Dmedya dergisine verdiğim oldukça kapsamlı röportajı bu adresten okuyabilirsiniz.

http://dmedya.com/avrupamagazin/arsiv/aralik16/html5forwebkit.html?page=0

Sayfa : 24

Televizyonculuğu, ott tv dünyasını, regülasyonları enine boyuna konuştuk.

O televizyon değil mi?

Dijital televizyonculuğu analog televizyonculuk gibi büyük bir pazar haline getirecek yeni alanları görmüyoruz

“Türkiye’deki yapının doğru oluşmamasından dolayı IPTV platformlarında sadece IPTV kanalları oluşamadı. Onun yerine, normal kanallar IPTV’ye yayın verdi. Bu da ekstra oluşabilecek içeriği engelledi. Ancak içerik oluşmaya devam etti ama IPTV’de değil, Youtube’da. Doğal olarak bu ekosistemin bir diğer önemli parçası olan reklamverenler ve sponsorlar, farklı bir ifadeyle sektörün var olmasını sağlayan yapılar, IPTV tarafında yer almadı” diyen IPTV Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Atıf Ünaldı ile IPTV’lerin Türkiye’deki gelişimini ve bu gelişimin geleneksel televizyonculuk anlayışına nasıl yansıyacağını konuştuk.

 

Türkiye’de IPTV ile ilgili herhangi bir gelişme yokken kurulmuş bir dernek IPTV Derneği. Sohbetimize buradan başlayalım mı?

Türkiye’de ne mesleki, ne de sektörel bir oluşum henüz yokken kurulduk. Ancak üyelerimiz ilerleyen süreçte bu konuda çalışacak firmalardı. Bu sebeple zamanlamanın çok doğru olduğunu düşünüyorum. Derneğin hayata geçmesinde üç farklı fikir etkendi. Ben o dönemlerde adı konulmasa da D-Smart projesinde çalışıyordum. Türkiye’de televizyonculuğun internet tarafında yaygınlaşacağını tahmin edebiliyordum. O dönemde, derneğin kurucuları arasında yer alan Süleyman Şahin ile tanıştık. Süleyman Bey’de uydu sektöründen geliyordu. O da uydu sektörünün bir süre sonra internete taşınacağını söylüyordu. Bu arada Vestel grubu da IPTV konusunda bir şeyler yapmak istiyordu. Dernek kurulduktan sonra ilk başkanımız olacak Metin Salt da Vestel adına projenin içerisinde yer almak istediğini söyledi. Böylece üç farklı bakış açısı derneğin temellerinin atılmasını da beraberinde taşıdı. Derneğin kuruluş aşamasında Vestel dışında Türk Telekom, TTNet, Super Online, AirTies gibi kurumsal yapılarda bizimle oldu. Tabii ki bunda mevzubahis firmaların IPTV konusunda vizyoner olmaları ve gelecekte bu oluşumların Türkiye’de de boy göstereceğini öngörmeleri oldukça önemli bir etkendi.

Kurulduğunuz günden bugüne günümüze dernek bünyesinde ne tür çalışmalar yürüttünüz?

Dünyaya entegre olmak bizim için öncelikli olan noktaların başında geliyordu çünkü ülkemizde IPTV konusunda çok fazla bilgi ve birikim yoktu. Dünyada ise yavaş yavaş oluşum aşamasındaydı. Bu konuda neler yapabileceğimizi düşünmeye başladık ve düşünceler bizi IPTV Derneği’nin yurt dışında da temsil edilmesi gerekliliğine götürdü. Bunun için iki faaliyette bulunduk. Biri; farklı televizyon yaklaşımlarının bir araya geldiği fuarlar ve konferanslara katılımdı. Hatta bu fuarlardan birini de Türkiye’de düzenledik. Dünya IPTV Formu’nun bir ayağını İstanbul’da gerçekleştirdik. Dünyada IPTV konusunda teknoloji ve bilgi açısından yeterlilik derecesine sahip firmalar buraya geldi.

