I did it my way

And now, the end is near
And so I face the final curtain
My friend, I’ll say it clear
I’ll state my case, of which I’m certain

I’ve lived a life that’s full
I’ve traveled each and every highway
And more, much more than this
I did it my way
Regrets, I’ve had a few
But then again, too few to mention
I did what I had to do
And saw it through without exemption
I planned each charted course
Each careful step along the byway
And more, much more than this
I did it my way
Yes, there were times, I’m sure you knew
When I bit off more than I could chew
But through it all, when there was doubt
I ate it up and spit it out
I faced it all and I stood tall
And did it my way
I’ve loved, I’ve laughed and cried
I’ve had my fill, my share of losing
And now, as tears subside
I find it all, all so amusing
To think I did all that
And may I say, not in a shy way
Oh no, no, not me
I did it my way
For what is man, what has he got?
If not himself, then he has naught
To say the things he truly feels
And not the words of one who kneels
The record shows I took the blows
And did it my way
And did it my way

 

 

 

Kitabımın genişletilmiş yeni baskısı yayında

Atıf Ünaldı

İnternet’in kısa tarihi kitabımın yeni baskısı yayında. Son düzeltmeleri de yapıp yayınladığım bu genişletilmiş baskının sponsoru EnerjiSA oldu.

Kitabı satın almak için https://books.google.com.tr/books?id=rNWGDwAAQBAJ adresine bağlanabilirsiniz.

Bu kitabın ilk yayını Google Play’de çıkıyor. Google Books ile yaptığım anlaşma gereği diğer kitaplarımı da yayınladım. Onlara da https://play.google.com/store/books/author?id=Atıf+Ünaldı adresinden ulaşabilirsiniz.

Bu kitaba çok önemsediğim isimlerin de bulunduğu bir önsöz yazdım. Bu önsözü de aşağıda bulabilirsiniz.

Umarım beğenirsiniz.

ÖNSÖZ
Napolyon Bonaparte “Tarih, üzerinde herkesin anlaştığı bir yalandır.” der. Benim bu kitabı yazarken en büyük motivasyonum bu söz oldu. Zira tarih çoğunlukla o dönemin koşullarından ziyade, yazanların uydurduğu hikayeler oluyordu.
Bu nedenle özellikle Boğaziçi Üniversitesinde okuduğumuz dönemde, bağlandığımız EARN’ün kurucusu rahmetli Oğuz Manas‘ı, BBS ile başlayan internet macerasını, Şemsettin Türer‘i, Tolga Yurderi‘yi, o maceraya o dönem dahil olan Faruk Eczacıbaşı‘nı, o yıllarda hayatımıza giren “internet society” ve onu Türkiye’ye getirmek için kurulan İnternet Derneği’ni, aynı dönemlerde Ankara’da benzer faaliyetlerde bulunan rahmetli Mustafa Akgül hocayı ve Boğaziçi Üniversitesinden Ufuk Çağlayan‘ı anmadan Türkiye’deki internet hikayesini yazmak doğru olmazdı.
Burada adını yazmayı unuttuğum isimler tabii ki olabilir ama internet ile tanıştığım 91 yılında (18 yaşındaymışım) neredeyse her günüm internet ve onu şu anki haline getiren bu isimlerle geçti. Onlarca doğru belki yüzlerce yanlış oldu ama sonuçta bugün internetten bahsediyorsak, bilin ki bu isimlerin savaşları sayesinde olmuştur.
Bu kitabın hayata geçmesinde bana hem ilk hem de ikinci baskıda yardımcı olan Graphx Ajansdaki can dostlarım ve özellikle Necdet Alkandemir‘e ve içerik konusundaki görüşleri için Prof. Dr. Mustafa Zihni Tunca hocaya da teşekkürü bir borç bilirim.
Ayrıca bu baskının oluşmasında katkılarından dolayı EnerjiSA ve CEO’su, eski dostum Ziya Erdem‘e de teşekkür ediyorum.
Sağolun varolun…
İnternet sizin sayenizde yaşıyor…. NET’leşmek üzere
Atıf ÜNALDI

