Dinamo Danışmanlık Kurucu Ortağı, Universum Global Türkiye Lideri ve Kuşak Araştırmacısı  Evrim Kuran’la bir araya geldik. Buyrun okuyunuz.

  1. Evrim, ilk kitabın Telgraftan Tablete okuyucuya ne anlatıyor?

Evrim Kuran - Dinamo Danışmanlık Kurucu Ortağı ve Universum Orta Doğu Direktörü (4)Kuşaklar üzerine çalışan biri olarak Türkiye’nin yaşayan 5 kuşağını yıllardır içinde yer aldığım alan araştırmalarının yanı sıra kişisel hikâyelerim üzerinden Telgraftan Tablete’de anlatıyorum.  Jenerasyon sistem teorisini ve Türkiye’nin yaşayan 5 kuşağını dedem Ali ile başlayan oğlum Ali’ye kadar devam eden aile hikayelerimle harmanladım. Böylece okurların kendi hikayelerine giderek kuşakları daha kolay çözümleyeceklerini umut ediyorum. Okurlar, benim hikayelerimin içinde kendi kişisel kuşak hikayelerini, kendi köklerini de bulacaklar.

Kuşak meselesine bir de buradan bakarak, ninelerimizi ve dedelerimizi anlayacağımızı, kızlarımızla ve oğullarımızla anlaşacağımızı düşündüm. Çünkü sevmek anlamaktır.

  1. “Bir kuşağı anlamak bir dönemi anlamaktır.” diyorsun. Bir kuşağı anladığımızda neler değişecek? Anlamasak ne olur?

Bir dönemi yakından anlamaya çalıştığınız zaman paradigmanın kıskacına sıkışmaktan kurtulup sizin gibi olmayanları kendinize ait yargılarla değil, onlara ait gerçeklerle görmeye başlıyorsunuz. Benim için bir kuşağı anlamak, suya atılan taş gibi, etkisi dalga dalga büyüyen, yaşama, geçmişe ve geleceğe dair müthiş bir kavrayış sağlıyor. Hoşgörü sınırlarımı genişletiyor, zamanın ruhuna yaklaştırıyor ve her adımda, yargılayan değil öğrenen olmaya yönlendiriyor. Kuşak segmentasyonu öğrencilerimizin, çalışanlarımızın, müşterilerimizin, seçmenlerimizin,  karar alma ve ikna motiflerinin genel bir haritasını çıkarabilecek gücü olan bir araç rolü görüyor. En önemlisi de geçmişte işe yaramış ama bugün geçerliliğini yitiren tüm fikir ve araçlardan kurtulmak ve geleceği kucaklamak için kuşak çalışmaları hızlandırıcı bir etkiye sahip. 

  1. Kitabında anlattığın “Türkiye’nin yaşayan beş kuşağı” hangileri ve temel özellikleri neler?

Evrim Kuran - Dinamo Danışmanlık Kurucu Ortağı ve Universum Orta Doğu Direktörü (2)Türkiye’nin yaşayan 5 kuşağı Sessiz Kuşak, Bebek Bombardımanı Kuşağı, X, Y ve Z Kuşağı. Cumhuriyetin ilk nesli olan Sessiz Kuşak (1927 – 1945), geleneklerine bağlıdır; istikrar diğer adlarıdır. Çalışma yaşamına sıkı çalışmayı, sadakati, saygıyı yerleştirmiş olan kuşaktır. Dünyadaki yıllık doğum hızındaki büyük artıştan ismini alan Bebek Bombardımanı Kuşağı(1945 – 1964), kuşaklar teorisine göre rasyonel aklı, düşünmeyi temsil ediyor. Bebek Bombardımanı Kuşağı önce çocuklarına daha sonra ise anne ve babalarına bakar. Kalabalık ailelerin belki de son temsilcisi olan bu kuşak belki de bu özelliklerinden dolayı, kendilerinden olmayan kuşaklarla da en iyi anlaşan jenerasyondur. Bugünkü iş yaşamında önemli ölçüde liderlik koltuklarında gördüğümüz X Kuşağı (1965-1979) öyle bir kuşak ki, iş yaşamının ilk döneminde işyerinde ciddi olmayı öğrenmiş; gülmeyi, eğlenmeyi iş dışına bırakmış. Sonra bir zaman gelmiş ve bu kuşağa demişler ki: “Şimdi gündem ‘işte eğlence’! Hadi, hep birlikte eğlenmeyi öğreneceğiz!” Y Kuşağı (1980-1999) ise hem gündelik yaşamın hem de iş yaşamının kodlarını yeniden yazan bir kuşak. Saygının hak edene sunulması gerektiğine inanan, içinde bulunduğu topluluğu etkileme ve onlardan etkilenme eğilimi yüksek, harekete geçmek için anlam arayan, kariyer yaşamları boyunca 10 kereden daha fazla iş değiştirebilecekleri öngörülen bir kuşak. Henüz yetişkin olmayan Z kuşağı (2000 – 2018) için araştırmalarla kanıtlanmış davranış kalıpları ortaya koymak için zamana ihtiyacımız var. Ama hem kuşak teorisinin öngörülerine hem de kuşağın güncel davranış kalıplarına bakarak, daha yaratıcı, daha sahici, daha uyumlu bir dönemin başladığını düşünüyorum.