IPTV tarafında çok fazla oyuncu yoktu. IPTV oyuncuları ne yazık ki iki tane; bir tanesi Türk Telekom, bir diğeri de Superonline. Dolayısıyla derneğin ekosisteminin biraz daha genişletilmesi gibi bir durum söz konusuydu. Bizde bunu gerçekleştirmek için derneğin kurulumu sırasında da üzerinde konuşulmuş olan, dijital yayıncılığı içerisine almadık ama Over The Top (OTT) teknolojileri ve internet TV dediğimiz yapıyı da bu yapıya dahil ettik. Böylece yapımızı biraz daha genişletmiş olduk. İkinci yaptığımız şey de bu oldu. Devamında da bir regülasyonun oluşturulması gerekiyordu. Türkiye’deki mevzuatın nasıl oluşturulması gerektiği konusunda RTÜK ile bağlantıya geçtik. Birlikte mevzuatı oluşturduk. Bizim şuanda kabul etmediğimiz birkaç nokta olmasına rağmen mevzuat belirli noktalarda oturdu. Aynı dönemde çeşitli şehirlerde IPTV teknolojilerinin anlatılması üzerine organizasyonlar düzenledik. O dönemde OTT teknolojiler çok fazla gelişmemişti, ismi de konulmamıştı. OTT’lerin daha çok oluşması üzerine RTÜK tekrar bizimle iletişime geçti: Bu konuda regülasyon çalışmasına ihtiyaç olup olmadığı konusunda fikir alışverişinde bulunduk. Bunun üzerine Yeditepe Üniversitesi’nde bir organizasyon gerçekleştirdik. Bu çalıştayda sektörün profesyonelleri, şirket yöneticileri ve RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) ve BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) yetkilileri vardı. Çalıştay sonrasında OTT’ler konusunda bir regülasyona ihtiyaç olmadığı noktasında bir karar aldık.

Bu noktada neden regülasyona gerek olmadığı kararına vardığınızı biraz daha açar mısınız?

RTÜK’te malum regülasyonlarla ilgilenen bir kurum ve doğal olarak regülasyonları yapmak birinci dereceden görevi. STK’larla bu konuyu konuşuyor olmakta önemli görevlerinden bir diğeri. O dönemde bizden görüşlerimizi istediler. Bizim de bu konudaki görevimiz onları en doğru bilgiye ulaştırmaktı ve dünya genelinde uygulanan bir bilgiyi kendileriyle paylaştık. O da OTT’lerin dünyanın hiçbir yerinde regüle edilmemesiydi. Ve alınan karar tavsiyemiz doğrultusunda oldu. Şahsi fikrim çok doğru bir hareket olduğu yönünde. Regüle edilme mevzusu bu dönemde de gündemde. Bunun sebebi ise Türkiye’deki dijital platformlar. Digiturk ve D-Smart Türkiye’de kendilerinin dışında bir içeriğin olmasından çok mutlu olmadıkları için pazarı regüle etmenin doğru olacağını düşünüyorlar. Geçmiş yıllardaki görüşümüzü hala savunmaktayız, bu konuda yapılacak bir regülenin doğru olmadığı kanaatindeyiz.

Peki, bu noktada sormak isteriz regüle edilmemesi, hem sektör için de, hem de diğer ülkelerle olan rekabete olumsuz yansımaz mı?

