Atif Unaldi tarafından yazılan yazılar

Setting up the BBS system enabling the communication of two persons over telephone lines when he was a student at the Physics Department at the Bosphorus University, Atıf Unaldı established the first Internet connection in Turkey. He achieved a “first of its kind” type project again in Turkey by making an Internet and information program at Radio D (Radio Club) named “Farenin Kuyrugu” (The Tail of the Mouse) between 1992-1994. In 1994, he prepared, presented and produced a nightly live show,”RadyoNet”, appearing five weekdays on Kanal D. This was the first program consisted of live computer pictures from beginning to end. Atıf Unaldı was the General Director of the first Internet server in Turkey, Anadolu.Net, between 1994-1996. Being the supervisor of the World Air Games I in 1996 and 1997, he registered the sportsmen into the games over the Internet and Intranet. In 1998, he also became the Internet supervisor of the Sabah Group, and worked as a consultant in the project to sell Sabah Kitapları (Sabah Books) over the Internet. In the same year, he continued to write at his column (Yeni Ufuklar-New Horizons) in the .Net magazine, which was a publication of the Milliyet Group. In 1999, he was appointed as the webmaster in Ihlas.Net, and he also designed and administered it. In the very same year, he wrote at a column in an IT magazine, Pcweek of the Sabah Group. In the meantime, founding a web-design company, Artmedya, Unaldı prepared an Internet magazine talk show program for BRT, GeceNet, which he presented with Romina Ozipekci. Later, continuing to write in his column in the magazine, Canteen of the Aksam Group, Atıf Unaldı gave web-design lectures in the Ceramic Department of the IU. Leaving his position in Canteen upon the establishment of the Interporbil Group, Unaldı has been a columnist in the economy magazine, EkoTimes. At the moment, Atıf Unaldı is the columnist in the Computerlife magazine. He has been also a columnist in Finansal Forum newspaper every Wednesday. Being the brand consultant of Buybye.com, Unaldi produced and presented a programme, TRON, in Technology Channel. As of December 2004, becoming the IT Director of Star Media Group, Unaldi carried out the editorship of STARTEK supplement of Star newspaper. Currently being the Internet Director of Kanal D and Star Tv, Unaldi also produces the Technorock programme in Rock Fm. Being one of the founders of the group called Sitebuilders supported by Microsoft, Unaldı has been organising conferences, seminars and panels concerning “Web-design”, “mobile Internet”, “e-trade” and “advertisement in the Internet” with the group. The group has been successfully providing the persons and organisations with its free educational studies. Published Books 2006 Netizen ( Internet Dictionary ) The contests he participated as a juryman: 2002 - Altın Örümcek Web Contest 2003 - Altın Örümcek Web Contest 2004 - Grafi2000 Flash Animation Contest 2004 - Altın Örümcek Web Contest 2005 - Altın Örümcek Web Contest 2006 - Web Marketing Assotion - Web Awards His published articles: The Structuring of the Internet in the Information Society of Turkey, Yeni Turkiye Dergisi (The New Turkey Magazine), March 1998 Web-design criteria, Yıldız Technical University Publication, 1994 Conferences, Seminars and Professional Activites: 1999 - Informing the sitebuilders and e-trade and web-design seminars in Microsoft headquarters (Istanbul) 1999 - Web-design, e-trade, Media Technologies seminars within Microsoft (Ankara, Istanbul, Izmir, Konya, Antalya) 2000 - e-trade seminars within Kosgeb (Ankara) 2000 - e-trade seminars in the Fatih University (Ankara) 2000 - The Bilgi University Internet seminars (Speakers: Microsoft Turkey General Director Sureyya Ciliv, Atıf Unaldı) 2000 - Within the framework of the IT 2000 activities, e-trade and web design seminars (Istanbul) 2003 - PRCI Turkiye (Istanbul) 2003 - Wireless Forum ( İstanbul) 2003 - ODTU ( Ankara ) 2003 - Mobiliz.biz ( İstanbul ) 2004 - PRCI ( İstanbul) The softwares he translated: 1996 - Windows Commander 2000 - Babylon Internet Dictionary 2002 - Sitepublisher Softwares: 1992 - The installation of two radio automation systems (Radyo Kulup and Radyo C) (1995) 1994 - The software of two computer programs (Crossword and Puzzle) which were played with the participation of the television audience at Kanal 6 television. 1996 - The Turkish version of a program called Windows Commander 1998 - A computer software enabling the automation of the TV advertisement department The organisations he is the member of: WSP (Web Standards Project) A global organisation Sitebuilders Microsoft ASP Guilt A world organisation Isoc (Internet Society) A world organisation Mobiliz.biz Mobile Advertising Platform CehTURK

