3G lansmanının yapıldığı günü hatırlıyorum. Aynı gün iki farklı kanalın haber programına katılmıştım. Hiç unutmuyorum rejiye bir telefon bağlayarak 3G lansman partisinden görüntü aktarmıştım. Şimdi son derece basit görünen olay o zaman imkansıza yakındı. Hatta yayın kalitesini yüksek tutabilmek için görüntü sıkıştırma teknikleri hakkındaki bilgilerimi kullanarak çekimi ona göre yapmıştım. Sonuçta o zamanın kısıtlı imkanlarında başarılı bir görüntü aktarım gerçekleştirmiştik. Katıldığım diğer haber programında ise görüntülü konuşma konusunda zamanın bir operatörünün CEO’su olan dostumun söylediklerinin aksine 3G’nin daha çok uygulamalarla ilgili olacağını söylemiştim. Allah utandırmadı, 3G ile görüntü iletim konusunda ne yapıldıysa tutmadı. En son haber kanalları kamera 3G haber yayını yapmak için içine 3-5 sim taktıkları garip iletişim cihazlarının da iyi görüntü veremediğini farkedip vazgeçtiler.
Her ne kadar, canlı yayın işini koca bir uplink aracından aşağı indirse de 3G uygulama tarafında kaldı. Daha sonra bir 4G furyası devam etti. Ben 4G’nin yaygınlaşmasının gerekli olduğunu düşünüyordum. Şu an Türkiye’de mobil telefonlarının kameraları ile gerek facebook gerekse youtube’dan canlı yayın yapanlar bunu 4G teknolojisine borçlular. Türkiye’de video içeriğinin oluşmasını da bu karar sağladı. Aslında bizim bu teknolojiden beklediğimiz sadece yüksek hız değil, sesli görüşmelerin de bu platformdan gerçekleşmesini sağlamaktı. Bu olmadı ancak bunu sağlamaya çalışırken büyük bir eksiğimiz ortaya çıktı. 4G ile birlikte mobil altyapısı havadan hızlıca yere iniyordu. Ancak Türkiye’nin yerdeki internet altyapısı bu ağırlığı taşıyamıyordu. Bunu 5G ile görmektense 4G’de yani nereden bakılırsa bakılsın 5 yıl önce farketmiş olduk.
Sonra acaba 5G altyapısına Türkiye olarak birşeyler konuşabilir miyiz diye heyecanlandık. Bu güzel bir motivasyondu ancak gelen raporlar böyle bir gelişimin olmadığını gösteriyor.
Altyapı ve standartların belirlenmesinde etkili olan 20 şirketin yarısı Amerikalı. Daha sonra Güney Kore, Japonya, Finlandiya ve Çin geliyor. Qualcomm, Intel, Ericsson, Samsung, Cisco gibi Türkiye’de yaygınca bilinen şirketlerin yanında, AT&T, Verizon ve T-mobile gibi Türkiye’de daha az bilinen dünya devleri var.
Listede benim dikkatimi en çok çeken NEC ve Nokia’nın yeniden ringlere dönmüş olması. NEC’in gerçekten çok şey katacağına eminim. Tabii bu konuyu pazar büyüklükleri hakkında bilgi vermeden kapatmak çok doğru olmaz. 2020 yılında Amerika’da bu sektörün pazar büyüklüğünün 2.86 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. 2026’da ise ciddi bir büyüme oranı ile 33.72 milyar dolar öngörüsü var.
Bu büyümenin en önemli sebebi mobil veri kullanımının artması, M2M (makineden makineye) trafiğin artması ve en önemlisi 5G sistemine yüklenecek olan entegre yazılımlar. Zaten bu yazılımlar yeni platformun çekirdeğini oluşturuyor. Yeni teknoloji ile ilgili en büyük beklenti, genişlemeler ve kapasite arttırımlarının yazılım sayesinde yapılması.
Bu birçok uzmana olduğu gibi bana da uzak geliyor ancak bu yeni platformun bu vizyonun üzerine kurulduğu söyleniyor.
5G teknolojisinin en büyük getirilerinden biri ise kesintisiz iletişim garantisi veren bir altyapıya sahip olması. Bu sayede bir doktorun uzak bir robot kolla ameliyat yaparken bir aksamanın olmasını engelliyor. Bu da pazarın iki büyük gelişmesini bize gösteriyor. Birisi neredeyse her sektörde endüstriyel otomasyon konusu ikincisi de şu ana kadar hiç görmediğimiz ve hatta tahmin etmediğimiz yeni son tüketici ürünleri.
Tüketici elektroniğinden bahsedince tabii ki konu ister istemez ev otomasyonu ve bu sayede ortaya çıkacak IoT (nesnelerin interneti) ürünlerine. Tabii internet trafiğini ciddi oranda arttıracak yeni sensör enflasyonu ve yakın alan ürünleri (yazıcı ve okuyucu) de bu pazarın ciddi oranda büyümesine sebep olacak.
Türkiye’deki şirketlerin bu pazarın özellikle standartlar kısmında neresinde olacağını daha doğrusu olabileceğini bilmiyorum. 5G hakkında çalışan, vizyon ortaya koyan birçok sunum izledim ancak beklentimiz vizyondan ziyade aksiyon.