Kesinlikle hayır. Ne haksız rekabet koşulları yaratır, ne de rekabete olumsuz bir yansıması olur. Türkiye’nin şuan ki ataletinin en önemli sebeplerinden bir tanesi, bu tip regüle edilebilir alanlar aracılığıyla ticaretin tembelleşmeye başlaması. Dünya standartlarında projeler üretmememizin en önemli sebeplerinden biri Türkiye’de kendi içinde “regülasyon” kalkanı altında kendi yağında kavrulan, ancak dünya ülkeleriyle savaşamayacak durumda olan yapıların oluşmasıdır. Regülasyon kelime anlamıyla denetleme ve düzenleme ama eğer bu denetleme ve düzenlemenin şeklini doğru yapamazsanız ortaya ticari anlamda rekabetçi olmayan markalar çıkacaktır. Bu markalar da dünya standartlarının hakim olduğu pazarda rekabet edemez durumda olacaklardır. Şuan ki durumumuz da tam olarak budur. Esasen devletin kontrol mekanizmalarını abartmaması gerekiyor.

Sizin regülasyon konusunda sıkıntılı veya uygun görmediğiniz noktalar nelerdi?

Şunu açıkça söyleyebilirim; ben regülasyon yapılmasın demiyorum. Hukuki anlamda regüle edilmesinden yanayım. Bunu da STK’ların yapması gerektiğini düşünüyorum. Devlet kurumları bunu yapmaya çalıştığı zaman ortaya çıkan yapı ister istemez devletçi oluyor. Eğer RTÜK ve BTK, OTT’lerde lisanslama yapmaya kalkarsa elbette buna itiraz ederiz. Lisans bedeli demek, Türkiye’ye girecek yeni teknolojilerin önüne geçilmesi demektir. Bunlardan biri IPTV konusu. RTÜK ile ilk başta konuşurken lisans bedellerinin minimize edilmesi hususuydu. IPTV mevzuatı ilk çıktığı zaman, kanallar için toplamda 5 yılda 12 bin TL civarında bir lisans bedeli vardı. Bu içeriğin büyümesi için çok önemli ve iyi bir fırsattı. Ancak daha sonra RTÜK içinde alınan kararla, kanalların IPTV platformuna çıkabilmesi için kablolu lisansına sahip olmaları gerektiği ortaya konuldu. Yanlış hatırlamıyorsam şuanda 200 bin TL civarında bir bedelden bahsediyoruz. Bu lisans bedeli yüzünden Türkiye’de IPTV kanalları hiçbir zaman oluşamadı.

Söz konusu lisans bedeli dışında IPTV’nin Türkiye’de yeterince gelişememe nedenleri içerisinde neler yer alıyor?

En önemli eksikliğimiz sektörün büyümesini sağlamak noktasında. Bu sektördeki oyuncular; platformlar, regüle eden denetleyen kurumlar ve içerik üreticileri. Bahsettiğimiz içerik üreticileri çok büyük bir kitle ve çok önemliler. Türkiye’deki yapının doğru oluşmamasından dolayı IPTV platformlarında sadece IPTV kanalları oluşamadı. Onun yerine, normal kanallar IPTV’ye yayın verdiler. Bu da ekstra oluşabilecek içeriği engelledi. Ancak içerik oluşmaya devam etti ama IPTV’de değil Youtube’da. Doğal olarak bu ekosistemin bir diğer önemli parçası olan reklamverenler ve sponsorlar, farklı bir ifadeyle sektörün var olmasını sağlayan yapılar, IPTV tarafında yer almadı. Televizyon sektör olarak küçük müdür, tabii ki hayır ama daha büyük olmasını engelleyen bir yapıdan bahsediyoruz burada. Nedense televizyona ilgili regülasyonlardan konuşurken hep aklımıza Netflix geliyor. Ancak bizim sektörümüzdeki oyuncuların Ortadoğu’da Türki Cumhuriyetlerde, Doğu Avrupa’da, belki Amerika’da, belki de Almanya’da bir pazar elde etmesi hiç kimsenin aklına gelmiyor. Biz bu tarafta regülasyonlarla uğraşırken asıl elimizde altında olan, pazarımızı genişletecek ve dijital televizyonculuğu analog televizyonculuk gibi büyük bir pazar haline getirecek yeni alanları görmüyoruz.

