Ediz Hun, artık star kalmadı demiş. Aslında hiçbir şey eskisi gibi değil, tarzındaki bu yakarış, çok önemli bir analiz. Özellikle media sektörü ile ilgili konuşmalarımın en önemli maddesidir ‘fragmentation’. Eskiden iki haber degisinin etkisi ile kavrulan dergicilik şimdi erkek teknoloji dergisi, kadın sağlık dergisi gibi ciddi kırılımlara gitti. Bu kırılımlar tabii tirajları etkiledi. Aslında Ediz Hun’un işaret ettiği aynı kırılımın gösteri dünyasındaki yansımasıydı.

Son 15-20 yıl teknolojilerine baktığınızda benzer bir durumu çok net görüyoruz. 95 yılında IBM’in web sitesi değiştiğinde arkadaşlarımın haber vermek için yaşadıkları heyecanı şimdi hiçbir yeni teknolojide göremiyorum. Kaldı ki artık her teknoloji herkesi de ilgilendiirmiyor. Bitcoin bir para birimi olarak ortaya çıkmışken, artık sadece güvenlik ve bir kripto yöntemi olarak nasıl kullanılacağı konuşuluyor. Hatta belki birgün sadece dijital hediye çekleri ile pazarlama için kullanılacak. Kimbilir…

Herkesi kasıp kavuran dijital dönüşüm’de bence aynen böyle. Çok fazla şirket bu konuda çalışmalar yapıyor. Ancak başarısızlıkların büyük çounluğu stratejiden çok dijital dönüşümün yaygın olmadığı sektörlerde yapılması.

Şu an dijital dönüşümün gördüğüm en yaygın sektörü, perakende. Uzun zamandır eticaretin baskısı altında kalan perakende sektörü bütün ekosistemi ile dijital dönüşümün ilk dalgasının yıldızlarından olacağa benziyor.

Peki buraya nereden geldik?

Eticaret ile birlikte perakende sektörü baskılamaya başladı. Ancak farkında olmadıkları kendi problemlerinden bir fazlası eticaret sektöründe vardı. Eticaret ilk olarak konvansiyonel perakanede sektörüne dijital vitrin ve kasa mantığı ile başladı. Bu dönemde sitelerin büyük çoğunluğunun depoları vardı. Ancak bu depo operasyonu ciddi bir sorundu. Bundan kurtulmanın yolu Fransızlardan geldi. Private shopping ile önce talepleri alıp sonra malı alarak depo operasyonundan kurtulmaya çalıştırlar. Ancak bu ikinci büyük problemi daha da ciddi hale getirdi. Taşımacılık….

Ürünlerin tedarikçiden gelip tüketiciye ulaştırılması ciddi zaman almaya başlamıştı. Şu an eticaret siteleri click and brick mantığı ile mağazalar kuruyorlar. Bu mağazalar aslında üzerine bir vitrin bir de kasa konulmuş küçük depolar. Ancak taşıma problemi hala devam ediyor. İnternetten al mağazadan teslim al modeli ise eticaretin doğasına aykırı.

Bu nedenle eticaret ve perakende birlikte depo sorununu dijitalleşme ile çözmeye çalışıyor. Ancak deponun dijital hale getirilmesi için büyümesi gerekiyor. Büyüyen yapılar ise hantallaşıyor….

Her ne olursa olsun, eticaret sektörünün ‘dijitalleştirdiği’ taşımacılık ve depo yapıları, perakendecilerin işine yaradı. Şu an birçok zincir yapı depolarını mağazalarda tutarak ciddi avantajlar elde etti. Bu avantajların başında akışkan stok yönetimi geliyor. Çok zor olsa da özellikle tekstil sektöründe bunu gerçekleştiren markalar Türkiye’de bile var. Bu sayede de stok ve ürünlerini eticaret üzerinden önce Türkiye’deki flashsale ve pazaryeri yapılarına şimdi de dünyanın her yerindeki farklı eticaret sitelerine yollayabilir hale geldiler. Tabii her ülke de satışın farklı dinamikleri ve farklı ihtiyaçları var. Üstelik farklı para birimleri, farklı diller, farklı mevzuatlar, farklı taşımacılık yapıları, farklı gümrükler, farklı entegrasyonlar ve üstelik bunların tek bir yerden yönetilmesi gerçekten ciddi konular. Bunların üzerinde her pazaryerinin kendine özgü kuralları ve ülkelerin kültürleri de binince başlı başına bir iş ve sektör halini alıyor. Ciddi bir sistem oluşturmak önemli hale geliyor.

Ne yazık ki perakende sektörü büyümek için bu dağı aşmak zorunda. Hep kötü yanlarından bahsettik ama aslında gümrük  kapılarında gittikçe esnekleşen yapılar, mikro ihracat teşvikleri bu iş kolunu kolaylaştırıyor.

Perakende sektöründeki dijitalleşmenin tek noktası tabii ki satış ve dağıtım kanalları değil. Depolama ve taşımacılık alanında da ciddi gelişmeler oluyor. Bu gelişmelerin en önemlisi etiket sisteminin yerini alan RFID teknolojiisi. Bu hem ürünün takibini hem de depolanmasını kolaylaştırıyor. Bu tarafta da Türkiye’de dünya çapında çalışmalar olduğunu biliyoruz. Ancak sanırım üreticilerin bu alanda geldiği dijitalleşme bakış açısına, hedef sektörler (ör: tekstil) ne yazık ki daha gelemedi.