Paylaşım ekonomisi, bence gelecek 10 yılın en etkili ticari alanlarından biri olacak. Küçük uygulamalarını gördüğümüz bu iş yapış şekli, disruptive bakış açısını ve OTT iş anlayını da içinde bulundurmaktadır. Örnekse, devletin lisanslama yöntemi ile yürüttüğü turizm sektöründe otellerin yerini anlık kiralayabileceğiniz AirBNB evleri almakta. Bu koca bir “hospitality” sektörünün çalışma şeklini değitirmekte. Tabii bu yeni iş yapış şeklinin en büyük avantajı tüketicinin alım gücünü kaldıraçlaması. Elindeki minimum gelirle daha iyi hizmet almasını sağlaması. Uber bu alanda en iyi örneklerden biri. Elinizdeki küçücük bir parayla, şoförlü bir lüks aracın kısa bir süre sahibi oluyorsunuz. Hatta jet kiralama şirketlerine ayda 2000 dolar vererek limitsiz uçabileceğiniz jetler kiralayabiliyorsunuz. Tabii bu şirketlerin büyük çoğunluğu hem tüketici tarafında hem de iş yapış alanında yüksek teknoloji kullanıyorlar. Tüketici tarafında mobil uygulamalar, CRM altyapıları kullanılırken Uber’in sürücüsüz araç teknolojisini ilk kullanan girişimlerden biri olacağı herkes tarafından söyleniyor.

Paylaşım ekonomisinin şu an dünyadaki yayılışının tabii lokal ekonomide kötü bir etkisi de var. Uber örneğinden devam edersek, şoför yerli, tüketici yerli, araç o ülkede bulunuyor ama her işlem yaptığınızda bir global oyuncuya para kazandırıyorsunuz. İşte burada devletlerin faaliyete geçmesi gerekiyor. Ancak yasaklamak değil, özendirmek yöntemi ile. Hatta bu tip paylaşım ekonomisi üzerine iş yapan kurumların Türkiye’den globale ulaşması yönünde de.