En iyilerim

Son dönemde, teknoloji dünyası ciddi bir değişim sürecinin hemen sınırında. Robot teknolojileri, yapay zeka, sürücüsüz araçlar, nesnelerin interneti derken, çoğumuz Stave Jobs döneminden kalma ipad’leri kullanıyoruz. Yapay zeka etiğinden, drone taksilerin hava sahalarından bahsediyor, veri tabanı ağırlıklı uygulama arayüzlerini kullanıyoruz. Hala önümüzde facebook’un news feedi var, hala yıllardır kullandığımız ve bir adım ileri götüremediğimiz e-mail teknolojisi var.
Sosyal medya takipcilerimden anladığım kadarıyla, herkes yeni yazılım arayüzleri, hayatımızı kolaylaştıran yapay zekaları istiyor. Ancak siri hala bizi anlamıyor, alexa birçok servise entegre çalışamıyor, yapay zekayı maille harmanlamaya çalışan Gmail Inbox kimse tarafından kullanılamıyor. Bunlardan daha başarılı olan, easilydo gibi yazılımlar ise sadece Amerika’da gerçekten anlamlı çalışıyor. 

Bu zor dönemde optimum çalışan uygulama, donanım ve servisler konusunda uzun zamandır yaptığım incelemmeleri sizinle paylaşmak istedim. 

Billgisayar

Uzun zamandır bu konudaki tercihim Mac. Sadece donanım olarak değil, işletim sistemi olarak da, yormayan, çökmeyen, hızını düşürmeyen, çoklu görev desteğinde problem yaratmayan bir bilgisayar ihtiiyacınız varsa bu konuda hala tek tercih Apple.Ancak son dönemde ürünleri inceltmek için kullandıkları yöntemler kullanıcı deneyimini bir tık aşağı indirdi. Özellikle mobil cihazlarda alüminyum’un etkisi ve güvenlik hissi çok etkili. 

Özellikle Macbook Air serisi birçok bilgisayarı test etmiş kullanmış birisi olarak beni çok rahat ettiriyor. Tabii bir çok insan için özellikle Pc’den Mac’e geçmek ciddi bir karar. Özellikle Microsoft Office yazılımları kullananların bu konuda endişeleri oluyor. Ancak ben bu noktada Apple uygulamalarının da aslında çok güçlü olduğunu söylemek istiyorum. 

Eğer böyle bir geçiş yapacaksanız, bunu telefonunuzdan tabletine hepyekün yapmanızın icloud, itunes ve özellikle parolalarınızı unutuyorsanız keychain kullanımında çok işinize yarayacaktır.

Giyilebilir Cihazlar

Halen rüştünü ispat edememiş gibi görünse de özellikle akıllı saatler hayatımza hızlıca girdi. Her ne kadar sağlık bilgilerine ulaşmanın saatleri yaygınlaştıracağı yönünde bir kanı olsa da, bu cihazların rüştünü ispat edememesinin sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Birçok saat ve bileklik, nabızdan fazla bir bilgiye sahip değil. Aslında tansiyon, şeker seviyesi gibi bilgileri ölçebilse özellikle kronik tansiyon ve şeker hastalarının dikkatini çekebilecek. Ancak sadece çok azında uyku bilgisi var. Bunlar da yeteri kadar iyi sonuç vermiyor. Dolayısı ile sadece nabız bilgisine ihtiyaç duyan tek kesim profesyonel sporcular. Bu grup da çoğunlukla vücuduna daha hakim, teknoloji kullanmayı sevmiyor, ölçm için daha profesyonel cihazlar kullanıyor. Bu durumda bu saatleri aslında daha çok tekoloji severler satın alıyor. Ancak ekranın küçük olması tek başına bir çözüm olmasını engelliyor. Bu alanda benim en beğenmediğim saat Apple Watch. Kullanmadığımız saat üzerinden telefon görüşmesi özelliği nedeniyle konulan mikrofon ve hoparlör yüzünden pili çabuk bitiyor. Ekran oldukça küçük ve yetersiz. Kullanıcı arayüzü bunca güncellemeye rağmen oturmadı. Ayrıca anlamadığım bir şekilde cep telefonundan uzaklaştığınızda uyarı veren bir sistemi yok. Tek güzel tarafı, bilgisayarınızı otomatik açabilme özelliği. Bu nedenle yoğun çalışacağım günlerde Apple Watch hayat kurtarabiliyor. Fiyat performans açısından Alcatel Onetouch saatler arasında en iyi olan. Makuül fiyat, 3 gün pil ömrü, kordondan kolay şarj en önemli özellikleri. Telefonla etkilşim küçük ekranda sadece uyarılar olarak yer alıyor. Ancak her iki illetim sistemiyle de uyumlu olan bu saatte cep telefonundan uzaklaştığınızda uyarı sistemi gibi güzel bir özellik de var. 

Bu alanın en iyisi bence Samsung Gear S3. iPhone ile gayet uyumlu çalışıyor. Büyük ekranı ile etkileşim oranı yüksek. Uyku verimini ölçüyor olması güzel. Pili en az 3 gün dayanıyor. Akıllı saatler arasında dış görünüşüyle aksesuar meraklılarını da etkileyebilecek bir cihaz. Keşke silikon kayışa alternatif bir de çelik kayışa sahip olsa. 