Cahillik!

Her gün; onlarca işini ezbere öğrenmiş, kurallarının dışında birşeyle karşılaşınca ne yaptığını şaşıran, insanla karşılaşıyorum .

Diyalog 1.

Cahil : Atıf bey o resim dergiye basılmaz.
Atıf : Neden?
Cahil: 200 KB
Atıf : O resmin büyük çoğunluğu boşluktur. Sıkıştırılması kolaydır o nedenle basılabilir.
Cahil : Yok basılmaz
Atıf : Tabii Cahil bey basılmaz niye basılsın ki.. Sizin gibiler olduktan sonra mez maz lar hayatımızın çoğunu alır.

Diyalog 2.

Cahil: Yasalar gereği onu oraya basmamız lazım.
Atıf : Ama yasalar gereği onu oraya basarsanız size borç çıkar. Çünkü yasalar oraya basılandan vergi alır.
Cahil : Hep öyle yapıyoruz ama oraya basıyoruz
Atıf : Basın siz canım basın oraya basın. Gün olur vergi memurlarına anlatırsınız derdinizi.

Diyalog 3.

Cahil : Sizin Genel Müdürünüz çok ukala.
Cahil 2: Ukaladır ama çok iyi işler yapmış.
Cahil 3: Ama Genel Müdürünüz…

Diyalog 3’deki Cahil 2’nin cahilliği bu dedikoduculara bırakın bunları işimizi yapalım buraya toplantı yapmaya geldik diyememesindendir.

Hayat bana bir gerçek öğretti. İşinde yetersiz olan karşısına çatar. Kadınlar da bu pasif agresyonun en etkililerini yaparlar. Bu nedenledir ki birçok yönetici kadınlarla çalışmak istemez.
Ben çalışırım. Çünkü ben kadınların daha cefakar ve sebatlı olduğunu düşünürüm. Ayrıca hiçbir çalışanımın dedikodu ve çakallık yapmasına izin vermem!
Eee ne de olsa balık baştan kokar. Unutmayın dedikoducu çalışanların mutlaka dedikoducu yöneticileri vardır.

RTÜK youtube’ü denetler mi? (2018 Businessweek yazım)