Dijital Diplomasi

Yıllar önce CNNTurk için hazırladığım bir programda dijital diplomasiyi anlatmışım. http://tinyurl.com/dijitaldiplomasi Malum diplomasinin de farklı çeşitleri var. İkili diplomasi, üçlü diplomasi, kamu diplomasisi, public (halk) diplomasisi, yumuşak güç gibi. Ancak tabii bunları kıt kaynakların olduğu Türkçe wikipedia’da aradığınızda neredeyse ilkokul kıvamında bilgiye ulaşabiliyorsunuz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Diplomasi adresi ile http://en.wikipedia.org/wiki/Diplomacy adresine bakarsanız, toplu içerik üretmekte ne kadar kıt olduğumuzu, birlikte çalışma kültürümüzün de ne kadar az olduğunu üzülerek görürsünüz. Ben gördüm…
Tabii yine diplomasinin en önemli parçalarından biri de şu son dönemdeki dijital diplomasi. O da, sosyal medya kaynakları açısından farklı alanlara bölünüyor. Twitter diplomasisi yani İngilizce ismi ile twiplomacy, facebook diplomasisi ayrı ayrı farklı konular.
Geçen aylarda Burson-Marsteller iletişim danışmanlığı ve halkla ilişkiler şirketi gerçekleştirdiği araştırma twiplomasi alanında yeni bilgileri gündeme getirdi.
Mayıs 2014’de Hindistan Başbakanı olarak seçilen Narendra Modi, en çok twitter takipçisi olan devlet adamları listesine beşinci olarak girdi. O ana kadar listede beşinci sırada olan Abdullah Gül altıncı sıraya düştü. Listede hemen arkasındaki Recep Tayyip Erdoğan ise yedinci sıraya geriledi.
Listenin ilk sırasında tabii ki 43 milyon takipçi ile Barack Obama var. İkinci sırasında ise 14 milyon takipçi ile Papa Francisco var. Üçüncü sırada ise sürpriz bir isim Endonezya Cumhurbaşkanı Susilo Bambang Yudhoyono 5 milyon takipçi ile geliyor.
Araştırmanın en ilginç bulgularından biri de Türkiye ile ilgili. En çok takip edilen Dışişleri Bakanı 1.5 milyon takipçi ile Ahmet Davutoğlu.
Takipçi sayısı önemli mi?
Yıllardır online itibar konusunda farklı bilgileri http://www.onlineitibaryonetimi.com adresinde topluyorum. Online itibar değerlendirmelerinde ilk akla gelen takipçi sayısıdır. Ancak klout gibi değerlendirme sistemlerinin çıkması ile birlikte, herkes antant kaldı ki; asıl önemli olan, etkileşimi yüksek hesaplar. Yani bir tweet attığınızda, anında yüzlerce, binlerce tepki alabilmek. Bu konuda her ne kadar Barack Obama’nın başkanlık yarışını kazanınca attığı mesajın eline kimse su dökemese de, sürdürülebilirlik açısından Papa Francisco ile kimse yarışamıyor. Online itibar diplomasi konusunda faaliyet gösteren herkesin dikkat etmesi gereken bir değer.
Zaten bu konuda da faaliyet gösteren klout, peercast, kred gibi farklı derecelendirme sistemleri bulunuyor. Bu sistemlerin çoğu kullandıkları sistemi coca-cola formülü gibi saklıyor.
Online İtibar Yönetimi olmazsa ne olur?
Bu soruya en güzel cevabı sanıyorum, geçtiğimiz günlerde gonzo insight’ın zete.com adlı şirket için hazırladığı rapor ortaya koydu. Geçen günlerde cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına vizyon toplantısı ile başlayan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ünlüleri davet etmesi özellikle sosyal medyada çokça konuşuldu. Başbakan bu durumu bir linç kampanyası olarak tanımlasa da, Gonzo Insight tepkiyi ölçtüğü araştırmayı geçenlerde basın ile paylaştı.
Araştırmanın sonuçlarına göre Hande Yener en fazla tepkiyi almıştı. İkinci sırada ise Orhan Gencebay vardı. Hayran kitlelerinin büyüklüğüne baktığımızda sonuçların böyle çıkması çok da şaşırtıcı değil. Bu tarafından bakılınca, tepkinin bu iki ünlüye sempati duyan kitleden geldiğini söyleyebiliriz. Bu sebeple bunun bir linç kampanyası olduğunu söylemek pek de mümkün görünmüyor. Ancak bu ünlülerin bu krizi bir fırsata çevirip çeviremeyeceklerini önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Raporun tamamını okumak isterseniz http://tinyurl.com/twitrapor adresinden ulaşabilirsiniz.
Online İtibar Yönetimi cumhurbaşkanlığı seçimlerini etkiler mi?
Online İtibar’ın negatif etkilerinin olacağını söylemek kolay. Ancak pozitif etkileri konusunda halkın bilincinin yeteri kadar olmadığını hissediyorum. Bir olaya şahit olup, müdahale etmek yerine onu sosyal medyada paylaşan insanlar uzmanların en çok eleştirdiği konular arasında. Ancak bu sürecin de yakında evrileceğini düşünüyorum. Online itibarın henüz bir seçimin en önemli parçası olmadığını kabul etsem de, online itibar, dijital diplomasi konularını önemseyen bir cumhurbaşkanının seçilmesi gönlümden geçen.