Başka bir gözle Apple Event’i

Kullandığım dönemde pek beğenmediğimi söylesem de Steve Jobs döneminde tasarlanan en son model iPhone 5 sonradan farkediyorum ki gerçekten en iyi telefonlardan biriydi. Sert kenarları sayesinde elde tutması, bir yerde dik tutması kolaydı. Ayrıca ele sığıyordu. Steve Jobs sanıyorum hiç bir zaman ekranı büyütmeyi düşünmüyordu. Sonra yerine Tim Cook geldi. Cook tüketici ciddi anlamda dinleyen bir yönetici. Uzun zamandır ben dahil herkesin ihtiyacı olan büyük ekranları verdi. Ben de o heyecanla ve tablet kullanımımı azaltır görüşüyle iPhone 6s Plus ile kocaman bir ekran aldım. Aynı zamanda renkli telefonlar ve yuvarlak kenarlar da sanıyorum Cook’un fikriydi. Şimdi bakıyorum da gün geçtikçe uzaklaştığımız iPhone 5 “monalith” tasarım ve dar ekran aslında kullanım açısıdan çok daha iyiymiş.

Gerçi Cook dönemi bize giyilebilir teknolojilerin en iyilerinden olan bir saati getirmişti. Hatta saatin bilgisayarımın önüne geldiğimde şifre yazmadan kilidini açıyor olması, acaba cihazlar arası iletişim artar mı düşüncesini vermişti bana… Bir de şu pil meselesi var. Bütün cihazlarımız keşke birbirleriyle enerji paylaşsalardı. Mesela saatimin pili bitince iphone’umun üzerine koyup, az da olsa enerji alabilseydim.

Bu duygu ve düşüncelerle 12 Eylül günü eventi canlı izlemek için apple tv’nin başına geçtim. İlk tanıtım saatti. Apple Watch tarafında ciddi değişiklikler olmuş, saat telefonla konuşma özellikleri ile donatılmış. İkinci önemli özellik saat üzerinden yeni kablosuz kulaklıklara bağlanıp müzik dinlenebilmesi özelliğiydi. Geri kalan özellikler yani ekstra pil, ekstra hız, sağlık uygulamaları zaten beklenen yeniliklerdi.

Saat konusunda bence herşey çok iyiydi beklentileri yükseltti. Ancak tabii kafada onlarca soru belirdi. Mesela içinde SİM kart olmasa da Türkiye’de bir telefon olarak sayılacak ve vergi ödenecek miydi? Aynı SİM’i hem telefon hem de saatte kullanabilecek miyiz? Öyleyse operatörler bunu nasıl ayarlayayacak. İkisi birden açıkken sistem nasıl çalışacak? Apple bu saatleri operatör ile anlaştığı ülkelerde satacak ve Türkiye’de bilen bir anlaşma olmamış. O zaman bu ürünler Türkiye’ye ne zaman gelecek?

İkinci tanıtım Apple TV oldu. 4K desteği getirilen cihazlar, hızlandırılmış, güçlendirlmiş ve oyuna imkan veren özellikleri arttırılmıştı. Bu aşamada sahneye çıkan ThatGameCompany CEO’su sadece apple cihazlarda çalışan bir oyunun demosunu yaptı.

Burada Apple’ın yanlış bir stratejiye yöneldiğini ve apple tv’leri oyun konsillerinin kulvarına soktuğunu görüyorum. Üstelik Amazon, Google ev otomasyon sistemlerinde bu kadar ileri gitmişken, bu kulvarı kaçırdığına inanamıyorum. Apple TV kötü bir oyun konsolu, iyi bir ev yönetim aracı olur.

Son tanıtım ise cep telefonlarıydı. Apple üç telefon tanıttı. iPhone 8, iPhone 8 Plus ve iPhone X. İlk iki model iPhone 7’nin yükseltilmiş sürümünden başka birşey değildi. Fiyatları da makul bir yükseliş gösteriyordu. Ancak iPhone X, yüz tanıma özelliği ve geniş ekranlı ile dikkat çekiyordu. Bu cihazın üzerinde “Home” tuşu yok. Bu arada tanıtılan yeni ürünlerin hepsi kablosuz şarj özelliğine sahip.

