Yılladır ciddi bir dijital uçurumun tam önünde bulunduğumuzun uyarısını yapıyorum. Hatta son yazılarımda uçurumun büyüklüğünü anlatmak amacı ile bu yarığı fay hattı olarak tanımlamışım. ( https://tinyurl.com/dijitalucurum ) Bu sadece bizim için değil, dünyada “muasır medeniyetler seviye”sine ulaşamamış bütün ülkeler için ciddi bir sorun. Bu seviyeyi tanımlamak için Malatya eski valisi Ulvi Saran’a kulak vermek gerekiyor. Sayın valim;
“Ekonomik kalkınma ve teknolojik gelişmişlik düzeyinin en önemli göstergelerinden biri,rögar kapağı ile asfalt seviyesi arasındaki ilişkidir. Rögar kapağı ile asfaltı aynı seviyede tutturamayan ülkeler orta gelir tuzağını aşamıyor,marka geliştiremiyor; motor,chip vs üretemiyorlar.” diyor.
Benim bu söylemden çıkardığım sonuç, eğer devlet rögar kapağı ile asfalt seviyesini eşitlemenin vatandaşının hayatındaki önemini düşünmüyorsa, gelişemiyor. Zira aynı bakış açısı, vatandaşın yaşadığı yerleşim yerlerine yakın nükleer santraller yapmasına, dünya taşımacılığı yepyeni bir bakış açısına yaklaşırken ormanı ikiye bölen asfaltlar yapmasına sebep oluyor. Aynı yaklaşım, blockchain, yapay zeka, drone gibi gelişi aşikar teknolojilere ilgisiz kalınmasına, devlet desteklerinin dünya trendleri olan bu alanlarda inovasyon yerine, kuaför, büfe gibi yatırımlara gitmesine sebep oluyor.
O zaman da Güven Borça’nın yıllar önce sorduğu soruyu bir daha sormak gerekiyor….
Bu topraklardan marka çıkar mı?
Şu ana kadar okuduklarınızın hepsini değiştirebilirsek bu topraklardan koca koca şirketler de çıkar. Hatta formülü de son derece basit. Elinizde işe yarar şekilde çalışan bir ürün olmalı. Tabii ürünün ana alanı da nesnelerin interneti, yapay zeka, büyük veri olmalı.
Ürün evrensel standartlara uygun şekilde kullanılabilir olmalı. Son dönemde ortaya çıkan markalara bakarsanız hepsinin Amerikan pazarında yeşerdiğini göreceksiniz. Yeni bir şirketin gücü satışını arttırmasındadır. Bunun da Türkiye gibi küçük pazarlarda güçlenmesi mümkün değildir. O yüzden son dönem Avrupalı bir çok marka gibi büyümek için Amerika’yı kullanmak gerekiyor.
Eğer pazarın dinamikleri bir Türk markası için sorun olacaksa yıllar önce oluşturduğumuz BBS’in Kanada pazarında büyüyüp sonra dünyaya yayılması gibi bir strateji doğru olabilir. Her ne olursa olsun
Ve inovasyon
İşte asıl önemli kısma geldi. Bu tip pazarlar yenilikçi olmayan ürünlerin çıkmasına çok da izin vermezler. Bu nedenle ürünün inovatif olması şart. İnovasyon, disruptive olmak zorunda. Bu nedenle insanların evrensel bir sorununa çözüm üretmek durumunda. Ancak son dönem teknolojilerinin çoğu evrensel yaklaşımlara çok da izin vermiyor. Bilişsel zeka lie makine öğrenmesi yapan bir yapay zeka, kültürel ve dilden kaynaklanan sorunları aşmak zorunda. Bu da evrensel tercihleri engelliyor. Büyük veri’nin de sonuçları yerelleşmeye takılıyor.
İnsanlığın gelişimini engelleyen alanların başında tüketim toplumu ve kapitalizmin defoları geliyor. Çoğunluk ise kaynakların kullanımında tasarrufu ön plana çıkarmadan çözülebilecek gibi görünmüyor. Bu yaklaşımla özellikle evrensel tasarruf işlevini yerine getiren ürünlerin daha başarılı olacağını görebiliyoruz.
Türkiye’de son dönemde geliştirilen, benim de beğendiğim ürünler arasında, bir araştırma yaptığımda, birkaç hafta önce de mobil uygulamasından bahsettiğim Cosa (akıllı oda termostatı) bu parametrelere çok uyuyor. Ürün çalışır durumda ve gerek mobil uygulaması, gerekse müşteri deneyimi açısından evrensel standartların üzerinde. Dünyadaki rakiplerinden biri olan Nest’in kullanımından daha kolay. (Nest’i Google’ın aldığından bahsetmek gerekiyor).
Ancak Cosa şu an sadece Türkiye pazarında, bunu en kısa zamanda değiştirmeli. Ürünün bir ekranının olmaması benim gibi power kullanıcılar açısından problem değil. Ancak yaptığım araştırmalar bunun özellikle ev kullanıcısı açısından öncelikli olduğunu gösteriyor. Tabii örnek olarak Cosa’yı göstermemin en önemli sebebi bu projenin inovatif tarafının fosil yakıt tüketimini azaltmak ve verimli enerji kullanımını arttırmak olduğunu söylemek gerek.