Hem kurumsal hem de kişisel bağlamda hepimizin en önemli isteği gerçek anlamda hayatımızın önemli kısmını dijitale taşımak. Bu sevda 90’lı yılların başında özellikle internetin ortaya çıkması ile başladı. Tam bu yıllarda önce kişisel dijital asistanlar çıkmıştı. Bu sınıfın ilk markası Palm’di. Symbian OS işletim sistemine sahip olan bu ürünler, daha internet ne yazık ki sadece işyerlerinde olduğu için hayatımıza senkronizasyon terimini sokmuştu. Her ne kadar şu an elimizdeki cihazlara göre son derece ilkel olsalar da, o dönemde özellikle teknoloji profesyonelleri tarafından kullanıldığından mı bilinmez ama, kullanıcıları açısından hep iyi anılırlar. Hemen arkasından akıllı telefon sektörü ortaya çıktı. İlk zamanlar Palm’ın da telefon özellikli versiyonları kısa zamanda kendini Ericsson ve Nokia’nın eline bıraktı. Nokia ve Ericsson da dahil olmak üzere bu cihazların eredeyse hepsi yine Symbian OS kullanıyordu.
Bu dönemlerde mobil demek, biraz ağır da olsa bir laptop taşımayı gerektiriyordu. Bu alanda pazarın çoğunluğu Microsoft’a aitti. Çoğunluk PC, Intel ve Windows kullanıyordu. Sonra Steve Jobs sadece iyi bir fikirle pazarı domine etmeye başladı. Bu iyi fikir, “dijitalin insanın doğal bir parçası aline gelmesiydi.” Hatırlarsanız o dönemde walkman’in dijitali olarak çıkan ipod’ların yüksek depolama imkanları dışında en önemli özellikleri bir parça ileri, bir parça geri almak için cihazı sallamanın yeterli olmasıydı. Ben hala yazı yazarken yanlış yaptığımda bu özelliği çokça kullanıyorum.
Steve Jobs’ın kısa Pixel ziyaretinden sonra yeniden Apple’a gelmesi, John Ive ile tanışması ve bir ikinci yeni fikri teknoloji dünyasına sokmasına sebep oldu. Bu ikinci fikir ise “dijital cihazlarda sadeleşmeydi”.
Son 5-10 yıldır dijital hayatımızı domine eden de işte tam bu iki fikir. Dijitalin vücudumuzun doğal bir parçası olan sade bir ürün olması. Cep telefonlarının, ekran boyutlarının büyüyüp, küçülmesi, tam ekran tasarımlar işte hepsi bu fikirlerin sektöre yansımaları.
Ancak hala gidilecek çok yol var. Zira kurumsal tarafta başlayan dijital dönüşümün içinde analog olan her kurumsal faaliyetin dijitalleşmesi olduğu gibi, başarılı vakalara baktığımda, hemen hepsi sadeleşmiş ve konvansiyonel işin doğal bir parçası olmuş projeler olduğunu görüyorum.
Tabii kurumsal tarafta dijitalleşmeden bahsederken, son dönemde revaçta olan gerek doğu gerekse batı medeniyetlerindeki fikri altyapının bir parçası olan dönüşüme kendinden başlama fikrini de göz ardı etmemek gerekiyor.
Pazarda bu kadar çeşit ürün varken, kaçımız dijitalde yapabileceği herşeyi, dijitalde yapıyor merak ediyorum. Eğer Z kuşağı değişseniz eminim çoğunuz uzun süre üzerinde çalışması gereken, işaretlemeler, not almalar, alt çizmeler gerektiren bütün dökümanların bir baskısını alıyorsunuz. Eminim toplantı notlarınız hala kağıtlara, eğer biraz daha organize iseniz bir deftere alınıyor. Evinizi hala anahtarla açıp, gün içinde kaç kere açıldığından habersizsiniz. Maillerinizin arasında mutlaka kaçırdıklarınız oluyor. Whatsapp’den gelen önemli mesajlarınız önemsiz ama çok konuşulan grupların gürültüsünün arasında güme gidiyor. Yüzlerce hatta binlerce çözüm olmasına rağmen hala ekibinizle tek bir platform üzerinden bütün iletişiminizi, dosya paylaşımınızı gerçekleştiremiyorsunuz.
Aslında onlarca farklı çözüm olmasına rağmen bunları istediğiniz gibi dijitale taşıyamamanızın birkaç önemli sebebi var. Bunlarından başında, eposta teknolojisinin, internetin diğer birçok altyapısı gibi ilkel kalması yatıyor. Mail yapıları hem çok güvensiz, hem de fonksiyonel değil. Her ne kadar dosya ekleme imkanı ile fonksiyonelleştirilmeye çalışsa da bunu sunucu üzerinde çözen çözümlere ciddi anlamda ihtiyaç var. İkinci önemli problem ise iletişim için kurulmuş eposta yapısının pazarlama mailleri ile tıkanmış olması. İşte ben bu konuda hem pazarlama maillerini doğası gereği ayıran, sadeleşmiş bir mail okuma imkanı veren, hem de çalışma ortamını mail teknolojilerinin üzerine taşıyan bir yazılım kullanıyorum. “Spark” bu konuda beni çok rahatlatan yazılımlar arasında.
Toplantı notlarımı ise Neo Smartpen M1 ile anında dijitalleştirip, evernote’a atarak düzenlemeyi tercih ediyorum. Dijital notların doğru şekilde düzenlenmesini sağlayan bir yazılım konusunda bütün araştırmalarım beni evernote’a çıkardı. Evimin kapısını Pronet’in sistemi ile dijitalleştirmeyi başardım. Isıtma ve soğutma sistemimi Cosa’ya emanet ettim. Ancak uzun ve üzerinde çalışacağım metinleri hala baskısını almadan incelemenin bir yolunu bulamadım. Çalıştığım ekipleri yönetirken onlarca yazılım kullanmak zorunda kalıyorum. Burada da sadeleşmeyi ne yazık ki yakalayamadım.
Ancak her yeni yazılım, hatta versiyon, donanım beni bazen başka denizlere çıkarıyor. Zaten dijital dönüşüm öyle kolay kolay bitecek bir macera değil.

Dijital dönüşüme kendinizden başlayın” üzerine bir yorum

Comments are now closed.