Hikayemiz 2010’lu yılların başında IPTV derneğini kurduğumuz dönemlere dayanıyor. O dönem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanımız olan Binali Yıldırım’ı ziyaretimizde Haber 24’ün kendi IPTV platformunu kurabileceğini sandığı ilk dönemlerdi. (tabii bunu sanmasının sebeplerinden biri CNNTURK’ten geçen teknik müdür Mehmet Özdemir’in Haber 24’te çok detaylı bir IPTV projesi ortaya koymasıydı). IPTV bilinmiyordu. RTÜK, IPTV mevzuatını çıkarırken bizden çok yardım aldı. Bizim tek br ricamız vardı. IPTV kanalları için lisanslamanın maliyetini düşük tutarak sektörün büyümesini sağlamak.
Gerçekten de ilk mevzuatta IPTV kanal lisanslama bedeli 5 yıllık 10bin TL gibi son derece cüzi bir bedeldi. Biz IPTV sektörünü geliştirecek bir regülasyonu yapmaktan mutluluk duyuyorduk. O dönemlerde Demet Sabancı ile World Travel Channel’ı kurmuştuk. RTÜK izinlerini alırken ben de gönül rahatlığı ile IPTV lisansı da almalarını söylemiştim. Ancak konuyla ilgili arkadaşın raporun IPTV lisasının kablolu lisansı içine alındığı ve maliyetin 60 kat arttırıldığını haber aldım. Önce inanmadım., araştırmalarım ne yazık ki bu durumun gerçek olduğunu ortaya koydu.
Uzun süre RTÜK ile resmi bir bağlantı kurmadım, kuramadım. RTÜK sektörün onayını aldığı bir konuyu, tam tersine çevirmişti. Ancak bir süre sonra RTÜK yetkilileri OTT TV alanında bir regülasyonun yapılıp yapılamayacağı konusunda bir soru ile geldiler. O dönem bir üniversitede Haluk Şahin gibi medya önderlerinin de bir arada oldukları bir çalıştay gerçekleştirdik. Bu çalıştaydan,RTÜK’ün bu alanı serbest bırakmasının, sektörün gelişmesi için çok doğru olacağı sonucu ortaya çıktı. Bu çalıştayı kitaplaştırıp çalışmalarımızı resmi olarak RTÜK’e ilettik.
Aradan geçen süreçte OTTTV alanında Blu TV, puhu TV gibi yerel örnekler ve Netflix gibi global örnekler ortaya çıktı. Ancak birgün bilişim STK’ları başkanları toplantısında TUYAD başkanı Hayrettin Özaydın, Blu TV ve Puhu TV’nin izle öde kanalları olduğundan ve regüle edilmeleri gerektiğinden bahsetmesi üzerine konu yeniden hararetlendi. Ben bu bahsi geçen kanalların OTT TV olduklarından ve dolayısı ile denetimin yapılmasının yanlış olduğundan bahsettim.
Aradan geçen sürede, RTÜK’ün internet üzerindeki yayınları denetlemesi konusunda bir karar ortaya çıktı. RTÜK üyeleri arasında fikir ayrılıklarına sebep olan bu kanunun mevzuatı şu anda muallak. Ancak bazı üyelere göre kanun internet üzerindeki bütün yayınları denetlemek gibi bir yöne giderken. Bazı üyeler sadece Netflix, puhu TV ve Blu TV’nin denetlenmesinin doğru olacağını söylüyor.
Tam da bu tartışmalar gerçekleşirken, Suudi Arabistan’daki MBC grubu Türk dizilerinin yayınına son verdi. Grup sözcüsü Mazen Hayek, “Alınan karar gereği Türk dizileri MBC grubuna ait Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki kanalların yayın akışı dışında bırakıldı. Karar bu aydan itibaren ikinci bir emre kadar uygulanacak.” açıklamasında bulundu.
Bunun üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Suudi Arabistan’ın MBC Medya grubuna ait kanallarda Türk dizilerinin yayınına son verilmesine ilişkin, “Kimin hangi filmi seyredeceğine masa başında oturup, üç siyasetçi karar veremez. Bu devirler çoktan geride kaldı” dedi.
Türkiye’de güçlü bir OTT TV sektörü olsaydı, bu toprakalarda aboneleri oluşsaydı, bu kararlar bizi resmi açıklama yapacak kadar etkilemeyecekti. Bu diziler o platformlar üzerinden yayınlarına devam edecekti.  Benim OTT TV platformlarını bırakın sektör büyüsün dememdeki sebep işte tam da buydu. Bunu puhu tv’nin gelişmesi ile ilgili yazımda da yayınlamıştım.
Kaldı ki bu konuda Avrupa Komisyonu’da bir çalışma yürütüyor. Bizden de fikir alınan çalışma büyük kısmı ile  tamamlanmış durumda. Burada dikkat dilmesi gereken unsur platform üzerinde çocuk içeriği ile, müstehcen içeriğin aynı yerde olmaması üzerine. Zira Kurtulmuş’un dediği gibi kimin ne izleyeceğini kontrol etmek bize düşmez.
Gelelim BTK ve RTÜK’ün denetim alanlarına. Malum internet geliştikçe bu iki alan birbirine yakınlaşıyor. Bu da son derece normal. Bu konuda yıllardır yaptığım öneriyi bir kere daha yapıyorum. RTÜK ve BTK birleşmeli. Özelleşmeli ve başına bir genel müdür atanmalıdır. Özgürlükçü, yenilikçi bir yaklaşımla, etki alanları yeniden çizilmeli. Amaç internet yasası gibi çocukların, yetişkin içeriğinden uzak tutulması ile sınırlandırılmalı.
Ben RTÜK’ün bu konuda BTK’dan daha organize olduğunu düşündüğüm için, bu birleşmenin RTÜK altında gerçekleşmesini doğru buluyorum. Ancak bu durumda geçmişinde medya, eğlence ve internet teknolojileri profesyonelliği olan üyeler dışındakilerin üyelikleri sonlandırılmalı. Medya ve internetin arasına eğlenceyi koymam belki garip gelebilir, ancak bilgisayar oyunları ve diğer yeni mecraların da makul bir şekilde denetimi mavi balina gibi olayların yaşanmaması için şarttır.