Şimdi gelelim yorumlara. Kişisel görüşüm Apple Watch’un ilerde telefonun yerini alacağı yolunda. Yıllardır, akıllı telefonların bütün özellikleri üzerinde toplayarak fazlaca yüklendiği yolunda. Ben akıllı telefonun özelliklerine sahip değişik cihazların olacağı ve bütün iletişimi bir yerden ileten bir gateway olacağı şeklinde bir tezim var. İşte saat sanki bu yolda gidiyor. Tabii pil ömrü uzatılırsa.

Apple telefon tarafında ciddi bir yenilik getiremedi. Ancak snapchat’le hayatımıza giren canlı efekt trendini çok iyi yakalamış. Eklenmiş gerçeklik ve canlı efektlerin telefonda iyi çalışmasını sağlamak amacı ile aslında yüz tanımayı gelişitirmiş. Ancak tanıtımda da hata veren sistemin birçok tartışmaya zemin hazırlayacağı ve tutmayacağı görüşündeyim.

Android kullanıcılarının çoğu tanıtım gecesi kablosuz şarjın kendi telefonlarında çok önceden var olduğu isyanında bulundular. Ben çoğuna sormak istiyorum. Kaçı bu özelliği ciddi anlamda kullanıyor. Kablosuz şarjın ancak ışıklandırmadan (böyle bir proje var) gelmesi durumunda anlamı olduğunu düşünüyorum. Yani bence yüz tanıma ve kablosuz şarj çok işe yaramayacak. Emoji ve Messenger da çok rağbet görecek konular gibi gelmiyor. Ancak NFC teknolojisinin uygulamalarda kullanılabilir olması, gelecek için yeni projelerin göstergesi. Tabii gecenin asıl yıldızı çok da bahsedilmeyen iOS11 ve onun en iyi kullanılacağı yer olan iPad’ler. Burada bilgisayar gibi kullanabileceğimiz tabletler çok artacak diye düşünüyorum.

Bu arada tanıtım sonrası Apple hisselerin düşmesi ne anlama geliyor? Onu da daha sonra yazacağım.

Ayrıca bu konuyla ilgili medyasope tv ‘de bir de röportaj verdim…

İş dünyasının en etkin STK’ları…

Ağustos ayında iş dünyasının en çok konuşulan Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve Başkanları belirlendi. Medya Takip Merkezi’nin (MTM) raporuna göre, basında en çok yer alan STK’lar TOBB, SPK ve KOSGEB oldu. En çok konuşulan STK Başkanları ise Bendevi Palandöken, Rıfat Hisarcıklıoğlu ve Şemsi Bayraktar…

MTM’nin hazırladığı medya raporuna göre Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB),  toplamda 11 bin 753 haberle en çok konuşulan STK oldu. Onu 7 bin 731 haberle Sermaye Piyasa Kurulu (SPK) izlerken, KOSGEB 6 bin 666 haberle üçüncü sırada yer aldı.

Screen Shot 2017-09-12 at 13.43.37

 

Zirvedeki isim Bendevi Palandöken

Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, kurban bayramı tatili ve bayram öncesi artan hırsızlık oranları, otopark sorunu, öğrenci servisleri, kredilerin yapılandırılması gibi birçok başlıkta yaptığı açıklamalarla gündemde yer aldı. Toplamda 5 bin 617 habere konu olan Palandöken, en çok konuşulan STK Başkanı oldu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu 5 bin 546 habere konu olurken, Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar ise 3 bin 283 haberde yer aldı.

Screen Shot 2017-09-12 at 13.43.53

Vestel Hürriyet Gazetesine niye reklam versin?

Hürriyet gazetesinden Faruk Bildirici’nin yazısını yorumsuz yayınlıyorum. Yorum sizin:

NİYE REKLAM VERSİNLER?

