Astrofizik hocam John Freely’i kaybettik, üzgünüm

İstanbul değerli bir hafızasını, Boğaziçi John Freely’yi kaybettiUzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi’nde ders veren, ‘’Evliyâ Çelebi’nin İstanbulu”, “Osmanlı Sarayı”, “İstanbul’un Bizans Anıtları”, “Cem Sultan”, “Işık Doğu’dan Yükselir”, “Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi” gibi Osmanlı ve İstanbul tarihiyle ilgili araştırma kitaplarıyla tanınan fizik profesörü John Freely’yi 20 Nisan 2017 tarihinde yitirdik.

1972’de yayınlanan ilk kitabı ‘’Strolling Through Istanbul: A Guide to The City’’ (İstanbul’u Gezmek İsteyenler İçin Bir Şehir Rehberi) bugün bile İstanbul üzerine yazılmış en kapsamlı eserlerden biri olarak kabul edilen John Freely, bir süredir yurtdışında tedavi görüyordu.
Freely’nin çoğu Osmanlı tarihi ve İstanbul üzerine, birçok dile de çevrilmiş 50’den fazla kitabı bulunuyor.
Kaybından derin üzüntü duyduğumuz John Freely’nin anısına, kendisiyle Boğaziçi’nden Haberler için 2015 yılının Mart ayında yaptığımız son söyleşiyi yeniden yayınlıyoruz:
 ‘’John Freely, sen İstanbul’un hafızasısın’’
New York’tan Burma’ya oradan Princeton’a, dünyanın farklı kentlerinde geçirilen yıllardan sonra sonunda İstanbul’a uzanan dolu dolu bir ömrün hikâyesi…
Yoksul bir çocukluk; savaşlara ve dünyanın geçirdiği büyük dönüşümlere tanıklık, 1960’larda henüz betonlaşmamış bir İstanbul’da yeni bir hayata başlangıç, Yaşar Kemal, Aliye Berger, Ömer Uluç gibi kültür hayatımızdan geçip giden nice değerle kurulan dostluklar…
89 yıllık bir ömre sığan başlıklardan yalnızca birkaçı.
Boğaziçi Üniversitesi’nin Robert Kolej’le başlayan 150 yılı aşkın tarihinde önemli dönemlere tanıklık etmiş olan John Freely ile geçmişe ve bugüne dair hafızasından süzülenleri konuşmak için buluşuyoruz.
Geçen onca yıla rağmen olağanüstü parlaklıktaki zekâsıyla zamana meydan okuyan John Freely ile en son üç yıl önce, duvarları eşi Dolores’in tablolarıyla dolu bu zarif ahşap evde görüşmüştük. Kısa bir hatırlatma yapıp kendimizi tanıtıyoruz. ‘’Hikâyemi zaten biliyorsunuz, baştan anlatmama gerek yok, değil mi’’ diye soruyor. Yaşayan bir efsanenin yaşam öyküsüne kayıtsız kalmak mümkün mü

Olağandışı bir yaşam öyküsü

Mezar kazıcılığı ve tramvay şoförlüğü yapan bir baba ile roman okumayı çok seven, temizlik görevlisi olarak çalışan bir annenin çocuğu olarak 1926 yılında New York’ta dünyaya geliyor Freely. Babası işsiz kalınca annesi onu asıl memleketi İrlanda’ya götürüyor. O yıllarda kimse okuma yazma bilmiyor, Freely’nin büyükannesi hariç… Büyükannesinin babası ise Kırım Savaşı’ndan dönerken İstanbul’u anlatan bir kitap getiriyor eve. John Freely’nin İstanbul ile tanışması daha çocuk yaşta eline aldığı işte bu kitap sayesinde oluyor.
Liseyi terk ederek denizci olmak için orduya katılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nda Çin ve Burma’da özel bir birlikte komandoluk yapıyor. Savaş bittiğinde lise diploması bile yok ama özel bir sınavla üniversiteye kabul ediliyor.