İnternet Gazeteciliği Nerede Yanlış Yapıyor?

Geçtiğimiz haftanın en önemli gündem maddelerinden biri bulut teknolojilerin güvenliğini sorgulamamıza sebep olan Kate Upton, Jeniffer Lawrance gibi ünlülerin resimlerinin çalınması olayıydı. Apple ve güvenlik şirketleri daha nasıl gerçekleştirildiğini açıklayamasalar da ben konuyu başka bir noktadan, sosyal medyada çok tartışılan bir yönden bakacağım.
Her ne kadar Amerika’da bu resimlere bakmalı mıyız sorusuna, “intikam pornosu”, “insanı aşağılama” terimleri ile net bir hayır cevabı verilse de, Türk medyası reklam için trafik derdine düştüğü için resimleri bütün açıklığı ile web sitelerinde yayınladı.
Uzun zamandır, web sitelerinin trafiğini yukarı çekmek ve bu sayede reklam gelirlerini arttırmak için dakikada bir sitelerini “refesh” eden, fotoğraf galerileri ile haberi atomlarına ayıran, başlamamış maçın sayfasını geniş özet sayfası adıyla açan bu çılgınlar en sonunda kişisel mahremiyeti hiçe sayarak bu resimleri de yayınladılar. İşte onları bu noktaya getiren yedi ölümcül günah….
Avaritia (İng. greed)  Açgözlülük (Mammon’a atfedilmiştir) : Bazı gazetelerin reklamcıları zaten küçük olan reklam pastasının tamamına sahip olmak istiyor.
Acedia (İng. sloth) Tembellik, miskinlik (Belphegor’a atfedilmiştir): Reklamcılar, rekabet için katma değerli projeler yapacaklarına, birim fiyatları aşağı çekiyorlar.
Luxuria (İng. lust) Şehvet düşkünlüğü (Asmodeus’a atfedilmiştir) : Trafiğin arttırılması baskısıyla karşılaşan site yöneticileri her türlü şehveti internet trafiği elde etmek için kullanıyor.
Gula (İng. gluttony) Oburluk (Beelzebub’a atfedilmiştir) : Ayrıca birçok gazetenin web sitesi markalarını büyük göstermek için teknoloji ve donanımlara ihtiyaç haricinde yüksek bedeller ödüyor.
Invidia (İng. envy) Kıskançlık, hasetlik (Leviathan’a atfedilmiştir) : Ancak, Türk pazarına sıkışan içerik üreticileri, evrensel standartlarda iletişim yapan gazetelerin trafiğini kıskanıyor ve sonunda sayfayı belli aralıklarla yenileyerek “refresh”, sitelerine gelen trafiği yalancı bir istatistik ile arttırmaya çalışıyor.
Ira (İng. wrath) Öfke, yıkıcılık, gazap etmek (Behemoth’a atfedilmiştir) : Ancak buna rağmen internet istediği trafiğe ulaşamayınca, bahane olarak içeriğinin küçük siteler tarafından çalınmasını gösteriyor. Özellikle bilişim basınındaki küçük siteler bunun tam tersini düşünüyor.
Superbia (İng. pride) Kibir, kendini beğenmişlik (Lucifer’e atfedilmiştir) : Son noktada içeriği kapatma kararı alınıyor. Ama ajanslardan, iletişim danışmanlarından alınan jenerik içeriğin dışında özgün içerik olarak elde sadece köşe yazarları kalıyor. Onun paylaşımını kendi üzerlerinden yapmaya çalışıyorlar. İşte kibrin son noktası.
Bir kurumu yanlış alınan bir karar batırmaz ama yanlış bakış açısı sonucu yanlış alınan birçok karar batırır. Hani gazetecilik ölüyor mu diye soruyorlar ya, böyle yanlış kararlar alınmaya devam edilirse hem gazetecilik ölür hem de fena itibarsız bir şekilde ölür…