AHMET Can, Hürriyet’in teknoloji muhabiri. Berlin’de düzenlenen Tüketici ve Ev Elektroniği Fuarı IFA’yı izledi. Can, Berlin’e Vestel’in davetlisi olarak gitmişti. “Bu makineler sipariş veriyor”, “Zamana oynuyorlar”, “Artık bataryalar çıkarılamayacak” başlıklı haberlerde Türkiye’den markalar Vestel, Arçelik ve Beko başta olmak üzere birçok firmanın geliştirdiği yeni ürünler hakkında ilginç bilgiler vardı; çamaşır makinelerinden cep telefonlarına kadar yenilikler aktarılırken firmalar arasında denge de gözetilmişti.

Hürriyet Magazin yazarı Onur Baştürk de Vestel’in davetlisiydi. O da 9 Eylül’deki yazısında fuarda dikkatini çeken teknolojik yenilikleri aktardı. Dengeli bir dille Vestel’in yanı sıra Arçelik ve LG firmalarının ürünlerinden örnekler verdi.

Ertuğrul Özkök de Vestel’in davetlisiydi. 6 Eylül’de çıkan yazısında Samsung ve LG’den de söz ediyordu ama Vestel ürünlerinin tanıtımına ağırlık verilmişti. Yazının ortasına da Vestel’in göründüğü bir fotoğraf konulmuştu.

Üçü de geziye davetli gittiklerini yazılarında belirtmişlerdi. Fakat ben “Davetli geziler” ile ilgili gazetecilik meslek etiği itirazlarımı bir yana bırakarak sormak istiyorum. Vestel niye Hürriyet’e ya da gazetelere reklam versin? Böylesi hem düşük maliyetli hem de daha etkili değil mi?

Kaynak : Hürriyet Gazetesi

Bulut bilişim geleneksel televizyonculuğu etkiler mi?

Dünyada internet üzerindeki faaliyetler arasında en yoğun veri kullanımı görüntü transferi yüzünden gerçekleşiyor. Video hem hızlı bir bilgi kaynağı, hem degaynı zamanda dünyadaki internet kalitesinin yükselmesinin en önemli sebebi. Biliyorum bu yaklaşım biraz garip geliyor ama Türkiye’de IPTV derneğinin kurulmasının sebebi de tam olarak bu. İnternetten iletlen video yayınının kalitesi ve devamlılığı internet için o kadar önemlidir ki; IPTV’nin varolduğu ülkelerde bağlantılar hızlıca bakır kablodan, fiber optiğe geçiş yapar. Bu kalite aynı zamanda ülkenin video üretimini güçlendirir. İletişim kaynaklarını açar. Bu da hızlı bir gelişimin başlangıcı olur.

Bu sayede o size yollanan yüksek çözünürlüklü resimler hemen mesaj kutunuza düşer, bir işin nasıl yapıldığını anlatan sıkıcı yazılar okumak yerine, iki kat hızla videolarını seyredersiniz, 4G mi 5G mi tartışılır.

Bu gelişmeler aslında işin görünen kısmıdır. Ülke IPTV operasyonunu yapabilmek için önce fiber optik yatırımı yapar, anlık video seyretmeyi kolaylaştırmak için önce POP noktaları kurar, yetmez CDN’ler hayata geçirir o da yetmez bütün içeriği bulutta saklamanın yollarına bakar.