Tekstil ve eticaret pazarı raporu

Global hazır giyim pazarı 3.000 milyar dolar * ( 2.384 milyar GBP) değerindedir ve dünya Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYİH) % 2’sini oluşturmaktadır. ABD pazarının boyutu 324 milyar ABD doları ** (GBP 260 milyar) iken, AB pazar boyutu 390 milyar ABD dolarıdır ** (314 milyar GBP). AB içerisinde 94,1 milyar ABD doları (GBP 76 milyar) değerindeki payıyla İngiltere en büyük pazarı oluşturmaktadır.

E-MODA
Global e-moda pazarı 390 milyar dolar (GBP 314 milyar) değerinde olup, Çin 159 milyar dolar ** (GBP 127 milyar) ile küresel e-moda pazarının lideri konumundadır. En büyük ikinci oyuncu, 70 milyar dolar ** (56 milyar GBP ) Çin’in yarısından az bir paya sahiptir. İngiltere de 28 milyar ABD doları ** ile üçüncü sırada (22,4 milyar sterlin) yer almaktadır.

Ücretsiz ürün iadesi çoğu online alışverişçiler için temel faktör haline gelmektedir. ABD’deki E-moda tüketicilerinin, online olarak satın alınan giysileri iade etme olasılıkları üç kat daha fazladır ve online olarak satın alınan moda ürünlerin % 23’ünün alışverişi satın al-dene-iade et şeklinde işleyen tüketici döngüsü politikası *** nedeniyle gerçekleşmiştir.

İngiltere perakendecileri, online olarak satın alınan malların ücretsiz iadelerinin maliyetinin 20 milyar Sterlin **** olduğunu ve moda ürünlerinin bu rakamın % 25’ini oluşturduğunu tahmin ediyor.

Giysi boyutlandırması konusunda herhangi bir standart bulunmamaktadır – bu tüketicilerin kafalarında bir karışıklık yaratmakta ve yüksek oranlarda ürün iadesi ile sonuçlanmaktadır. E-ticarette iade, müşterinin önceden satın aldığı herhangi bir ürünü perakendeciye iade etmesi ve bunun yanı sıra ödeme iadesi alması sürecidir. Perakendeciler, satın alımlarını iade etmek için tüketici haklarını kabul etmelidir.

Bu durum, iadeleri azaltmak, ilgili maliyetleri azaltmak ve moda markaları için hem kar hem de müşteri memnuniyeti seviyelerini artırmak için kullanılan, inanılmaz bir fırsat olduğunu gösteriyor.
Temel Bilgiler

1. % 77 online kıyafet alışverişi yapar.

2. İnsanların %60’ının online alışveriş yapmamalarının sebebi beden ölçüleridir.

3. % 71’i doğru bedeni bilse, online alışveriş yapar.

4. % 42’si online satın alınan elbiseleri iade eder.

5. % 40’ı beden tablolarını kullanmaz.

6. % 45’i online elbise alışverişi yapmak için beden tavsiye araçlarını kullanabilir.

7. % 70’i beden ölçülerini belirlemek için 3D Vücut Taraması yapmaya hazırdır

Tüketicilerin % 77’si online alışveriş yapar bu da nüfusun alışveriş eğiliminin online alışverişe doğru kaydığını göstermektedir.

Tüketicilerin online ortamda alışveriş yapmalarındaki temel sebepler arasında basitlik, hız ve ödeme güvenliği, tıkla ve topla gibi çoklu kanal teklifleri, kişiselleştirme ve küresel bir piyasanın sunduğu daha geniş bir pazar seçeneği bulunmaktadır.

Tüketicilerin % 23’ü çoğunlukla güvenmediklerinden, kıyafetlere dokunamamalarından ve geri dönüş sürecinin potansiyel güçlüğünden dolayı online kıyafet alışverişi yapmamaktadır.

Kıyafetin bedene uyması sorunu * 75, Teslim süresinin çok uzun olması * 48, Giysilere dokunma isteği * 24, Diğer / bilmiyorum *21, Alışverişi sevmiyorum 20, Güvenmiyorum 9, Zahmet edemiyorum 6, Çünkü başladıktan sonra bütçemi kontrol edemeyeceğimden korkuyorum 1, Yukarıdakilerin hepsi 1, % 36.23 %23.19, % 11.59, % 10.14, % 9.66, % 4.35, % 2.90, % 1.45 

%0.48, %0.48 

TOPLAM 207 
Tüketicilerin % 60’ının online alışveriş yapmamalarının nedeni beden ve uymama problemlerinden kaynaklanmaktadır.

Bu durum, online alışverişin iyileştirilmesi için beden ölçü araçları geliştirme konusunda çok büyük bir talep olduğunu açık şekilde göstermektedir.

Tüketicilerin % 24’ü, kıyafetlerini iade etmeleri gerektiğini bildiklerinden ve iade sürecinin güçlüğü ile uğraşmak istemediklerinden dolayı online alışveriş yapmayacaklardır.

Hiçbir beden standardına sahip olmayan bir endüstride, doğru bedeni seçme belirsizlik ve tahmine dayandığından bu sonuç olarak tüketici memnuniyetsizliğine ve markalar için büyük maliyetlere neden olacaktır.

Bir iade işlemi ile uğraşmak genellikle iade edilen her bir madde için 2-3 saat emek ve iş gerektirir. Financial Times, bunu şöyle doğruluyor;

“İngiltere’de ortalama olarak iade edilen bir ürün yeniden satılmak üzere listelenmeden önce yedi çift elden geçiyor. Ancak mağazalardaki raflarda yerlerini alana kadar ürünler genellikle sezon dışında kalıyor ve indirimle satılıyor.”

