Yeni nesil televizyonlar ile ilişkim Doğan TV Holding’de bulunduğum dönemlerde Youtube’ün reklam gelirlerini durdurmak için çözüm üretme beklentimiz ile başladı. O dönemde gelen tehdidi engellemenin tek yolu benzer bir yapı oluşturmaktı. İşte NetD bu konuda yapılması gerektiğini düündüğüm ancak ben ayrıldıktan sonra yanlış şekilde gerçekleştirilmiş bir projedir. Zaten çok uzun süre de faaliyetini sürdüremedi. 
IPTV derneği başkanı olarak daha sonra Netflix’den kaynaklanacak tehdid konusunda da RTÜK bize danıştı. Benim her zaman arkasında durduğum bir yaklaşım olarak IPTV sektöründeki durumun yaşanmaması adına bir korumanın getirilmemesi yolunda görüş bildirdim. Türkiye’de OTT TV sektörünün liberalleşmesinin asıl sebebi budur. Her ne kadar ne Netflix ne de BLU ve Puhu TV’den bu konuda bir teşekkür gelmemiş olsa da ben sektörün önemli bir problemini bu şekilde çözdüğümüzü ve varlıklarını sürdürmeleri yolunda iyi bir aksiyon aldığımı düşünüyorum. 

DSmart projesinde birlikte çalıştığımız son derece değerli dostlarımdan Erdoğan Şimşek, bana BLU TV’de yaptıklarını anlattığında, teknik sorunların çözülmesinin aslında içerik eksiklikleri ve pazarlama alanında pek de yardımcı olmadığını iletmiştim. 

Puhu TV ise tam da bu zamanlarda ortaya çıktı. Ben de geçen hafta Puhu TV’yi bütün işlevleri ile inceledim. Neyi doğru neyi yanlış yapıyorlar, bu bakış açısı ile nasıl bir sonuç alırlar, neleri değiştirmeleri gerekiyor…

Gerek Puhu Tv, gerekse BLU TV Netflix’in House of Cards projesi gibi bir proje yaratıp onun üzerinden pazarlama ve izleyici çekmeyi planlıyorlar. Bu büyük bir yanlış! Zira Netflx’in Kevin Spacey ile anlaştığı topraklardaki televizyon sektörü ile şu an Türkiye’de yaşananlar hiç de aynı değil. Merak edenler The Telegraph youtube hesabından o dönemin televizyon sektörünü Kevin Spacey’nin ağzından dinleyebilirler. ( https://tinyurl.com/otttvders1 )

Türkiye’de ise televizyon endüstrisi böyle işlemiyor. Yani kötü haber, ne Haluk Bilginer ne de Ozan Güven, bir Kevin Spacey olamayacak. Ne de Fi bir House of Cards… Üstelik çok ciddi bir sorun var. Özellikle Puhu Tv’nin gerek Android gerekse Apple Store’larında uygulamalara gelen eleştirilerin en önemlisi sık çıkan reklamlar. 

Puhu TV Android cihazlarda neredeyse 6 dakika da bir reklam kuşağına geçiyormuş. Bu bir dizinin izlenmesini neredeyse imkansız hale getirir. Bu yetmiyormuş gibi bir de dizinin senaryosunda ürün yerleştirmeler var. Serenay Sarıkaya mutfakta çalışırken bir anda üzerindeki kıyafeti çamaşır makinesine atma ihtiyacı duyuyor ve çalışır durumdaki makineye çamaşırı atıyor. Çekimleri OTT TV kullanıcılarının (ki kitlenin sosyo ekonomik durumunu biliyorsunuz) zekaları ile dalga geçer gibi. Kurgu ve olaylarla hiç ilgisi yokken bir anda makineye zoom yapıldığını görüyorsunuz. Bu ve diğer bütün ürün yerleştirmeleri tasvirimi mazur görün ama tam ‘Kör parmağın gözüne’…

Yani Puhu TV, pazarlama yöntemini değiştirmeli, tek dizi ile gitmek yerine katma değerli servisler üretmeli. Türk televizyon izleyicisi, eskileri seyretmekten hoşlanır. Kanal 7, CNBC gibi kanallar bu sayede var oldular, tanındılar, büyüdüler. Son dönemde TRT arşivinin açılması ile Orhan Boran’lardan birçok içeriğe sosyal medyaya işgalinin sebebi tam olarak budur. 

Gelelim websitesine ve oluşurulan markaya. OTT TV’lerin mutlaka televizyona erişmesi gerekmektedir. Bu noktada Apple TV uygulaması Puhu TV’yi çok hızlı öne çıkarıyor. Ancak ne yazık ki, ‘store’larda tanıtımlar çoğunlukla markanın vaadini değil, dizinin tanıtımını yapıyor. Bu da dijital bir platformun yapacağı en büyük ikinci hata. Olması gereken çok dilli ve en azından yakın ülkelerde televizyon izleme alışkanlıklarını göz önüne alan bir pazarlama stratejisi. Puhu TV’nin şu an bunun çok uzağında olduğunu düşünüyorum. 

Yıllar önce TİVİBU ekibine neden filmleri abonelik sistemi ile satmadıklarını sormuştum. O dönemde verdiğim önerilerden sadece ikisi, alttaki reklamlara kısa yol atama ve interaktif videoplexer’ı uygulayabilmiş ne yazık ki abonelik sistemini uygulayamamışlardı. Daha sonra gelen Netflix bu iş modeli üzerinden şu anda Türkiye’de de pazarı ele geçirmeye başladı. Bunu pazarı korumak için oluşturulacak mevzuatlarla geçmek mümkün değil. Olması gereken inovatif katma değerli servisler, net bir marka vaadi, etkileşimli ve güçlü bir içerik. Bunlar olmadan televizyon sektöründe ne lokal ne de global bir oyuncu olmak mümkün değil. 

Bu arada stratejik kararlarda sadece Türkiye değil bölgenin ihtiyaçlarını da öngörmek gerekiyor. Basit pazarlama yöntemleri ile anlık, sadakatsiz kullanıcılar kazanmak yerine, uzun vadeli, sadık kullanıcılara ulaşmak gerekiyor.