Son dönem sosyal medya ajanslarına bakıyorum da, hani o videodaki gibi “takdik makdik yok bam bam bam”…

Geçenlerde bir danışanım sosyal medya ajanslarının çoğunu tanıyorsundur, ajanstan ne beklemeliyim bana anlatıp yaptıklarını dinler misin dedi. Ajansların çoğunu takip ettiğim, projelerine denk geldiğim, bazen de danışanlarımla ilişkilerini kurduğum için bu konuda antremanlıydım. İlk önerim bi stratejilerinin olup olmadığını sormak oldu. Varmış, yolladılar… Alıştığımız standartlar, Twitter’da şu kadar paylaşım, bu kadar gün. Burada şunu paylaşırım, şurada bunu paylaşırım. Gelen 20 sayfalık prezantasyonda olmayan tek şey, müşteri.

O kadar sıradan, o kadar ilişe bir prezantasyon hazırlamışlar ki, içine müşteriyi koymamışlar. Kimdir, öncelikli hedef kistlesi kimlerdir, ne yapmak ister, sosyal medyada neler yaparsa doğru olur. Bunlar yok! Bir iki ürün bilgisi, bir iki bizden haberler…

Şaşırdım mı? Hiç şaşırmadım. Zira büyüğünden küçüğüne, İstanbul’lusundan taşralısına, lokalinden globaline hepsi bu şekilde. Bu garip öğretiyi nereden alıyorlar bilmiyorum. Ellerinde şu mecrada günde şu kadar paylaşım yaparım bilgisi müşteri müşteri aynı bilgi ile dolaşıyorlar. Aluminyum satan bir B2B projeniz de olsa, mass’e çalışan bir ürününüz de olsa kafa aynı. Bir de samimiyet bahanesi ile ürün ve şirket bağımsız bir sosyal medya dili şablonu yaratılmış o da ayrıca gidiyor.

Prezantasyonu, ajansı da kırmadan biraz müşteri ile ilişkilendirelim ve strateji belirleyelim diye geri gönderdim. Bir iki hafta hazırlandılar. Hatta o kadar özenmişler ki; bir araya gelelim size konuyu anlatalım dediler. Gittik. Projeksiyon kurulmuş, karanlık oda, kuru pasta, çay filan herşey tam takım. Prezantasyon başladı. Stratejiyi müşterinin isminin üzerine kurduk. Allah dedim, strateji var, kişiselleştirme var bir de yaratıcılık. Gerçekten beklenmeyen bir performans.

Ajans müşterinin ilk harflerine birer kelime iliştirmiş, ama kelimelerin bir strateji oluşturması mümkün değil. Daha ilginci hedef kitle belirlerken oldukça hoyrat davranmış. 160 karakterlik bir mesajla üç farklı kişiye ulaşabiliyor onlara da mesaj verebiliyorlarmış. Sakın yanlış anlamayın, bu tabii ki yapılır. Ama her mesajda bunu başarmak için edebiyatımızın önemli isimlerinden bir metin yazarları ordusu kurmuş olmanız gerekir. Onlar bile arada kaçırırlar.

Tabii, sunumun devamında yeniden şu bizim klişelere daldık. Yok efendim günde şu kadar mesajdan fazlası atılmazmış. Bir de sosyal medyalar arasında bir hiyerarşi belirlemişler, facebook’a daha az ihtimam göstereceklermiş. Halbuki, müşterinin iç iletişimi ve yönetim kurulu dengeleri için facebook çok önemli. Müşteri inceden anlatmaya çalışıyor, ama ajans nuh diyor peygamber demiyor. Sonuçta ben araya girip danışanın bu konuda hassasiyetlerini ajansın dikkate alması gerektiğini anlatmak zorunda kaldım.

Prezantasyonun sonuna doğru, 3 aylık bu stratejinin ölçümlemesini nasıl yapacağımızı sordum. Takipçi sayıları üzerinden br ölçümleme yapmadıklarını söylediler! Yıllardır takipçi sayısının önemsiz olduğunu heryerde söyleyen biri olarak zaten bu masada bile değildi. Fakat devamı gelmedi. Bu işin başarı ölçümlemesi ne olacak belli değil!

Yıllar önce “İnternet Stratejileri Planı” ismi ile hazırladığım bir döküman aklıma geldi. Ajansım olduğu dönemlerde Türkiye’de web sitesinin bir önemi olmayacağı düşünülüyor, kataloğun yanında ona benzeyen web siteleri yapılıyordu. Bu iş hem meşakkatli hem de o kadar getirisiz bir iş halini almıştı ki; birçok iletişimci 8 ayda bir web sitesinin değişmesi gerektiğini söyleyerek daha fazla fatura yollamaya çalışıyorlardı. İşte o dönemlerde ben her müşterime istisnasız bir “İnternet Stratejileri Planı” hazırlıyordum. Merak edenler ( https://www.slideshare.net/atifunaldi/atif-unaldi-sip-anlatim ) adresinde bulabilirler. Öncelikle internet hakkında yapılan yaygın yanlışları anlatmakla başlıyordum. Şu an çoğunluk doğrusunu bilse de o dönemde internet birçoğu için insanların cinsiyet değiştirdiği sohbet odalarından oluşan sanal bir alemdi. Ben o dönemde de şimdi olduğu gibi internetin felsefik anlamda insanlığın oluşturduğu hiç durmayan bir beyin olduğunu, iş anlamında ise dünyanın her ticari faaliyetinin yapılacağı yer olduğuna inancımı vurguluyordum.

Devamında ise internet üzerinde yapılacak olan faaliyetin iş hedeflerinin nasıl belirlenmesi gerektiğinden başlıyor, önce müşterinin bir dijital röntgenini çekiyor, ona uygun bir projenin parçalarını birleştiriyordum. O dönemde bunu yapmaya hiç gerek yoktu. Müşteri çoğunlukla sadece katalogdaki ürünlerinin sitesine yerleştirilmesini istiyordu. Ama ben şimdi de o zaman da dijital stratejisi olmayan bir faaliyetin sadece boşa atılmış zaman ve para olduğuna inanıyorum.