Diğer taraftan konuşulması gereken bir diğer hususta altyapı yeterliliğimiz olsa gerek…

Şimdi internet televizyonculuğu internet için çok önemli bir alan. İnternet normal şartlarda, televizyonu ayırırsanız streaming yapmayan bir teknolojidir. Çok hızlı görünmesine rağmen streaming üzerine kurulu bir yapısı yoktur. Dünyada internet televizyonculuğu ve IPTV oluşursa o ülkenin internet altyapısı düzelir. Türkiye’de IPTV’nin ortaya çıkmasıyla birlikte Türk Telekom altyapısını fiber olması gerektiği, servis sağlayıcılarının fiber ile ilgilenmesi gerektiği, bant genişliğinin daha büyük tutulmasının zorunluluğu ortaya çıktı. Esasen bu noktada OECD’nin gelişmiş ülkeler sıralamasını tanımlayan parametrelerinden birinden de bahsediyoruz. Dolayısıyla Türkiye’deki geniş bant miktarı ne kadar büyük olursa internet televizyonculuğu ne kadar desteklenirse Türkiye’de gelişmiş ülkeler sıralamasında o kadar yukarıya çıkıyor. Bu nedenle Türkiye’de internet televizyonculuğunun gelişmesi internet için son derece önemli. Ayrıca, bu gelişmeler olurken, dünyada da aynı gelişmeler olduğu için bir süre sonra yakınınızdaki başka bir ülkede IPTV platformlarındaki gelişmelerde araya kendi sisteminizi kurmak zorunda kalmıyorsunuz. Bu da OTT’lerin ön plana çıkmasına sebep oluyor. Unutmamamız gereken bir diğer hususta; finans sektöründe nasıl cari açık denilen bir kavram varsa internette de cari açık söz konusudur. Yurt dışından gelen data ile Türkiye’den çıkan datanın birbirine eşit olması bizim için daha iyidir. Eğer Türkiye’de video teknolojileri gelişmezse ve Türkiye’deki televizyon yayıncılığı yurt dışına aktarılmazsa bu cari açık ters tarafa büyüyor. Bahsetmek istediğim bir diğer nokta ise şu; daha önce farklı ortam ve platformlarda da fikri olarak söylediğim sonradan da devlet tarafından desteklenen callcenter yapıları vardır. Türkiye’deki IT sektöründeki işsizlik açığını ortadan kaldırabilen ve bunu da çok başarılı ve hızlı bir şekilde yapabilen call center’lardan bahsediyorum. Aynı şekilde devletin CDN’leri (Content Delivery Network) destekliyor olması lazım. Video da CDN’in en önemli parçalarından biri. Her video CDN ile ilgilenmeyebilir ama CDN’lerin büyük bir çoğunluğu sadece video için çalışıyorlar.

Altı sene içerisinde iki tane IPTV platformumuz oluştu. Türkiye’deki servis sağlayıcı pazarının en büyüğü Türk Telekom bu işin içine girdi. Super Online’da bu işin içine girdikten sonra yeniden ikinci büyük servis sağlayıcı konumuna geldi. Dolayısıyla Türkiye’de bu konuda iyi bir çalışma olduğunu söyleyebiliriz. Altyapıda ne yazık ki ADSL teknolojilerine yapılan yatırım sebebiyle geri kalmış durumda. Yakın geçmişte şayet ADSL yerine fiber teknolojilere yatırım yapmış olsaydık bugün yaşadığımız sıkıntıları yaşamamış olacaktık. Şuanda ADSL’den fiber teknolojilerine geçiş süreci içerisindeyiz. Bu noktadan bakıldığında Türkiye kötü bir noktada değil ama daha iyi olabilirdi.

Sizce IPTV’nin gelişimi analog televizyona nasıl yansıyacak?