Moda markaları, % 50’lere varan dönüşüm oranı sağlayabilmek için yenilik yapmaya ve satışlarda bir artış elde etmelerine yardımcı olmak için beden ayarlama araçlarını kullanmaya başlıyorlar.
Son olarak online ortamda alışveriş yapmayan tüketicilerin % 71’i, doğru beden ölçülerini bildiklerini garanti edebilecekleri takdirde online olarak alışıveriş yapabileceklerini söylediler.
Moda markalarının kesin olarak ihtiyaç duyduğu çözümün, tüketici için boyut seçimini optimize etmek amacıyla kullanılacak bir beden ölçüsü tavsiye aracı olduğu açıktır.
Tüketicilerin% 45’i, online alışveriş yaparken bir beden öneri aracı kullanacaklarını doğruladı.

Tüketicilerin beden ölçüsü ve elbisenin uyacağına güvenmeleri durumunda online satışların dönüşüm oranları iki katına çıkarılabilir. Moda markalar saklama ve dönüştürme oranlarını artırmak ve iade maliyetlerini azaltmak için müşterilerine beden ölçüsü tavsiye araçları sağlamalıdırlar.

Tüketicilerin% 42’si online satın alınan hazır giyim ürünlerini iade ederler (BBC araştırmasına göre iade oranı % 56’dır). Hazır giyim hususunda var olan elbise beden ölçüsü verileri ve doğru beden ölçüsü kılavuzlarının eksikliği en büyük nedendir.

İade edilmeyen giysilerin % 21’i müşterilerin dolaplarında kullanılmadan beklemektedirler.

Tüketicilerin çoğunluğu kendilerine uyduğunu bildikleri markalardan yalnızca giyim eşyası / ayakkabı satın alırlar *. Beden\Ölçü sorunları müşteri memnuniyetini ve marka sadakatini sınırlar. Bulunacak etkili bir çözüm de stok yönetimine yardımcı olabilir ve ilişkili maliyetleri düşürebilir.

Çoğu moda markası, ayrıntılı beden çizelgeleri sunarak müşterilerine doğru bedeni\boyutu seçmelerine yardımcı olmak için çok çaba göstermektedir.

Online alışveriş yapan tüketicilerin% 40’ı aldıkları Markanın beden çizelgesine bakmıyor ve bu çizelgeleri doğru boyutu ya da bedeni bulmada karmaşık bulduklarından kullanışlı bulmuyorlar.

Kıyafet işletmeleri çoğunlukla, başka online beden\boyut öneri araçlarının mevcut olduğunun farkında olmadıklarından hala yalnızca beden çizelgelerine odaklanmaktadırlar.

Ücretsiz iade politikası, numara\beden ikilemini aşmanın yaygın ama pahalı bir yoludur çünkü bu müşterilerin online satın aldıkları birden çok elbiseden istediklerini tutmalarına ve istemediklerini iade etmelerine yol açmaktadır.

Tüketicilerin % 55’i en popüler öneri araçlarından veya beden çizelgelerinden ziyade kendi yargılarına güveniyor. Bu da beden çizelgelerinin aşırı karmaşık olduğunu ve tüketicilerin doğru bedeni bulmak için bunları nasıl kullanacaklarını bilmediklerini göstermektedir.

Tüketicilerin% 45’i tahmin veya beden çizelgelerinden ziyade alternatif bir beden tavsiye aracı kullanabileceklerini belirtmişlerdir.

Tüketicilerin% 70’i beden sorunlarını çözmek ve daha güvenli bir şekilde online alışveriş yapmak için gereken zamanı verme konusunda istekli olduklarını söylemiştir. Katılımcıların neredeyse % 80’i, ücretsiz olarak ve hızlı bir şekilde sunulması durumunda bir 3D vücut taraması teklifini kabul edeceklerini belirtmişlerdir.

Mevcut 3D vücut tarama çözümleri, insanların iç çamaşırlarına kadar soyunmalarını veya doğru ölçüleri üretebilmesi için dar kıyafetler giymelerini gerektirir. Daha iyi çözümler elde edildikçe, 3D vücut taraması, müşteriler için doğru beden bilgileri üretmek ve moda markalarının iade maliyetlerini düşürürken kesintisiz ve yüksek kaliteli bir alışveriş deneyimi sağlamak için en yaygın yollardan biri olacaktır.

Yapay zeka, chatbotlar ve CRM

(Accenture araştırmasına göre) yetersiz müşteri hizmetleri nedeniyle işletmelerin her yıl 1.6 trilyon dolar kaybetmelerinden dolayı, bu konu birçok markayı sıkboğaz eden bir mesele haline gelmiştir.Yapay zeka, bu kayıplara bir nebze de olsa engel olabilir mi? Piyasada bir takım farklı teknolojiler var. Buna örnek olarak genel bir değerlendirme…

Çoktan seçmeli chatbotlar
Chatbotlar gittikçe yaygınlaşıyor. Her ne kadar Yapay Zeka teknolojisinde yoğunlaşsalar da başlıca amaçları, konuşma biçimini kullanarak ve taklit ederek hizmet yönlendirme sürecinin karmaşıklığını azaltmaktır.