  1. Kuşakların teknolojiyle ilişkisi nasıl? 

Türkiye 52 milyon aktif sosyal medya kullanıcılı, 54 milyon akıllı telefonlu bir ülke; neredeyse yaşayan tüm kuşakları bir biçimde teknoloji ile ilintili. Teknolojisi ile ilişkisi değer yaratan bir ilişki diyemem. Sosyal medya kullanımında rekor kırıyoruz. Sosyal medyayı bu kadar yoğun bir seviyede kullanmamız teknolojiyle ilişkimizin çok iyi olduğu anlamına gelmiyor. Genelde ebeveynlerden yeni neslin elinden telefonu düşürmediğinden, kitaplar, dersler ve çevrim dışı etkinliklerden çok dijital ortamlarda varoluşlarından şikayet ettiklerini duyuyoruz ama ellerinden akıllı aletlerini düşürmeyen ebeveynler de çok iyi rol modeller değiller. Bizim dijitalleşme konusunu yanlış okuduğumuzu düşünüyorum. “İnsanî teknoloji” kavramını gündeme getirmemiz gerekiyor. İnsanlığın faydasına kullanılan teknolojiden bahsediyorum. Tüm “şeyleri” birbirine bağlayan teknolojinin magazin tarafını bir yana bırakıp bilimi, sanatı, eğitimi, insan yaşamını iyileştirecek yanları üzerinde çalışmaya başlamalıyız. Z kuşağı böyle bir teknolojik okur yazarlığın gerekli olduğu dünyaya hazırlanmalı.

  1. Gençlere hitap etmek isteyen markalar nasıl bir stratejiyle hareket etmeliler?

Yeni neslin eski nesilden, liderlerden, yönetenlerden, kural koyuculardan, eğitimcilerden ne istediğini Telgraftan Tablete’de anlatmaya çalıştım. Y jenerasyonunun markalardan istedikleri aslında zor şeyler değil. Y Kuşağı markalara “Başkası olma, kendin ol!” diyor. Kendin ol çünkü külyutmaz bir kuşaktan bahsediyoruz. “Erişilebilir ol!” diyor. Ulaşılabildiğin kadar varsın. İçerik kadar bağlama da odaklan! Markaların geleneksel alışkanlıkları var. Örneğin, ürünlerimizin veya hizmetlerimizin içerikleri hakkında bıraksalar sabahlara kadar konuşacağız. Oysa ürün veya hizmetin içerik kalitesi artık ayrıştırıcı değil. Y Kuşağı’nın en büyük kâbusu olan “sıkıcılık”tan korunmanın en güçlü yöntemi ise mizah dili ile barışmak. Y Kuşağı’na erişmek isteyen markalar mizahın dahil ediciliğinden mutlaka faydalanmalılar. Bir Y Kuşağı, çok sadık olduğu markanızdan, herhangi bir çalışanınızın davranış biçimi veya tavrı nedeniyle buz gibi soğuyabilir. Bu sebeple bir diğer kritik konu da tüketici markamız kadar, işveren markamıza da önem vermek. Y Kuşağı gözünde tüketici markası ve işveren markası arasında arada önemli bir etkileşim var. Ve pek yakında tüketim dünyasının en fazla sayıdaki müşterileri halini alacak Z kuşağı toplumun ve dünyanın iyilik haline katkı koyan ürünlerle yaşamlarını sürdürmek istiyorlar. Demek ki artık amacımız marka inşa etmekten öte, anlam inşa etmek olmalı.

Teşekkür ederim.