Doğan TV Holding’de görev yaptığım, D-Smart öncesi dönemde, Kanal D ve Star TV (o zaman Star TV Doğan Grubuna aitti)  yayınlarını internetten izleyen çok ciddi bir kesim olduğunu tespit etmiştik. İnternet bağlantısının çok pahalı olduğu o dönemde, internet departmanının en büyük maliyetlerinden biri bu yayınların izlenmesini sağlamak için telekom şirketine ödenen astronomik ücretlerdi. O zaman yayın kalitesi şimdiki gibi değil, amiyane tabiri ile ekranın ortasında pul kadar ve anten yayını kalitesinde bir içerikten bahsediyorum. Yani teknik tabirle 420×360 SD kalitesinde bir yayın için birebir bağlantıdan kaynaklanan ciddi bir bağlantı maliyeti…

O zaman bu sorunu çözmek için Netaş’tan ayrılıp şirketini kurmuş bir deha ile bir, iki ayımızı feda ettik. O dönem için çok garip P2PCast yöntemiyle maliyetleri binde bire düşürecek bir altyapı sağladık.

O zaman için bu işler için ciddi maliyetler, ciddi sistemler kurmak gerekirdi. Ancak sonra CDN’ler ile ihtiyaçlar daha azaldı. Sistem daha iyi çalışır hale geldi. Ancak televizyonculuk için bu da yeterli olmadı. Artık televizyon sektörü üretimini de internet üzerinde gerçekleştirmek istiyor.

Geçen hafta elime geçen bir rapora göre geleneksel televizyoncuların büyük çoğunluğu en geç beş yıl içinde üretimlerini bulut teknolojilerine geçirmek istediklerini belirtmişler. Kaldı ki araştırmanın içinde en dikkat çeken bölümlerden biri zaten geleneksel televizyoncuların, dijital bacaklarının neredeyse yüzde 90’ının bulut üzerinde VOD (seç izle) servislerini çalıştırdıkları yönünde. Herkes kısa vadede zaten video dağıtım ve yayın kısmını geçirdiği buluta bütün teknolojisini geçirmeyi planlıyor.

Açıkcası bu konuda en geç aksiyon almayı planlayan yapılar 4K yayıncılığı yapan kanallar ama bence asıl en hızlı geçişi onlar yapacaklar. Zira geleneksel yayıncılık yapanların içinde buluta geçiş yapmak isteyenlerin büyük çoğunluğu maliyetlerin gelirlerle karşılanamayacağı yönünde olduğuna kanaat etmiş. Bu şirketler arasında 4K yayıncılık yapanlar, dağıtım kanalları en maliyetli olanlar. Dolayısıyla ben yüksek çözünürlüklü yayın yapan kanalların hali hazırdaki dağıtım maliyetlerini çok da aşmayan maliyetlerle karşılaşacakları düşüncesindeyim.

Kaldı ki; televizyon yayıncılığı yatırımın çok olduğu ancak geri dönüşünün uzun zaman aldığı bir alandır. Bulut bilişimin üretimde kullanılması, özellikle donanım ve toplamda ilk maliyetleri çok hızlı şekilde düşüreceği içi tercih sebebi olacaktır.

Dağıtım kanallarında ise geleneksel televizyoncular ya kısıtlı kaynak kullanıp, trafiğin artması ile sorun yaşar hale geliyorlar yada geniş atıl kaynaklar yüzünden tasarruf edemez hale geliyorlar. Bulut bilişim bu sorunları da ortadan kaldıran kullandığın kadarını öde yaklaşımına sahip. Bu da yayının sürekliliği ihtiyacını ciddi anlamda karşılıyor.

Dünya’da televizyonculuk alanında bulut bilişim kullanımı aslında çok yeni değil. Ülkemize hızlı giriş yapan Netflix, yakında gelecek olan Amazon gibi seç izle servisleri bütün dağıtım ağlarını bulut bilişim üzerine kurmuş durumdalar. Bu nedenle de televizyonculuk dünyasında bulut bilişim inovasyon olarak anılıyor. Pazarın büyüklüğünü anlamak için bütün konuşmalarımda verdiğim bir örneği belirtmek istiyorum. Dünya bulut pazarının neredeyse yarısını elinde tutan Amazon, televizyon dağıtım pazarında Roku’dan sonra ancak ikinci olabiliyor. Tabii daha geleneksel televizyoncuların (deyim yerindeyse yaşlı kurtların) neler yapabileceklerini görmedik!