Önceden belirlenmiş çoklu seçenekler sunarken, hiç yok denecek kadar az metin girişi sunarlar. Esas itibariyle, bunlar müşteri bilgilerini de (örneğin, sipariş ayrıntıları) sağlayabilen bir bilgi mimarisi şeklindedirler.

Bu tip chatbotlara verilebilecek örnekler, perakende (Toplu) ve seyahat (Expedia) gibi birçok farklı sektörde bulunabilir.

UX açısından bakıldığında, kullanıcılar için göz korkutucu bir beklenti olabilecek çoktan seçmeli alanlar içeren uzun formlar chatbot içine yerleştirildiğinde daha erişilebilir hale getirilebilir ve daha az vergilendirme sağlanabilir.

Bu, belki de müşteriye bir seferde bir alanın sunulduğu, mevcut online formdan yapılan mantıksal ilerlemenin bir sonraki aşamaya geçmeden önce en iyi şekilde uygulanmasındandır.

Chatbotlar, ayrıntılı, iç içe geçmiş bir menü deneyiminden kaçınan ve kullanıcıyla ‘etkileşim kurarak’ bilgiyi ortaya çıkarmayı tercih eden web sitelerine ve uygulamalara da yol açabilir.

Böyle bir teknoloji, müşteri hizmeti alanında zamandan tasarruf potansiyeli sunmaktadır. Canlı sohbet işlevselliğine de entegre edilebilir (aşağıdaki bot destekli temsilcilere bakın).

Chatbotlarla ilgili daha fazla bilgi:

Chatbot’lar nedir ve pazarlamacılar neden ilgilenmelidir?

Chatbot’lar perakendeciler için neden önemli bir fırsattır?
Sanal Temsilciler

Çoğu tüketici birkaç yıldır piyasada olan sanal temsilcilere aşinadırlar.

Bu temsilciler genellikle SSS bölümünde arama yapma vasıtasından fazlası değildirler. Bir çağrı merkezi temsilcisi ile hayal edilen kişiselleştirilmiş hizmetleri gerektirse de, dahil edilen dil işleme, bir isteğin anlamını bulmak için az gelirken, anahtar kelime ve cümlelerin SSS içeriğiyle eşleştirilmesi için fazla gelmektedir.

Bilinçli tüketiciler bu çözümlerle daha fazla karşılaştıkça ve aşina oldukça, kişinin (müşterinin) kaliteli bir arama işlevselliği ile uğraştığının fark etmesi çok iç açıcı bir durum olmayabilir.

LivePerson’un CEO’su Robert LoCasçıo, “Başlangıç aşamasında bulunan bu geleneksel botların sağladığı müşteri memnuniyetinin % 70’in altında olduğunu ve bu durumun müşteri hizmetleri ve satışlar için gerçekten düşük” olduğunu ifade ediyor.
Bu iyi kurulmuş sanal temsilci stili, otomatikleştirilmiş / akıllı hizmet dinamikleri konusunda ilginç bir ders vermektedir. Çözülmesi gereken sorun, müşterilerin beklentilerini nasıl doğru bir şekilde belirlemektir – sonuçta hayal kırıklığına uğratan sözde akıllı hizmet sunumunun yerini ya yeterince doğru ve hatasız olan Yapay Zekay ya da arka planda Yapay Zeka tarafından desteklenen insan hizmetleri almalıdır.

Bot-destekli temsilciler

Yapay zekanın çoğu, bir algoritmanın çıktısını öğrenmesine veya denetlemesine yardımcı olan, insan geribildiriminin veya yardımın bir parçası olan bir “insan döngüsüne” dayanıyor.

Bot-destekli temsilciler sanal temsilcilerden sonraki adımdır. İnsan temsilciler botun önerdiği cevabı kalite kontrolden geçirir. LivePerson bunu cyborg modeli olarak adlandırmaktadır ve verimlilikte % 30-35 kazanç sağladığını belirtmektedir (muhtemelen zaman tasarrufu).

Bu tarz bir yardım Digital Genius tarafından geliştirilen bir sistem aracılığıyla KLM tarafından hayata geçirildiğinde çok fazla tanıtım ve reklam elde etti. Temsilciler, kişisel cevapları hızlı ve doğru bir şekilde vermek için, müşteri hakkında toplananlar da dahil olmak üzere, geçmiş kullanım verilerine dayalı önerilen cevaplarla desteklenmektedir.

Sosyal medya yöneticisi Karlıjn Vogel-Meijer, bu yaklaşımın “her iki dünyanın da en iyi – yerinde, doğru ve kişisel bir cevap verdiğini söylüyor: İnsanların ve teknolojinin en iyisi”.

Nvidia aracılığıyla aşağıda paylaşılan ekran görüntüsü bunun Dijital Genius ara yüzü içinde nasıl çalıştığını gösteriyor. Güven seviyeleri sağlanır ve temsilciler otomatik mesajları kişiselleştirmeyi veya onaylamayı seçebilir.

Otomasyon eşiği, aşağıdaki örnekte% 90 olarak ayarlanmıştır; bu, algoritma yeterince emin olduğunda otomatik olarak cevap vereceği anlamına gelir.

