Dijitalleşme bir yaşam kültürü olabilir mi?

Ancak galiba bunun özellikle teknolojiyi bir profesyonellik konusu yapmamış sadece tüketici olarak yaşayanlar için bir anlamı var. Ancak hayat bu kadar hızlı ilerlerken sadece kullandığımız cihazlar değil onların etkileşimi olarak hayata bakış şeklimiz ve paradigmalarımız da değişiyor. Bunu ilk olarak, yıllar önce bir arkadaşım çocuğunun televizyon kanallarını, ekranı sola iterek değiştirmeye çalışması üzerinden anlattığında fark etmiştim. Burada “dijital yerli” bir çocuğun hayata bakışının nasıl değiştiğini, ekranı dokunulabilir algıladığını(hatırlarsınız bizim çocukluğumuzda ekranlar tüplü olduğundan dokunulmazdı), yandan bir diğer kanalın çıkabileceğini hissettiğini görüyoruz (sağolsun tablet kullanıcı arabirimleri).İki paradigma değişikliğinin etkisi bir masum hareketle kendisini açığa çıkarıyor. Bu bize _özellikle bizim yaşımızdakilere_ değişikliklere daha hızlı uyum gösterme zorunluluğunu çok net açığa vuran bir sonuç. Kısa dönemde birçok değişikliği eğer kullanmıyorsak yavaş yavaş (yaşımız genç olsa da) hayatın dışında kalabileceğimizi söyleyebiliriz.

Mesela yakın bir zamanda aracında trafik bilgisi veren navigasyon cihazı kullanmayan kimsenin kalmadığını göreceksiniz. Gittiğiniz toplantılarda tablet kullanmayanların önce sayısı azalacak sonra kalanlar bir anda yok olacak. Bu arada önce teknoloji kullanmam diyenler yok olacak, sonra kağıdın dokusu ve kokusu var ama diyenlerin sayısı azalacak ve sonra bitecek. Elimizdeki tek analog telefon ev telefonları önce ev içinde dijitalleşecek ( ben evde fritz kullanıyorum ), sonra voip (voice over ip) ye dönecek. Daha sonra da tek hat olacak ( iyi bir örnek google voice ).

Televizyon alışkanlıklarımız da çok hızlı değişecek. Önce analog platformlar, sonra dijital platformlar iptv’ye dönüşecek. ( Türkiye’de şu an tivibu ve yakında gelecek TurkcellTV ) Daha sonra smart tv’ler üzerinden programlar aracılığı ile yayın almaya başlayacağız. Sonra ise OTT (Over The Top) TV’lere alışmaya başlayacağız. (google tv ve apple tv gibi) Önce evimizde televizyon seyrettiğimiz ekranların sayısı her odaya yayılacak.

Sonra yayınlar ve kanallar kişiselleşecek. Aynı ekrandan herkes farklı kanalları seyretmeye başlayacak (cloud tv’ler). Ekranlardan beklentilerimiz de değişecek. Önce twitter, facebook’a bağlanmak gibi nafile bir çalışma olacak.

Sonra bu bağlantılar daha native programlar haline gelecek. ( firefox’un browser’ının başka siteleri gezerken facebook mesajlarını göstermesi gibi) Daha sonra e-devlet, bankacılık gibi uygulamaların televizyon kumandanızdan yapıldığını görmeye başlayacaksınız. e-Devlet projelerinin kullanımı işte bu şekilde yükselmeye başlayacak. e-Posta kullanımının da giderek arttığını görüyor olacağız.

Evinizdeki yazıcıya basılmasını istediğiniz dosyaları mailleyebiliyor olacaksınız. Televizyonunuza programı kaydetmesini, kombinize çalışmasını hep mail ile bildiriyor olacağız.

Eve geldiğinizde kapınızı telefonunuz açacak. (NFC uygulamaları) Aydınlatmayı önce telefonunuzla sonra beyninizle kumanda edeceksiniz. (http://www.plxwave.com/)

İlk anlarda 3DTV’ler gibi, beyin dalgaları sistemleri de aparatlar kullanacaklar ancak daha sonra aparatsız kumanda edilebilen cihazlar olduğunu göreceksiniz.

Bu yazıda size bahsettiğim her şey seri üretime geçmiş ürünler. Bu nedenle buna futuristik bir yazı dememiz mümkün değil. Ancak biran için evinizdeki aydınlatmayı, televizyonu beyninizle kumanda etmeyi hayal edin. Garip geliyor değil mi? İşte bunun sebebi, paradigmanın daha yerleşmemiş olması. Ancak gelecek dönemde İnsanoğlu’nun en büyük derdi bu yeni paradigmalara ayak uydurmak olacak. Nasıl ilk çağlarda güçlü olan, geçen yüzyılda hızlı olan kazandıysa bu yüzyılda da bu paradigmalara uyum sağlayanlar kazanacak. Uyum sağlamak zekanın işidir. Bu nedenle bu yeni çağa zekanın çağı da demek mümkün.