum bünyesinde devam eden hiyerarşi ve işleyişin bir uzantısından öteye gidememesidir. Üniversite içinde olmakla birlikte yönetimin işi üzerine alabilecek etkinlik ve birikiminin olması şarttır. Hedefler TÜBiTAK tarafından belirlenen önceliklere paralel olmakla birlikte alınan aksiyonlar bunları destekleyici nitelikte değişmektedir. Neredeyse birçok TTO benzeri yüzlerce olan teşvik danışmanlığı şirketlerinden herhangi birine dönüşmüştür.

Lider durumda olan TTO’lar hariç birçok TTO için TÜBİTAK tarafından sağlanan hibe destek o kadar yeterlidir ki, TTO’nun kendi sürdürebilirliğini sağlaması için yapabileceği nitekli bilgi satışı, fikri mülkiyet haklarından elde edilebilecek lisans gelirleri gibi konularda aktif rol alınmasına gerek kalmamaktadır. Rutin gerçekleştirilen eğitimler, bazı teşvik danışmanlıkları gibi esasında uluslararası anlamda iddialı olmayan faaliyetler ile hibe hak edişleri sağlanmaktadır. Bunu bertaraf edebilmek için; idealist, yaptığı işler ismi ile müsebbib, kötü işlere imza atmaktan kaçınan marka yöneticilerin TTO’ların başında olması gerekir. Bu kişilerin yurt dışında ciddi networkleri olması, oralarda iş yapmış olması da tercihi güçlendiren sebeplerdendir.

Azda olsa tıkır tıkır işleyen ve katma değer üreten TTO’lar hala var. Olması gereken bu örnekler ve bölgesel kriterlere göre öncelikleri yeniden belirleyerek yeni bir vizyon oluşturmaktır.

Başlangıç olarak her üniversitede bir TTO yer alması yerine, bölgesel ağırlığı olan TTO’lar kurulması düşünülebilir. Bununla beraber TTO’ların uzmanlık alanlarının sınırlandırılması ve birbirleri arasında tamamlayıcılık sağlanması da ilk ve son TTO arasındaki uçurumun derinleşmesini engelleyebilir.

Rahata alışmayı engellemek için TTO yönetimlerinin yıllık değil aylık kontrol edilen performans kriterleri getirilmelidirler. TTO’lar için sabit yıllık hibe değil tüm TTO’lara açık havuzdan performansa bağlı hibe destek modeli uygulanabilir. Bu sayede TTO’lar esnek ve işe dönük modele zorlanabilir.

Burada üniversiteler kadar sanayinin de yükümlükleri var. Sadece TTO’ların sorumlu kılınması ile değil sanayinin de elini taşın altına koyması ile kalkınabiliriz. Sanayinin işin kolayına kaçarak hazır ve yurtdışından almasını engelleyecek ve TTO’lar ve akademisyen ile ortak geliştirmeyi özendirecek yeni vergi avantajları veya ek yönlendirmeler yapılabilir. TTO yönetimlerinin sanayinin ihtiyaçlarını öngörüp ona uygun düzenlemeler yapması beklenmelidir. Neticede başarılı olursak tüm ülke olarak hepimiz kazanacağız.