Dijital deha

2016 yılının sonlarında, KLM, sadece Facebook Messenger aracılığıyla dakikada beş soru (en yoğun zamanlarda dakikada 13 soru) alıyordu. Havayolu şirketi zaten c 250 civarında sosyal medya temsilcisine sahip ve bu nedenle temsilci sayısını artırmaya devam etmeden mesaj oranları ile başa çıkmak için yapılacak herhangi bir çözüm açıkça çok büyük bir değere ve öneme sahiptir.

Bilgi tabanı içerisindeki içerikleri ortaya çıkarma sürecini optimize etmek ya da bir temsilciye öngörülen cevaplar vermek için kullanılabilecek olan benzer bir çözüm piyasada DeviceBits tarafından sağlanmıştır.

Aynı zamanda Afiniti de müşterinin verilerini analiz etmeye dayalı olarak, müşteri çağrılarını uygun aracıya yönlendiren benzer bir ürün sunmaktadır.

Gerçek zamanlı duygusal analiz

Cogito, Yapay Zeka müşteri hizmetlerini sunmakta olan en ilginç şirketlerden biridir. Şirketin web sitesi, müşteri ve temsilci memnuniyetini artırdığını, müşteri çabalarını ve yıpranmayı azalttığını ve bu sayede gelir ve tasarruflarda kazançlar elde ettiğini iddia ediyor.

Yazılım, gerçek zamanlı olarak yapılan çağrılar sırasında müşteri duygularını, niyetlerini ve sosyal mesajları işaretleyerek bunu yapar. Bunun neye benzediğini merak ediyorsanız, aşağıdaki ekran görüntüsüne bakın.

Cogito
Cogito, sağlık şirketi Humana ile birlikte çalışmanın müşteri memnuniyetinde (tavsiye etme olasılığı) % 28’lik bir artış olduğunu iddia ediyor.

Ancak, örnek etkileyici derecede büyük olmasına (100.000 telefon görüşmesi) ve test ve kontrol grupları kullanmasına rağmen, deneyin ne kadar doğruluk payı olduğu hususunda daha ayrıntılı bilgi bulamadım.

Aynı etkenler mi kullanılıyordu? Müşteri soruşturmaları ve demografik veriler her bir test ve kontrol grubundan nasıl farklıydı? Aynı anda mı yürütüldüler?

Müşteri sorunlarını çözümde kaydedilen % 6.3’lük bir gelişme yabana atılmayacak olsa da (konuşma esnasında yayın kesilmesi durumunda % 30’lük bir azalma da dahil olmak üzere), bazıları bu teknolojinin, konuşma esnasındaki ses ahengi ve temposundaki bireysel ve hatta bölgesel farklılıkları yorumlayacak kadar sofistike olmadığı görüşündeler.

Bu noktada, MİT Review, duygu takibi sistemine öncülük eden MİT Medya Laboratuvarı’nda profesör olan Rosalınd Picard’ı söylediklerini şöyle alıntılıyor “Birçok New York’lu” “yüksek kesinti ” tarzını uyguluyorlar. Kesinti böylece sevindirici olabilir ve onlarla ilişki kurabilir. Ancak aynı davranış başka arayanlar tarafından kaba olarak görülebilir. ”

Akıllı asistanlar

Müşteri hizmetleri ve yapay zekanın bitim noktası tamamen otomatikleştirilmiş bir çözüm olarak düşünülebilir. Mevcut durumda doğal dil işlemesi konusunda bulunan kısıtlamalar nedeniyle bunun ne zaman mümkün olabileceği ve gerçekten de empati eksikliği olan otomatik bir tecrübenin bir insan etkeninin sağlayabileceği müşteri memnuniyetini sağlayıp sağlayamayacağı belirsizdir.

Alexa gibi ev ve kişisel asistanlar hâlihazırda çok sofistike olmalarına rağmen, bu sistemler önümüzdeki dönemlerde özellikle de telefon üzerinden müşteri hizmetleri cephesinde uygulanırsa hata oranları çok yüksek olacaktır.

Bununla birlikte, beğenilsinler ya da beğenilmesinler, evdeki akıllı asistanların bir şirketin ürün veya hizmet sunumunu etkileyebileceğini akılda tutmakta fayda vardır.

Şirketler kendi bilgi ve servislerinin bir ev / kişisel asistan vasıtasıyla müşteriye nasıl sunulacakları konusunda karar vermelidir. Bu, bir tür HTML biçimlendirmesi veya e-ticaret gibi işlevselliklerle daha fazla entegrasyon anlamına gelebilir.

Müşterinin kişisel akıllı bir asistan aracılığıyla yaşadığı deneyim normal bor temas noktası gibi değerlendirilmeli ve markayla tutarlı bir etkileşim sunmalıdır.

İçerik geliştirme (ya da Ticari satış)
Yapay Zeka, ticari satış ve online kişisel alışveriş gibi hizmetlerin daha yumuşak tarafında kullanılıyor.
North Face, ceket alıcılarına oldukça basit sorular soran (ancak biraz serbest veri girişi ile) ve böylece ürün yelpazesini daraltmayı amaçlayan interaktif bir aracı test etmesi için IBM’in Watson teknolojisini kullanıyor.

Soru, bu deneyimin özellikle yararlı olup olmadığıdır. North Face en büyük ürün yelpazesine sahip değil ve bir web sitesine erişen çoğu insan, ihtiyaç duydukları ceket türüyle ilgili olarak daha geniş web üzerinde daha etkili bir araştırma yapmıştır zaten.