Oxford Üniversitesi’nde post doktora sırasında Ortaçağ Avrupası bilim dünyasının kapısını aralıyor. Çiçeği burnunda bir akademisyen olarak atıldığı bu yeni serüvende her zaman şu ilkeye inanıyor: ‘’Bilim, karanlık çağlardan bugüne Kopernik, Galileo ve Newton sayesinde hep bir devri daim halinde ilerler’’.
Doktora sonrası dünyanın önde gelen üniversitelerinde Princeton’da ders vermeye başlıyor. Princeton’dan bir arkadaşının tavsiyesi üzerine İstanbul’a geliyor ve Robert Kolej’de fizik dersleri vermeye başlıyor. 1970’lerde ise Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluş sürecine tanıklık ediyor ve bu defa derslerini üniversitede sürdürüyor. 1980’lerde dünyanın farklı kentlerinde yaşadıktan sonra 1993’te karısı ve üç çocuğuyla birlikte temelli İstanbul’a dönüyor ve bir daha hiç ayrılmıyor.
John Freely ile sohbetimiz, kendi doğal akışı içinde çocukluğundan üniversiteye, İstanbul’dan tanıdığı ünlü isimlere çok farklı konulara uzanıyor. Öyle sıra dışı insanlar ve onların benzersiz hikâyelerini biriktirmiş ki dağarcığında… Kaybettikleri için ‘’Onlar artık birer hayalet oldu’’ diyor.
 ‘’Yoksul bir aileden gelen bir köylüyüm ben. Bu yüzden her zaman sokaktaki insanlarla kendimi daha rahat hissettim. Entelektüellerle aram o kadar iyi olmadı. İstanbul’da en iyi arkadaşlarım taksi şoförleri oldu. Şevket Derviş’i tanır mısınız? Hisarüstü’nde doğmuştur, çok iyi bir fotoğrafçıdır. Hala taksi şoförlüğü yapar. En iyi dostlarımdan biridir’’. Karıncaezmez Şevki’yi hatırlatıyor sonra. Uzun yıllar İETT’de şoförlük yapmış olup, tek bir kaza bile yapmadığı için bu lakabı almış, aynı zamanda 60’lı yıllarda Galatasaray’ın efsane amigosu olan bir dönemin renkli simalarından Karıncaezmez Şevki ile dostluklarından bahsediyor.
Yaşar Kemal ile nasıl tanıştı?
John Freely’nin anlattığı en güzel hikâyelerden biri de kısa süre önce kaybettiğimiz edebiyat çınarımız Yaşar Kemal ile olan sıra dışı tanışma hikâyesi. Şair, çevirmen ve aynı zamanda Robert Kolej mezunu Cevat Çapan’ın evinde bir davette tanışıyorlar Yaşar Kemal ile. ‘’Kocaman, heybetli bir adamdı’’ diye anlatıyor. ‘’Ben o zamanlar gencim tabii, sakallarım böyle beyaz da değil, kızıldı. Yaşar Kemal beni gösteriyordu çevresindekilere. Sonra yanıma gelip sakalımı çekiştirdi gülerek. Ben de onun göğsüne vurdum şakayla. İşte böyle tanıştık ve sonra iyi dost olduk’’.