İnternetçilerin çokça kullandığı Türkçesi’nin de ne demek olduğu konusunda çokta anlaşamadığımız disturp kelimesi var. Bir sektöre girdiği zaman bakış açısını ve iş modelini değiştiriyor. Geleneksel TV’de bakış açısı; izleyici parasız ürün alır, bu TV’ye aynı zamanda kamu görevi yükler, arka tarafta reklamcılar sponsor olarak yer alır ve yayın akışı vardır. IPTV ve IPTV ile birlikte oluşan dünyada internet televizyonu ve OTT teknolojilerine baktığımız zaman; izleyici bir bedel ödüyor. Bir internet altyapısı için ödeme yapıyor, ayrıca şuanda Netflix ve benzeri OTT teknolojilerinde içerik için de para ödemeye başladı. Youtube parasız diye biliyoruz ama Youtube’nin Red diye bir projesi var. Bu projede reklam gelmiyor size, sadece içeriği seyredebiliyorsunuz ama bunun karşılığında da siz bir bedel ödüyorsunuz. İçeriğin bedelli olması konusu artık bir değişim sürecinde. Ayrıca, bu noktadan bakıldığı zaman kamu görevi kavramı kalmadı. Youtube gibi kanallardan bahsettiğimizde, bin-iki bin kişi tarafından izlenecek ve o hedef kitle sayesinde de kendisini var edebilen kanallar oluşmaya başladı. Aslında kanalların çoğalmasıyla geleneksel TV’lerde de fragmentation (parçalanma) oluşmaya başladı. Kimse bunu dile getirmek istemese de hedef kitlesi bin-üç bin aralığında seyreden kanallar var artık. Eğer parçalanma bu noktadaysa artık kamu spotu yapamazsınız, anons yapamazsınız. Kısaca televizyonculuğun kamu görevi bitmiştir. Sponsorlar ve reklamlar kısmına bakarsak; televizyon camiasında milyon dolarlardan bahsediyorduk. Şimdi mahalle köşesindeki bakkal Mehmet Efendi bile kendi mahallesindeki Youtube grubuna reklam çıkabilecek hale geldi. Dolayısıyla reklam veren anlayışımız değişti. Lineer yayın, nonlineeri de aşan tam olarak açıklamakta bile zorluk çekeceğimiz interaktif yayın akışları daha da ilerisi Snapchat’ten başka bir bakış açısı geldi. Tüm bu açılardan bakarsak internet televizyonculuğunun her açıdan geleneksel televizyonculuğu değiştirdiğini görüyoruz.

Hedef kitle açısından durumu değerlendirirsek geleceğin televizyonculuk yapısı nasıl olacak? İzleyicinin daha etkin olduğu bir televizyon yapısından bahsedebilecek miyiz?

Gittiğim yerlerde soruyorum “Televizyon izliyor musunuz?” diye ve aldığım cevap çoğunlukla “hayır” Peki, ne izliyorsunuz dediğimde cevap dizi. Bunun nereden izlendiği ortada Netflix. Bir diğer sorum şu oluyor; o televizyon değil mi? Televizyonculuk bence analogdan dijitale doğru kaydı ve bu hızla devam ediyor. Esasen insanlar şuanda ne izlediklerinin farkında bile olmadan televizyon izliyorlar. Televizyona olan ilginin ve bu alışkanlığın azalması mümkün değil. Hatta artış yaşanacağını düşünüyorum ama içerikte bu doğrultuda zenginleşecek. Çünkü televizyonlarda kendilerini hızlı bir şekilde revize ediyorlar. Çok az hedef kitlesi olan kanallarda bu hacimlerini korumak isteyecekler. Bu yüzden de hedef kitlesinin istediği içeriği oluşturmaya mecbur kalacak. Eskiden kanalda yayınlanan bir şey bizi rahatsız ediyorsa RTÜK’ü arıyorduk. Şimdi ne yapıyoruz; kanalın kendisini arıyoruz. Geçmişte şikayet oranı çok yüksekken dikkate alırken artık birkaç kişinin şikayet etmesi yeterli oluyor. Yeni dünyada şikayetin gücü artmış olacak. Ayrıca televizyondan halka giden mesaj kültüründen tam tersi kültüre doğru hızla gidiyoruz. Bu sadece televizyon için de geçerli değil, gazeteler, radyolar kısaca internet üzerindeki her yapı için konuşuyoruz bunu. Feedback (geri bildirim) artık öyle bir noktaya geldi ki medyayı ve mesajı geçti.