Görünüşe göre 60 günlük deneme süresince, 50.000 tüketici bu servisi kullanıyor ve bu araç olmadan sitede iki dakika daha fazla vakit geçiriyor. Aracı sadece meraktan kaç kişinin ziyaret ettiği ve kaç tanesinin algoritmanın daha ucuz veya daha uygun bir ürünü kaçırmadığından emin olarak bir satın alım yaptığı konusu tartışmalı olsa da, % 75’i bu aracı bir daha kullanacaklarını söylemiştir.
North Face

Özet olarak…

Bu, çeşitli Yapay Zeka müşteri hizmetleri araçlarıyla hızlı bir yürüyüş gibiydi. Teknolojinin bu denli zengin olduğu bu dünya piyasasında, pragmatik işlevsellik sunan ülkelerin – Yapay Zekanın arka planda rol aldığı (örneğin, bot destekli temsilciler) – kısa vadede başarılı olma olasılıkları en yüksek görünüyor.

Uzun vadede, insan etkeninin kaderini kim biliyor! Otomasyon için kesinlikle çok fazla itici güç var, ancak şu an için havalı bir marifet gibi görünebilir (bkz. Henn na Hotel).

Herhangi bir ölçekte kullanıldığında, Yapay Zekanın müşteri yolculuğunu kesin olarak kolaylaştırdığı ve bunun doğal sonucu olarak en nihayetinde geliri artıracağı kanıtlanmış olmalıdır.

Markalar neden e-ihracat yapamıyor?

Son dönemde bir e-ihracat modasıdır gidiyor. Konuştuğum neredeyse bütün CIO, CTO ve CMO’lar e-ihracat için sitelerini çoklu para birimine göre ayarladıklarını söylüyorlar. Sanki yepyeni bir dalga geliyor gibi ama işin aslında bir başarısızlık dalgası geliyor. Bunun sebeplerini ve aslında nasıl yapılması gerektiğini bu yazıda bulacağınızdan eminim.
Öncelikle şu bandı bir geri saralım

Bu e-ihracat furyası nereden nereye yol alıyor. Çoğunlukla patronlandan aşağı gelen bir istek. Sebebi ise oldukça değişken. Bazen instagramda 20-30 parça ürün satıp kendini geçindiren bir ev hanımının başarısı, bazen mali yetersizlikler ama çoğunlukla da genişleme beklentisi bu isteği harekete geçiriyor. Patron isteğini dillendirince aşağıya doğru bir iş emri oluşuyor. Ancak çoğunlukla icraat sürecinde, iş amacından sapıyor. İçinden çıkılmaz bir başarısızlık haline geliyor yada korkunç bir insan kaynağı maliyeti oluşuyor. Geçenlerde bir markanın 15 ülkede yapacağı açılım için 45 kişilik bir genişleme planladığını duydum. Aslında haksız da sayılmazlar ama bu işin daha doğru ve kolay bir yöntemi olduğunu da bilmek gerekiyor. 

Yanlış hedef pazar seçimi

Patrondan gelen iş emrini değerlendiren e-ticaret departmanları, ilk olarak daha önce satış yaptıkları ülkeleri araştırıyorlar. Ellerinde bilgi olmadığı için de çoğunlukla en büyük ilk hatayı yapıp, mağazalardaki satışları sorduruyorlar. Offline ile online tüketicisinin farkında olmak en öncelikli kural olmalıdır. Bu iki kitlenin davranış ve tüketim alışkanlıkları son derece farklıdır. Mesela Azerbeycandan gelip mağazadan yılda iki kere alışveriş yapan insan, evine limuzinle ürün bıraksanız bile memnun olmaz. Kaldı ki bunu yapanların sayısı mağaza satışları ve maliyetleri için uygun olsa da online için çok da uygun değildir. 

İkinci büyük hata ise, büyük pazar yerlerini hedeflemek. Eğer markanız dünyanın bu pazar yerlerinde arayacağı markalar değilse buralarda sadece kalabalık içinde küçücük bir nokta olarak kalan çok marka ile son günlerde karşılaşıyorum. 

Bir ülkede faaliyette bulunmak ürün fiyatlarını değiştirmekle olmaz!

Ülke seçiminden sonra yapılan en büyük ikinci hata ise e-ihracat için kendi sitenizi seçmek. Çoğunlukla e-ticaret yetkilileri fiyatlarını o ülkenin para birimine çevirip, ödeme sistemlerini uyumlu hale getirdiklerinde o ülkeye ayak uydurduklarını sanıyorlar. Ancak manzara bu kadar kolay değil. İlk sorun fiyatların yerelleştirilmesi ile başlıyor. Bu sadece ürün müdürünün alacağı bir karar değil. Lojistik, gümrük maliyetleri yani neredeyse bütün muhasebe ve lojistiğin dahil olması gereken bir süreç ortaya çıkıyor. Çoğunlukla cengaver lojistik müdürleri ürünü ulaştırmak konusunda sorun yaşanmayacağını söylese de, toplu ürün göndermekle, mikro ihracat farklı kuralları olan çok farklı işler. Dolayısı ile markalar burada da büyük ihtimalle bir gol yiyorlar. 

Lokalleşme sadece fiyatla kalmıyor tabii, sitenin tercümesi, ürünlerin o ülkenin genel kültürüne uygun olarak düzenlenmesi, öncelikli ürün gruplarının ve departmanların belirlenmesi de ayrı konular. Ödeme sistemlerindeki farklılıklar sadece fintech tarafında olmuyor. Çoğunlukla kapıda ödeme gibi fiziksel yapıların oluşturulması ihtiyacına kadar gidiyor. 