2015’ten bir yazım : internet insanlığın şizofreni ile en büyük savaşıdır

Darwin’in bıraktığı yerden insanın evrimine devam etmek istiyorum. Eskiden hayatta doğrular ve yanlışlar vardı. Mesela Galile engizisyon mahkemesinde iken her iki tarafta doğruları savunduğunu düşünüyordu.

Bana sorarsanız ikisi de yanlıştı….

Hani bizim bir sözümüz vardır iki kere ikinin dört ettiği gibi. Bakıyorum son dönemde bu entellektüel ortamlarda sarf edilmiyor edilirse de birisi hangi modda, hangi düzlemde ve kaç olmasını istiyorsun diye sorabiliyor. Artık hepimiz biliyoruz ki; doğruların ve yanlışların bir yaşama süreci var. Doğuyorlar büyüyorlar, eğer popülerlerse ürüyorlar ve ölüyorlar. Eistein’in dediği gibi dahiyane olan basiti bulmaktır. Bu söylemde de görüyoruz ki en basit gerçekler en uzun yaşayanlar. e=mc^2 işte bunun en basit örneklerinden biri. Fizikte en basit ve en az özel sabitin bulunduğu formüller en doğal, en gerçek ve en uzun süre yaşayanlar.

Gelelim internet ile şizofreni arasındaki ilişkiye. Şimdiye kadar, bu kadar net şekillendiremiyordum ama internet haftası sürecinde yaptığım konuşmalar ve  aldığım paylaşımlar bana gösterdi ki; internetten önceki hayatımızda çoğumuz bulunduğu ortamda farklı karakter özelliği gösteriyorlar. Hatta bu özellikler karakter kırılımlarına kadar gidiyor. Dışarda yöneticilik yapıp, evinde köle haline gelen insanlarla ilgili latifeleri hepimiz biliriz.

Bunun en ileri noktası; interneti de böyle bir mecra zannedip, internet üzerinde cinsiyet değiştiren insanlardı. Karakter kırılımı yaşayan bu şizofrenik insanlar şimdiye kadar birçok ortamda kafasına göre takılıyorlardı. Ancak internet ufak ufak ortamları birbirleri ile birleştirmeye başalayınca bunun ne kadar imkansız olduğu görülmeye başlandı. Şizofren kişilikler kendilerini birkaç siteye sıkıştırılmış hissetmeye başladılar. Bunların nerelede olduğunu herkes çok iyi biliyor. Bu kişilerin en büyük mutsuzluğu facebook oldu. Gerçek kişileri ön plana alan facebook çok canlarını yaktı Bu nedenle bu şizofrenler facebookdan hiç de sevgiyle söz etmezler.

Sonra twitter verified account çıkardı. Bu da ikinci büyük saldırı idi….

Şimdi devletlerin canlarını yakacak yeni durumlar oluşmaya başladı. Wikileaks, şizofren devletlerin korkulu rüyası olmaya başladı. Bakalım kapalı kapılar olmadan gerçekten cesurca konuşmayı bilen kimler var?

Kim insanları kırmama bahanesinin ardına gizlenmeden her ortamda aynı olmayı başaracak.

Yani devletler, kurumlar ve insanlar için bakalım kim olduğu gibi görünecek, ya da göründüğü gibi olabilecek.

Efendim wikileaks başınıza gelmesin diye yıllar önce ne güzel demiş.

“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” diye