Freely’nin Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluş en önemli tanıklarından biri olarak kaleme aldığı ‘’A Bridge of Culture:Robert College /Boğaziçi University’’ How an American College Became a Turkish University’’ başlıklı kitap Boğaziçi Üniversitesi’nin tarihsel mirası hakkında bugüne dek yazılmış en kapsamlı çalışmaların başında geliyor. Sohbetimizin bir bölümünde bu kitap üzerine de konuşuyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi’nin bugün dünyanın en iyi eğitim programlarına sahip kurumlarından biri olmasının yanı sıra, Robert Kolej geleneğinin kültürel mirasının taşıyıcısı olduğunu söylüyor. Robert Kolej’in ilk kuruluş yıllarında 60 farklı ülkeden öğrenciye ev sahipliği yaptığını; akademik kadrosunun Amerikan üniversitelerinden doktora yapmış hocalardan oluştuğunu; öğrencilerinin Türkiye’nin farklı kentlerinden geldiğini anlatıyor. Öğrenci profilindeki zenginlikle beraber farklı kültürlerin, etnik kökenlerin ve inançların Boğaziçi’nde oluşturduğu birlikte yaşama kültürünün benzersiz olduğunu söylüyor.
‘’Buraya ilk geldiğimde öğrenciler arasında tek tük kız öğrenci vardı. 1964 yılında sayı epey artmıştı. O zamanlar 30’lu yaşlardaydım. Öğrencilerimle aramda çok büyük bir yaş farkı yoktu. Geçenlerde 1964 mezunlarıyla buluştuk. Şimdilerde onlar da 70’lerini sürdürüyor’’.
‘’Çok farklı sosyal sınıflardan öğrencilerim oldu’’
‘’Robert Kolej’e geldiğimde dikkatimi çeken bir şey daha olmuştu. Türkiye’nin her yerinden, yoksul ailelerin çocukları okumaya gelmişlerdi. Babası avukat, doktor olan çocuklar olduğu gibi babası dolmuş şoförü veya çoban olan çocuklar da vardı. Biliyorsunuz benim babam da mezar kazıcısıydı. Yoksul çocuklar hep daha zekilerdi çünkü onlar diğerlerinden daha fazla çalışmak zorundaydılar’’.
‘’Kolejin kurucusu Cyrus Hamlin de çok yoksul bir aileden geliyordu. O bir misyoner değil gerçek bir öğretmendi. Çocukları aydınlatmayı ilke edinmişti. Robert Koleji, Harvard College ile aynı ders programını uyguluyordu. Fizik, kimya, biyoloji, humanities dersleri vardı. Çok sayıda Rum, Ermeni, Yahudi, Rus ve Bulgar öğrencisi vardı okulun. Filistinli Arap öğrencilere düzenli burs verilirdi. 1906 Olimpiyatları’nda altın madalya kazanan üç atlet buradan mezun olmuş Rum öğrencilerdi. İlk Türk mezun ise Hüseyin Pektaş’tır’’.
Burada bir parantez açıp Pektaş’ın Sorbonne’da tarih bölümünde üç yıl okuduğunu; 1905 yılında Robert Kolej’e dönerek Tarih, Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptığını; hatta ünlü şair Tevfik Fikret’in yerine zaman zaman Robert Kolej’de derslerine girdiğini ve ardından milletvekilliği yaptığını ekleyelim.
Kültür ve düşün insanları burada yetişti
‘’Robert Kolej ve devamında Boğaziçi Üniversitesi’nden çok değerli düşün ve sanat insanları yetişti. Sıra dışı öğrencilerimiz vardı. O yıllarda okul adeta şehrin en önemli kültür merkeziydi. Tiyatrolar gelir, konserler verilirdi. 1962 senesinde okula Âşık Veysel geldi ve bir konser verdi. Kara Toprak’ı çalarken oditoryumda oturacak yer kalmamıştı. Ben de oradaydım ve Veysel ile tanıştım’’.
‘’1960’lar aynı zamanda İstanbul’da gecekondular inşa edilmeye başlamıştı. Anadolu’dan göçlerle şehir büyük bir değişimin eşiğindeydi. Yeni Armutlu, Hisarüstü gibi mahalleler oluşmaya başlamıştı. Yeni Armutlu’da yıllar evvel her pazar pikniğe giderdik. Boğaz’da sandalla geziye çıkardık’’.