Buraları açan markalar ise çoğunlukla muhasebe süreçlerinde kişisel anlamda sorun olmayacak yöntemleri kurumsalda da kullanmaya çalışıyorlar ki; bu çoğu marka için kabul edilemez hatalara sebep oluyor. 

Herşeye rağmen e-ihracat

Bunlara rağmen e-ihracat yapılır mı? İşte asıl bu yazıyı yazmamın sebebi tam olarak bu. Mikro ihracat ve e-ihracat bir markanın kendi içinde bir departmanla yapacağı bir faaliyet olmaz. Bu şekildeki deneyimler yüklü insan kaynağı maliyetini getirecektir. Birden fazla departmanın birlikte çalışması ile de yapılamadığını birçok sefer gördük. Aslında bu tip bir faaliyeti gerçekleştirmenin tek yolu, sadece bu işi yapan şirketleri bir mağaza olarak görüp onlara ürün vermekle mümkün görünüyor. Ancak bu iş için kullanacağınız yapının, ürünün son tüketiciye ulaştırılmasından müşteri şikayetleri ve hatta iadeleri almaya kadar her konuda tecrübeli olması gerekiyor. 

DİJİTAL İNOVASYON PROGRAMI “MSC FOR ME” İLE OYUNUN KURALLARI DEĞİŞİYOR

MSC Cruises 9 Milyar Euro’luk yatırım planı kapsamında, suya inecek yeni nesil gemisi MSC Meraviglia ile dijital inovasyon programını hayata geçiriyor.

MSC Cruises, dünyanın en önemli turizm fuarlarından biri olan ITB Berlin’de “MSC for Me” dijital inovasyon programını duyurdu. Daha önce Cruise sektöründe eşi görülmemiş bu inovasyon programı, 3 yıldan bu yana Deloitte Digital, Hewlett Packard ve Samsung gibi dünyanın lider 11 kuruluşunun dijital, teknoloji ve davranış bilimleri uzmanlarının katılımları sonucu geliştirildi. Bu program, ilk olarak Haziran 2017’de Akdeniz programına başlayacak olan MSC Meraviglia gemisi ile seyahat severlerin hizmetine sunulacak, sonrasında 21 Aralık’ta suya inerek Karayipler seferine başlayacak MSC Seaside ile devam edecek.

MSC Meraviglia’da 16,000 bağlantı noktası, 700 dijital erişim noktası, 358 adet info ve interaktif ekran ile 2.244 kabinde RFID/NFC teknolojisi ile kullanım sağlanacak.
Yapılan müşteri araştırmalarında, %59 oranında kişiselleştirilmiş bir seyahat deneyimi ile %73 oranında daha güçlü iletişim imkanları ile donatılmış bir gemi seyahati düşlendiği gerçeği ortaya çıktı. Bu inovatif çalışma, misafirlere daha iyi servis verebilmek ve daha fazla misafire kişiselleştirilmiş hizmet verebilmek için geliştirildi. Dünyanın 170 değişik ülkesinden farklı beklentiler ile gelen misafirlerin, seyahatlerinden önce ve seyahat esnasında müşteri deneyimini geliştirmek adına teknolojinin unsurları verimli bir şekilde kullanıldı.

MSC Cruises CEO’su Pierfrancesco Vago yaptığı açıklamada, “İnovasyon MSC Cruises’un kuruluşundan bu yana temelini oluşturmaktadır. Sektöre yeni bir gemi sınıfı sunduğumuzda, her defasında yeni prototip geliştiririz, bu şekilde misafirlerimizin değişen ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamayı amaçlarız. Bu farklı yaklaşımımız, şirketimizi ilk 10 yılında %800 büyüme rakamlarına ulaştırmıştır.”

Bay Vago açıklamasının devamında, “Eşi benzeri görülmemiş olan yatırım planımızın süresi ve ölçeği göz önüne alındığında, sadece birkaç yıl içinde gemilerimizde bu deneyimleri sağlamak değil, 2030 yılına kadar misafirlerimizi en iyi şekilde ağırlamak üzere hareket ediyoruz. Misafir deneyimi hizmetindeki teknoloji hızla ilerliyor, bu nedenle ilk iki gemiye 20 milyon €uro’luk yatırım yaptık. Bu girişimleri ile MSC Cruises denizlerdeki yeni standartları belirliyor.”

MSC Cruises CIO’su (Chief Innovation Officer) Luca Pronzati yaptığı açıklamada, “3 yıl önce start verdiğimiz inovatif çalışmalarımızın deneyimlenmesi için artık 90 günden az bir zaman kaldı. Deloitte Digital, Hewlett Packard ve Samsung’un da aralarında bulunduğu 11 dünyanın önde gelen dijital, teknoloji ve davranış bilim uzmanları ile geliştirdiğimiz en yeni-en gelişmiş çözüm ve teknolojileri gemilerimize getireceğiz. Bugünkü inovatif yaklaşımlarımız sayesinde ve MSC Cruises’un inovasyona bağlılığı neticesinde, gelecekte gemilerimiz tam anlamıyla bir tatil beldesi konumuna gelecektir.”