Bir tarafta lisanslama bedelleri başta olmak üzere pek çok gider kalemine sahip geleneksel televizyon yayıncılığı söz konusu. Doğal olarak da reklam bedelleri yüksek. Diğer tarafta ise çok daha makul rakamlarla varlığını sürdüren ve reklam bedelleri de çok daha cüzi olan bir yapı var…

Bu soruya şu sorudan bakmamız daha doğru; Telekom, televizyonculuğa göre çok daha dijital bir sektör. Bunların yaşadıkları sorunlar da şöyle; lisans alabilmek için ihalelere girip tabiri caizse ecel terleri döküyorlar, milyonlarca doları harcıyorlar. Lakin WhatsApp diye bir şey çıkıyor, sisteme birden dahil oluyor ve hacimsel olarak operatörlerden çok daha büyük paya sahip oluyor. WhatsApp’ın toplam çalışan sayısı 15’tir. Peki, Türk Telekom’da kaç kişi çalışıyor; 30 bin civarında. Doğal bir refleks olarak operatörler bu durumdan rahatsız oldular, devlete kapatılması hususunda baskı uyguladılar. Kapatılabilir miydi, evet, mümkündü. Asıl soru şu; bu doğru olur muydu? Bu gelişmeler doğrultusunda Turkcell BİP adlı bir uygulama çıkardı ve BİP Türk ihtiyacını çok daha fazla karşılayan bir uygulama. Sonuç olarak ortaya çıkan ürün rekabetçi ve yenilikçi oldu. Türkiye’deki geleneksel mecraların yapması gereken bu zaten.

 

Atıf Ünaldı kimdir?

