Rekabet Kurumu’nun mart 2017’de yayınladığı ‘Dijitalleşme ve yakınsama bağlamında televizyon yayıncılığı sektör incelemesi raporu’ bu hafta içinde elime geçti. Raporun tamamına https://atifunaldi.files.wordpress.com/2017/05/rkrapor.pdf adresinden ulaşabilirsiniz. 
180- 190 sayfa olan rapor aslında bir süre önceYeditepe Üniversitesinde kamu görevlileri ve akademisyenlerle gerçekleştirdiğimiz çalıştayın neredeyse bir benzeri. Ancak sonuçlar bizim ulaştığımız noktanın hayli gerisinde. Çalıştay sonuçlarına ulaşmak için https://tinyurl.com/atifunaldikitap adresinden yararlanabilirsiniz. 

Gelelim raporun içeriğine. Üzücü olan bu raporun aslında 2015 yılında çıkmış olan bir raporun güncellenmesi niteliğinde olması. İnternet temelli televizyon teknolojileri o kadar hızlı değişiyorki, IPTV nedir? kitabımda yazdıklarımın neredeyse hiçbir kısmını OTT teknolojilerini anlattığım kitabımda kullanma imkanım olmadı. Şu an ‘Televizyon teknolojilerinde doping etkisi’ isimli kitabımı yeniden yayınlayacak olsam, yine özellikle sektör ve iş modelleri kısmını baştan sona değiştirirdim. 

Bu nedenle özellikle televizyon teknolojilerini çalışma alanı seçenlerin kendilerini 1-2 yıl içinde mutlaka tamamen yenilemeleri gerektiğini düşünüyorum. 

Kaldı ki; raporun özellikle IPTV’nin gelişimi ile ilgili kısmında, operatörler arası hizmet verebilen bir beklentisi var ki; bu neredeyse bütün tanımlara aykırı. Zaten bunu gerçekleştiren teknoloji artık IPTV değil OTT TV oluyor. Tabii tahmin ediyorum raportörler, OTT TV’yi bir paytv yani ödemeli bir televizyon yaklaşımı olarak değerlendiriyorlar. Peki Apple TV üzerinden gerçekleşen ve gittikçe artan canlı yayınları nasıl tanımlayacağız? Raporda bu konuda bi bilgi yok. Zaten bu nedenle de tanımların baştan yanlış yapıldığı fikrindeyim. 

Bu yanlış tanımlama sektörel analizde de kendini gösteriyor. Her çekik gözlüyü Japon zannedenler gibi internet üzerinden yayın yapan televizyonları IPTV, OTT TV ve internet TV diye bölme noktasında ciddi hatalar yapılmış. Eski usül, iş modeli açısından ayırmaya çalışılmış. Ancak yeni dünyada iş modellerinden ziyade önemli olanın teknolojik yaklaşım olduğu görmezden gelinmiş. 

Raporun en dikkat çekici iki klişesi arasında beni en çok üzen korsan internet temelli televizyon teknolojilerinin gelişmemesine sebep olarak korsanın gösterilmesi. Sektörün tam ortasından birisi olarak bu konuda en büyük problem IPTV kanalları için alınması gereken lisansla ilgilidir. IPTV derneğinin yaptığı lobi faaliyetleri sonucu lisans bedelleri 5 yıl için 10.000 TL gibi son derece makulken birgün bir sebeple, IPTV yönetmeliği kablolu tv yönetmeliğinin içine alınarak, bu bedel neredeyse 25 katına çıkarılmıştır. Bu IPTV platformlarına içerik üretecek kanalların oluşmasını engellemiş, IPTV ile dijital platformlar arasındaki farklılaşmayı dijital platformlar lehine arttırmıştır. 

Raporda ne yazık ki yanlış analiz edilen konulardan biri de budur. Dijital platform pazarının en büyüğü bu sebepten dolayı pazarın rekabetçi yapısına engel olmaktadır. Yoksa bu yaklaşım raporda yazılan şekilde gerçeklememektedir. 

Raporun ikinci ciddi klişesi ise, futbolun hala televizyonların en çok izlenen içeriği olduğu bilgisidir. Netflix’in önlenemez yükselişinde bırakın futbolu sporun hiçbir etkisi yokken, hala spor içeriği üzerinden hesap yapmak, komik ve anlamsızdır. Spor içeriği gerçekten bu kadar büyük bir ekonomiye sahip olsa Netflix yerine ESPN markasını biliyor olurduk. Kaldı ki spor içerikleri arasında da futbol içeriği izleyicisi, düşük ekonomik sınıfta olduğundan alım gücü azdır. Özellikle paytv alanındaki en büyük ekonomi MMA (mixed martial arts) alanındadır. En çok satılan içerik ise UFC’dir.

Bu bilgiler ışığında raporun sonuç kısmına baktığımda, özellikle OTT TV konusunda pazarın regüle edilmesi gerektiği ve internet temelli televizyonlara pozitif yönde ayrımcılık yapılması önerisine de katılmıyorum. Pazarın regüle edilmesi ile başlayan iyiniyetli yaklaşımın devamında lokal içerik sağlayıcılara korumacı bir yaklaşımın geleceğinden korkuyorum. Zira bu tür yaklaşımlar liberal pazarın oluşmasının önünü kapatıror. Bu da vatandaşın daha kötü hizmet almasına sebep oluyor. Bu nedenle burada doğru olanın teşviklerin uzun süreli ve lokal içerik sahibini güçlendirecek şekilde düzenlenmesi olabilir. Tabii bu gerçekten şartsa!

Daha önce Avrupa Komisyonlarında ‘digital single market’ altında yaptığımız çalışmada, bu konuların hepsi gündeme gelip, tartışıldı. Ancak önceliğin çocukların korunması olduğuna karar verdik. Bu nedenle özellikle yetişkin içeriğin, çocuk içeriği ileaynı platform üzerinde bulunmaması gibi daha çok içerikle ilgili kararlar aldık. 

Çeşitli seferlerde yazıyorum konu açılmışken, BTK ile RTÜK’ün birleşmesi ve başına konuyla ilgili bir STK yöneticisinin gelmesi hatta danışma kurulunun da STK yöneticilerinden oluşması gerektiğini düşünüyorum. Bu dünyanın her yerinde böyledir!