İstanbul’u ve Osmanlı’yı anlatan en derinlikli kitapları O yazdı
Hafızasından süzülenleri dinlerken fizik ve astronomi alanındaki uzmanlığına rağmen edebiyat, tarih, sinema gibi alanlara da her zaman ilgiyle yaklaştığını; hatta kendi mesleği dışındaki alanlara dair daha fazla eser ürettiğini düşünüyoruz. İlk kitabı Strolling Through Istanbul: A guide to the city (İstanbul’u Gezmek İsteyenler İçin Bir Şehir Rehberi) 1972’de yayınlanıyor ve bugün bile İstanbul’u anlatan en kapsamlı rehber kitap olarak biliniyor. Alaaddin’in Lambası, Prens Adaları, Kayıp Mesih Sabetay Sevi’nin İzini Sürerken, Saltanat Şehri İstanbul, Osmanlı Sarayı/ Bir Hanedanlığın Öyküsü, İstanbul’un Bizans Anıtları, Cem Sultan/ Rönesans Avrupası’nda Tutsak Bir Şehzade, Evliya Çelebi’nin İstanbul’u Freely’in yazdığı 50’den fazla kitaptan sadece birkaçı.
Geçtiğimiz aylarda Boğaziçi Chronicles programı çerçevesinde Boğaziçi Üniversitesi’nin misafiri olan ünlü Arjantinli yazar Alberto Manguel de İstanbul hakkında yazılan en iyi kitaplar listesinin başında Freely’nin ‘’The Imperial City’’ (Saltanat Şehri İstanbul) adlı kitabının geldiğini söylemişti.
Freely’yi Osmanlı üzerine yazan tarih yazarlarından ayıran en önemli özellik ise, tarihi olgularla o dönemin günlük hayatı arasındaki keskin çizgileri kaldırarak, Osmanlı tarihini salt bir siyasi tarih olarak yansıtmayıp; yaşamın içinden ritüelleriyle devrin sultanlarının insani yönleriyle Osmanlı’yı anlama çabası sunan, hümanist bir perspektif çizmesi.
Freely’nin enerjisi bitmek bilmiyor; yeni kitap yolda
Eserleri çok sayıda dile çevrilen ve çoğunun baskısı tükendiği için artık nadide eserler arasında gösterilen Freely, yeni kitap projeleri olduğunu söylüyor. Bunlardan biri Hisarüstü ve Boğaziçi Üniversitesi’nin tarihini konu alan ‘’Our Village Our University’’ adını taşıyor ve yakında Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nden çıkacak.
John Freely tek kelimeyle benzersiz bir hayat adamı, akademisyen, yazar, bilge, modern bir Evliya Çelebi… Sokakla, hayatla ilişkisi her daim canlı, dünyayla bağı bugün bile son derece güncel. Örneğin eğitim sisteminden bahsederken, yetişkin eğitiminin ne denli önemli olduğundan bahsediyor ve ABD’de yoksul insanların bile gece okullarına gittiğini anlatıyor. Türkiye için böyle bir sistemin eksikliğinden dem vuruyor. Ya da İstanbul’dan ve kentsel dönüşümden bahsederken, Boğaz’ın karakteristiği olan ahşap evlerin zaman içinde birer birer nasıl yok olduğunu hatırlatıyor.
Tıpkı kentin bir zaman sakinleri olan Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin, çingenelerinin yok olduğu gibi. Yine de, İstanbul’un her şeye rağmen dünyanın hiçbir kentine benzemediğini düşünüyor. Kente duyduğu tutkuyla yeni kitaplar yazacağını söylüyor. Yakın dostlarından biri olan ressam Ömer Uluç’un bir vakitler dediği gibi ‘’John, sen İstanbul’un hafızasısın’’.
89 yaşını sürdüren John Freely bugün de hafızamız olmaya devam ediyor.
Haber: Ö. Duygu Durgun /Kurumsal İletişim Ofisi
Tarih: 20 Nisan 2017