23 Aralık 1973 tarihinde doğdu. Boğaziçi Üniversitesinde Fizik Bölümü’nde eğitim aldığı yıllarda Türkiye’de ilk kez iki bilgisayarı telefon hatları üzerinden konuşturan BBS sistemini kurarak, Türkiye’deki ilk internet ağını oluşturmuştur. 1992–1994 yılları arasında Radyo D’de (Radyo Kulüp), “Farenin Kuyruğu” adlı yine Türkiye’deki ilk internet ve bilgisayar informasyon programını yaparak başka bir ilke daha imzasını attı. 1994 senesinde Kanal D televizyonunda her gece canlı yayınlanan RadyoNet adlı programın sunuculuğunu, yapımcılığını ve gece yayını sorumluluğunu üstlenmiştir. Bu program Türkiye’de tamamı canlı bilgisayar görüntülerinden oluşan ilk programı olmuştur. 1994 – 1996 seneleri içinde Anadolu.Net isimli Türkiye’nin ilk internet servis sağlayıcısının Genel Müdürlüğünü üstlenmiştir. 1996 – 1997 yılları içinde 1’inci Dünya Hava Oyunlarının internet süpervizörlüğünü yapmış, bu esnada sporcuların internet ve intranet üzerinden kayıt sistemlerini gerçekleştirmiştir. 1998 yılında Sabah Grubunun internet süpervizörlüğünü de üstlenmiş ve Sabah Kitapları’nın internet üzerinden satışına dair yapılan projeye de danışmanlık yapmıştır. Yine aynı yıl içinde Milliyet Grubuna bağlı Net Dergisinde Yeni Ufuklar adlı köşeyi yazmıştır. 1999 yılında ise İhlas.Net’in webmaster’lığı görevini üstlenmiş ve İhlas.Net portalini projelendirmiş ve yönetmiştir. Yine aynı yılda Sabah Grubuna bağlı bilişim sektör dergisi Pcweek’te köşe yazarlığı yapmıştır. Bu esnada Artmedya isminde bir webtasarım şirketi kuran Ünaldı, BRT televizyonunda yayınlanan, yapımcısı olduğu GeceNet adlı bir internet magazin talk show programını hazırlamış ve Romina Özipekçi ile birlikte sunmuştur. Daha sonra Akşam grubu tarafından çıkarılan C@nteen dergisinde bir yıl kadar köşe yazarlığı yapmış aynı dönemlerde bir yıl kadar İstanbul Üniversitesi Seramik Bölümünde Web tasarımı konusunda dersler vermiştir. İnterprobil grubunun kurulmasıyla C@nteen’deki görevinden ayrılan Ünaldı, EkoTimes dergisinin kuruluşundan son gününe kadar dergide köşe yazarlığı ve bilişim editörlüğü görevini üstlendi. Bu dönemde Computerlife Dergisinin de köşe yazarlığı görevinde bulundu. Daha sonra Finansal Forum Gazetesinde her çarşamba bilişim sayfalarında köşe yazarlığı ve editörlük yaptı. Buybye.com’un marka danışmanlığını yapan Ünaldı, daha sonra Technology Channel’da TRON adlı programın yapımcılığını ve sunuculuğunu gerçekleştirdi. 2004 Aralık ayı itibariyle Star Medya Grubu’nda IT Direktörlüğü görevini üstlenen Ünaldı, aynı dönemde Star gazetesinin STARTEK ekinin Yayın Yönetmenliğini de yürüttü. Daha sonra Rock Fm’de Teknorock programını yapan Ünaldı aynı zamanda Kanal D ve Star Tv’nin İnternet Müdürlüğünü üstlendi. Doğan TV Grubu özel projeler danışmanlığı görevinde de bulunan Atıf Ünaldı, PCMagazin dergisinde köşe yazarlığı yaptı. Microsoft’un desteklediği Sitebuilders adlı grubun kurucularından olan Ünaldı, tüm Türkiye’de bu grupla “web tasarımı”, “mobil internet”, “e-ticaret”, “internet reklamcılığı” gibi konularda konferanslar, seminerler, açık oturumlar düzenledi. Uluslararası fon yönetim şirketi GEM grubun Türkiye’deki iştirakleri arasındaki İnfoKarma kanalında “a.t.f. ile teknoloji gündemi” programının yapım ve sunuculuğunu gerçekleştiren Ünaldı, aynı zamanda Kral Tv’de Netizen isimli infotainment programının yapımcı ve sunuculuğunu yürüttü. Çeşitli kuruluşlara danışmanlık desteği veren Ünaldı, pazar günleri yayınlanan Akşam Gazetesi teknoloji bölümünü planladı ve yazdı. İki yıl süreyle AIRPORT TV’de her perşembe canlı yayınlanan Technotalk programının yapımcı ve sunuculuğunu gerçekleştirdi. Atıf Ünaldı, T3 dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini gerçekleştirdi. Ünaldı; Demet Sabancı ile MediaSa’da World Travel Channel’ın kurulumu görevinin arkasından da DemSA’da ModaGurusu.com projesinin geliştirilmesinde bulundu. Keskin Keskinoğlu ile keskinoglu.tv projesinde çalıştı. Ünaldı; şu an aralarında ITKIB gibi kurumların bulunduğu şirketlere IT, Online İtibar Yönetimi ve IPTV konularında danışmanlık yapıyor. Sosyal projelerde de bulunan Atıf Ünaldı, şu an IPTV Derneği Başkanı ve YEKON, eticad gibi STK’larda da aktif görevlerde bulunuyor.