MSC For Me dijital inovasyon programı kapsamında; gemide misafirlere sunulacak hizmetler, gerek cep telefonları aplikasyonu üzerinden, gerekse elektronik bilezikler üzerinden yürütülecek. MSC Cruises personelinin, misafirlerlere kişiselleştirilmiş daha kaliteli hizmetler sunulabilmesi adına kullanılacak MSC For Me aplikasyonunda şunlar yer alacak :
MyNavigation: 300 metrenin üzerinde boyutlardaki yeni nesil gemilerde, misafirlerin gidecekleri yerleri kolaylıkla bulabilmeleri ve onlara rehberlik edebilmek adına kullanılacak özel bölümdür. Ayrıca çocuklu aileler, çocuklarının gemi içindeki lokasyonlarını da rahatlıkla takip edileceklerdir.
MyConcierge: Misafirlere, Restaurant, Çevre gezisi gibi servislerin 7/24 kolaylıkla rezervasyon yapılmasını sağlayacak olan bölüm.
MyCapture: Sıra dışı bir bölüm. Misafirlere gerçek zamanlı Cruise deneyimlerini kişiselleştirilmiş bir şekilde fotoğraf galerileri yapma imkanı sunacak. Her misafir kendi cruise deneyimini bu bölüme yükleyip, sosyal medyada paylaşabilecek ve fotoğraf albümleri oluşturabilecek.
MyOrganiser: Kişiselleştirilmiş bir ajanda… Animasyon şovları için yer ayırma, akşam yemeği için masa rezervasyonu, gezide yer ayırma gibi seyahat öncesi ve esnasında planlama yapmak için kullanılabilecek bölüm.
MyTailorMade: Aplikasyonun bu bölümü son derece ilgi çekici. Misafirlerin kişiselleştirilmiş verilerine dayalı olarak seyahat boyunca kişiye özel tavsiyelerde bulunulacak. Yüz tanıma sistemi sayesinde, misafire personel tarafından daha özenli servis verilmesi sağlanacak. Ayrıca bileklikler sayesinde, geminin 3,050 noktasına yerleştirilmiş iBeacons olarak adlandırılan ve anlık iletişimin sağlandığı teknoloji desteğiyle, geminin değişik yerlerinde, sadece o kişinin tercihlerine uygun tavsiyelerde bulunulacak.

LG webOS 3.5, Siber Güvenlik sertifikası alan ilk Smart TV platformu oldu

LG’nin Smart TV platformu tüm dünyadaki kullanıcılara güvenli bir Smart TV deneyimi sunuyor.

LG Electronics’in (LG) webOS 3.5 Security Manager Smart TV platformu, sahip olduğu üstün siber güvenlik özelliklerinden dolayı güvenlik ve sürdürülebilirlik konularında dünyanın önde gelen uzman kuruluşlarından birisi olan UL tarafından sertifikalandırıldı. LG bu hamlesiyle Smart TV kategorisinde bu sertifikayı alan ilk marka oldu. LG, bu konudaki uzmanlığını Smart TV’lerdeki başarı ve tecrübesinden yararlanarak, tüm akıllı ev, akıllı ev güvenliği ve ev otomasyonu ürünlerini de kapsayacak şekilde genişletmeyi amaçlıyor.

LG webOS 3.5 Security Manager, UL’nin 2900-1 Siber Güvenlik Teminat Programı (CAP) kapsamında zararlı yazılımlara karşı duyarlılık, güvenlik zafiyeti, yazılım hataları ve kullanıcıların kişisel verilerini koruyan güvenlik kontrolleri alanlarında test edildi. UL, webOS 3.5’i, uygulama ve sistem yapılandırma merkezi üzerinde çeşitli sanal ağ penetrasyonları ve güvenlik açığı saldırılarına (CWE / SANS Top 25 güvenlik açıkları kapsamında) tabi tutarak, tüm güvenlik katmanlarının etkinliğini değerlendirdi. LG webOS 3.5’in bu kategorilerdeki uyumluluğu, Nesnelerin İnterneti (IoT) ağları için de önemli bir temel oluşturuyor.

UL 2900-1 testleri, uygulama güvenliği, kimlik doğrulama süreçleriyle bilgi erişimi kontrolü, Engineer Mod’u için hacklenme koruması ve sahte yazılım koruması gibi yeterlilikleri ölçümlüyor. LG webOS 3.5, UL 2900-1 sertifikasını alan sektörün ilk Smart TV platformu olmanın yanı sıra, Smart TV uygulamalarındaki etkili “Dijital Haklar Yönetimi” yetenekleriyle de sertifika almaya hak kazandı.

LG Ev Eğlence Sistemleri Ar-Ge Bölümü Yöneticisi ve Kıdemli Başkan Yardımcısı JH Hwang konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Yeni webOS platformumuz tamamen güvenlik kavramı ön planda tutularak tasarlandı. Güvenlik testi ve sertifikalandırması alanındaki en güvenilir isimlerden olan UL tarafından onaylanmak ise bizim için oldukça önemli ve sevindirici. Artık çok daha fazla kullanıcı, Smart TV’leri ve diğer cihazlarla bağlantı kurma özelliklerini benimsiyor. Bilgi güvenliği ise kullanıcılar için giderek daha önemli bir kavram haline geliyor. Hali hazırda TV endüstrisinin en kullanıcı dostu Smart TV platformlarından birisi olarak görülen LG webOS platformumuz, kendi alanındaki kalite standartlarını belirlemeye devam ediyor.”