Asıl soru bu değil. Asıl soruyu sormak için yakın zamanda aramızdan ayrılan Jack Trout’un konumlandırmasını yapmak lazım. Markafoni bir perakende zinciri. Ancak perakende zincirleri arasında farklılaşmak için web sitesi, mailing yani teknolojiyi kullanıyor. Yani teknoloji bu perakende zincirinin güçlü tarafı. Bunun dışındaki “private shopping”den kaynaklanan yüksek alım güçlü sadık müşteriye sahip olma durumu, Türkiye’de veri güvenliğinin acınası durumundan dolayı kısa zamanda aşıldı.
Geçenlerde facebook’da Markafoni arkasından da Bukoli’nin neden kapandığı ile ilgili bir soru sordum. Çok güzel cevaplar aldım. Duygu Dervişoğlu, satışın en önemli sebebinin “private shopping” sitelerinin dünyadaki genel düşüşü ve çalışanların hepsiburada.com’a kaptırılması olarak iletirken, Serkan Uzun yüksek kurların olduğu bir dönemde ihracatı planlamayan bir yapının başarısının mümkün olmadığını söylemesi dikkatimi çekti. 

Eylem Cülcüoğlu, dönemin pazaryerlerinde ürün satmak oluğunu söylerken, Cengiz Zorgörmez, uzun uzun özellikle tekstil pazarının, bu web sitelerinden nasıl etkilendiğini harika bir analiz ile yazmış. Özetlersek, piyasada üretim fazlası ürünlerin azalmasından, iade oranlarının yükselmesine kadar birçok parametrenin Markafoni’nin bu gidişatında etkisi olduğunu yazmış. Sonuç olarak da bunun tek bir hataya bağlanamayacağı konusunda herkes hem fikir olmuş. 

Tam okumayı bitiriyordum ki Seagate’in eski ülke müdürü sevgili İpek Binyıldız’ın 8-9 kelimelik yorumuna denk geldim. “Bir yıldır ciddi IT sistemsel bir problem vardı.” İçerden bilgi alınca sorun nasıl netleşiyor. İşte asıl problem buydu. Aldığım duyumlara göre Markafoni ERP yazılımını içerde yazmak gibi bir yola gitmeye çalışmıştı. Bir yıllık bir çabanın sonunda ise projeden vazgeçmişti. Bu tip projelerde kaybedilen paradan ziyade, zaman ve motivasyon oluyor. Bu arada işlemeyen bir sisteminiz varsa ve herkes içerde yapmak istemediği işi bu sistem gelince çözülecek diyorsa, işte orada artık çözülemez bir durum oluşuyor. 

Bu durumda neden kapandı bir soru olmaktan çıkıyor. SWOT analizi herkesin aşina olduğu bir şirket için sorulması gereken soru, bu alanların hangisine denk geliyor? Şimdi asıl sorumuzu soralım. Markafoni’nin iyi bir CDO’su olsaydı sonu bu olur muydu? CDO’nun görevi dijital stratejiyi gerçekleştirmek olacaktı. Dolayısı ile artık durum net, işler belirgin ve eğilip bükülemez olacaktı. Ayrıca dijitalleşme en üst seviyeden yönetildiği için, satış ve pazarlamanın hegemonyasına takılıp hırpalanmayacaktı. Son dönemde birçok projede bu sorunu görüyorum. Satış ve pazarlama istemediği işi, bu konuda bir yazılım yazdıralım diye dışarıya atıyorlar. Bu da içerde yapılması gereken bir iş için sistem kurulmasını ve operasyonel konuların aylar hatta yıllarca atmasını sağlıyor. Yöneticilerin satış ve pazarlama departmanları ile başlayıp insan kaynaklarına da sirayet eden bu kaçış noktasını farkedip, tepki vermeleri gerekiyor. İçerdeki ekip en ufak işine yazılım istemeye başladığında, yada devam eden bir projenin ucuna eklediğinde şirket bir süre sonra kendi sonunu hazırlamaya başlıyor. Ben bunu kuyruğunu yiyen yılana benzetiyorum. 

ThoughtWorks ve yazılım

Geçen hafta ThoughtWorks Teknoloji Yöneticisi Erkan Binici, ile çok keyifli bir görüşme yaptım. Hazırladıkları harika teknoloji radarından bahsetti. Ben de gelecekle ilgili yazılım yatırımlarında bu radarı kullanmanın çok doğru olacağı görüşünde olduğumu belirttim. Türkiye’ye hepsiburada.com projesi ile giren yazılım şirketi bir projenin zamanında bitirilmesi için yapılması gerekenler konusunda çok net bir duruş sergiliyor. Gerekirse ekibi büyütür projeyi bitiririz diyorlar. Bu zararımıza da olsa böyle yaparız. Özellikle yeni dönem yazılım şirketleri bunu çok iyi yapıyorlar. Erkan beyin anlattıklarını Markafoni olayı ile harmanlayınca içerde yazılımı yönetecek bir ekibin olmasının iyi olacağını ancak zamanlamanın hiçbir şekilde kaymaması gerektiğini ciddi anlamda hissettiğimi söylemek isterim. 

Bu arada, Erkan beyle geleceğin teknolojileri ve yazılımda yatırım yapılması gereken konuların da üzerinden geçtik. Yapay zeka, machine learning ve bilişsel öğrenim alanlarında yeni gelişmelerden, tarihçeye kadar her alada çok keyifli bir sohbet yaptık. Türkiye’de API’ı bir ürün olarak görmeyen teknoloji firmalarının ne büyük sorunlar yaşadığını anlattığımda, o da bana özellikle bu tip konularda dünyada değişen trendleri anlattı. API’ın nasıl üretimin en önemli parçası olduğundan bahsetti. 

Sonuç olarak yazılım işi artık eskisi gibi ben bu platformu biliyorum yada şirketimin bu teknoloji şirketi ile anlaşması var yaklaşımı ile seçilecek bir konu olmadığı ortaya çıkıyor. Yazılım da bir şirketin mal varlığı, doğru şekilde planlanmalı, yazılmalı, geliştirilmeli ve korunmalı…