Video

Bu aralar video paylaşım sitelerinin son derece revaçta olduğunu görüyoruz. Bu aslında bir tesadüf değil. Video internetin en önemli unsurlarından biri. Bir araştırma şirketinin öngörüsü, 2015’te videonun toplam internet trafiğinin yüzde 60’ını oluşturacağı yönünde. Çünkü video içinde hem akan bir görüntü verisi, hem ses ve bazen yazı içeriyor. Bu da, videoyu izleyen kişinin kısa zamanda çok veriyi kendine geçirebilmesine sebep oluyor. Yani, saniyede akan veri çok yüksek.

İnternetin doğuşunda öncelikle yazı ve daha sonra resim geldi. Bu iki veri türü çoğunlukla canlı değildi veya canlı veri söz konusu olduğunda, resim ve yazının bant genişliği az olduğundan, bir şekilde taşınıyordu. Bu nedenle, internet; doğası gereği, içinden geçen veriyi ayırt etmiyor, bütün verilere demokratik davranıyor. Zaten internetten indirdiğiniz bir resim ya da yazı dosyasının tamamı gelmeden çalışamıyor olması, bunun ciddi bir problem olmasını engelliyor. Ancak canlı ses ya da video yayını işin içine girince, bu strateji şaşıyor. Bu verinin bir önceliği olması gerekiyor ki, izleyen kişi devamlılık sağlayabilsin. Çünkü video taşıması zor ve trafik yaratan bir veri türü.

CDN nedir?
Bunun için internette çeşitli protokoller üretildi. Hatta özellikle IPTV’de, internet içinde özel bir sanal ağ oluşturulup, bütün trafik bu ortam üzerinden gerçekleştiriliyor. Aksi takdirde videolar yavaşlıyor, duruyor, seyredilmez hale geliyor.

Bu probleme iki farklı çözüm üretildi. Biri internet doğasına da uygun. İnternet üzerinde sırf video dağıtımına uygun sanal ağlar oluşturuluyor. Bu ağlara; İçerik Dağıtım Ağları (İDA), yani CDN (Content Delivery Network) diyoruz. Ülkeye giren ve çıkan internet trafiğinin birbirine yakın olması, yani cari internet trafiği açığının olmaması isteniyorsa, bu ağlar devletin teşvik etmesi gereken önem taşıyor. Türkiye gibi, internet üzerinden içerik üretiminde sıkıntısı olan ülkelerde; bu içerik dağıtım ağları hem trafik girişini azaltıyor hem de ülke içindeki yavaş interneti hızlandırıyor.

Video trafiğinin hızlandırılmasını konusunda ikinci bir öneri ise, internet servis sağlayıcılarından geldi. Dünyadaki birçok servis sağlayıcı, internetin taşıdığı trafiğe göre bölünmesini, fiyatlandırılmasını ve paketlenmesini öneriyor. Yani; internet metin, resim, video olarak bölünecek ve her parça ayrı satılıp, ayrı tanımlanacaktı. Buna internet vatandaşları yani ‘netizenler’ birkaç sebeple karşı çıkıyorlar.

NET NEUTRALITY nedir ve gerekli midir?
İnterneti bölme çabasının arkasında, fişleme ve takip etmeyi kolaylaştırması olduğunu söyleyenler var. Bazıları da, bunu ticari bir internet çılgınlığının başlangıcı olarak görüyor. Teknik bir sorundan yola çıkan ticari bir çılgınlık. Bu duruma sadece internet vatandaşları değil, büyük organizasyonlar da karşı. Bu karşı çıkmanın bir de ismi var: NET NEUTRALITY yani şebeke (ağ) tarafsızlığı. Bir de sloganı var “All bits created equal” yani; “Bütün bilgi parçacıkları eşit yaratılmıştır”. AB interneti parçalamanın doğru olmadığını söylüyor. Obama da, göreve geldiği ilk günden beri bu ayrıma karşı olduğunu açıkladı. Bu konuda FCC (Federal Communications Commission) ile geçen ay içinde karşı karşıya geldiler.

OTT’nin Video İçin Önemi
İnterneti bu şekilde parçalamak servis sağlayıcıların hoşuna gidiyor. Zira bu sayede, geleneksel ticari yaklaşım devam ediyor olacak. Yani, devletler nasıl GSM lisanslaması yapıyorsa, internet lisanslaması da yapabilecek. Bu sayede; SMS hizmeti varken, geçenlerde Facebook’un 19 milyar dolara satın aldığı WhatsApp gibi bir hizmet her şeyin üzerine oturamayacak. Bu terimi bilerek kullandım, zira lisansı olmadan internet yapısını kullanarak oluşturulan SMS, konuşma, televizyon hizmetlerine her şeyin üzerinde anlamına gelen ‘Over The Top’ (OTT) ismi kullanılıyor. Ben ‘OTT’ TV’leri ÜTT (Üst Televizyon Teknolojileri) olarak tercüme ettim. Bu teknoloji ses veya yazı için kullanıldığında, büyük ticari faaliyet gibi görünmese de; video ya da televizyon söz konusu olduğunda, devletler ve servis sağlayıcıların ağzını sulandırıyor.