Yeni bir çağın habercisi

Türkiye´de internetin öncülerinden biri sayılıyorsunuz, bu sektöre ne zaman girdiniz?

Doğrusunu söylemek gerekirse biz interneti bir kaynak olarak görmeye başladığımız günlerde Türkiye’de bir sektörden bahsetmek mümkün değildi.
Boğaziçi üniversitesinde Türkiye’nin ilk BBS’ini (Bulletin Board System) kurduğumuzda, sektörün bu noktaya geleceğini ümit ediyorduk ama doğrusu tahmin etmiyorduk.
Hatta Türkiye’nin ilk internet servis sağlayıcısını kurduğumuz zaman bu konuda hala bir takım şüphelerimiz vardı. Ama artık bunlar geride kaldı.

Internet her nekadar faydalı bir araç olsa da, kişilere ve kuruluşlara zarar da verebiliyor. Siz ve şirketiniz kurucusu ve içinde bulunduğunuz bu sektörden zarar gördünüz mü?

Aslında bu çok önemli bir konu. Internet’in var olması ile birlikte bilgi değer kazandı. Fakat ne yazık ki, bu bilgiyi kötü amaçlarla kullananlar da oldu. Şirketleri bu platforma çıkarmayı önererek bunu gerçekleştirmeyenlerden, hazır bilgileri çalanlara veya siteli kıranlara kadar güvenliğe zarar veren kişiler oldu.
Şirketim veya müşterilerimin bundan zarar görmemesi için bu konuda çalışan bir güvenlik birimine sahibiz.
Bu birim sayesinde şu ana kadar herhangi bir sıkıntı yaşamadık.

Internet mevcut hukuk kurallarının dışında bir platform bunun kullanılabilme ihtimali var mı? Varsa bu konuda çözüm üretmek için neler yapmak gerekir?

Biliyorsunuz internetin yeni kullanım alanlarından biri de e-ticaret. Bu teknoloji o kadar hızlı ilerledi ki internet üzerinde dönen paranın büyük bir kısmı bu kaynak aracılığı ile elde ediliyor. İnternet’in fiziksel sınırlardan uzak bir teknoloji olması, ülkeler arası mevcut ticaret yasaları dışı bir faaliyet haline getiriyor. Bu nedenle oluşacak açıklar ise ülkeler açısından büyük sorunlar yaratıyor. Aynı sorun sadece uluslarası yasalar için değil ülke içi yasalar için de geçerli. Oluşan bir yasal sorunda bunun hangi ülke kanunları ile çözüleceğine karar vermek gerçekten imkansızdır. Nitekim bu sorunların çözülmesi için, ülkeler bir komisyon kurarak harıl harıl çalışmaktadırlar.

Internet’i bir medya olarak nasıl tanımlarsınız?

Aslında öncelikli olarak medyanın ne olduğunu belirlemek lazım. Medya eğer bir medyum üzerinde ileri geri mesajların taşınması ise bu noktada bazı tartışmalarla _ ki bu konuda ki benim en büyük kanıtım internetin medyaların aksine prensipte pull yani istek karşılığı çalışıyor olması_ kabul edebilirim. Ama açıkca söylemek gerekirse, ben internetin bir medyadan daha büyük, hatta medyaların hepsini içine alacak bir platform olduğu görüşüne sahibim. Nitekim şu anda geleneksel medyaların hepsinin net üzerinde de vücut bulması bu görüşümü doğrular nitelikte.

Sizce Web tasarımı bir sanat mıdır?

Tasarımın doğumdan başlayıp, ölüme kadar her insan tarafından yapılan faaliyetler sinsilesi olarak düşünmek gerektiği görüşündeyim. Bu bakış açısı, tasarımı bizim açımızdan tamamiyle amatör bir faaliyet haline getiriyor. Herkes tarafından yapılan bir faaliyeti yapan uzmanların her türlü eleştiriyle karşılaştıklarını siz de benim kadar bilirsiniz. Bu durum ise bu faaliyeti tam anlamıyla profesyonel bir iş haline getiriyor. Web tasarımı, bazı noktalarda klasik tasarımdan da ayrılıyor. Öncelikle, bir design gerçekleştirirken aynı zamanda yüzlerce teknik sorunla boğuşmanız gerekiyor. Ayrıca bu bir ekran platformu olduğundan, sizi ekran teknolojileriyle de bağlıyor. Hepsinden farklı olarak, kimse miyop olduğu için okuduğu gazetenin tasarımına feveran etmezken, bozuk bir bilgsayar kullanan birisi yaptığınız tasarımı, çok net bir dille eleştirebiliyor. Kaldı ki, tasarımınızın hangi bilgisayarda, hangi ekran çözünürlüğünde çıkacağını tahmin etmek mümkün değilken, sizin bu kontrolleri de yapabiliyor olmanız gerekiyor. Teknolojilerdeki standartsızlık sizi farklı tasarımlar yapmaktan hep alıkoyuyor.

Web tasarım şirketlerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bilişim, özellikle internet sektöründe hayatta kalma konusunda en az sıkıntıyı bu şirketler çekecek. Bunun çok önemli bir nedeni var. Teknoloji değiştikçe bu şirketlere olan ihtiyaç daha fazla artıyor. Büyük şirketlerin kötü internet deneyimleri, bu şirketleri yakın bir zamanda kurumsal kimlik hazırlayan kuruluşlar haline getirecektir. Bunun en büyük örneği Barnes and Noble’dır. Şirket Amazon’dan daha sonra girdiği internet ortamında hep büyük bir şirket olmanın ve yetersiz kalmanın sıkıntıları ile boğuştu. En sonunda, internet sorununu çözmek için, fiziksel politikalarının çok dışında bir yapı oluşturmak zorunda kaldı. Aynı sorunu birkaç ay içinde kurumsal kimliği için de hissedeceği bence artık bir öngörü değil.

Reklam sektörünün internete kayması konusunda ne düşünüyorsunuz?Internetin bu pastadaki payı gittikçe büyüyor mu?

Bu kaçınılmaz bir gelişme. Dünyada herkesin göreceği bir banner sahibi olmak özellikle rekabet ortamında pasta payını yükseltmek isteyen şirketler için bulunmaz imkan. İnternet’in daha emekleme dönemlerinde olduğunu ve fiyatların gerçekten ucuz olduğunu düşünürsek, bu imkanı kaçırmamanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Internet kullanımının sadece bilgisayar üzerinden olmaması durumunda bu pay ne kadar büyür?

Yakın bir zamanda Microsoft .Net platformunu tanıttı. Bu platformun çözüm ortağı olarak, internete yüksek bir yüzde ile bilgisayar dışı ortamlardan giriş yapılacağını umuyoruz. Zaten Microsoft’un bu platformu geliştirmesindeki ana amaçda, Amerika’da geçen yıl yapılan bir ankette, katılan kesimin yüzde 65’inin internete, bilgisayar dışı bir cihazdan ulaşmayı arzulaması olarak gösteriliyor.

Siz bir yöneticisiniz, bu sektördeki genç yöneticilerin şansını nasıl buluyorsunuz?

Çok genç bir sektörden bahsediyoruz. Bunun dışında en önemli konulardan biri de, bu sektördeki bütün “”success story””lerin gençler tarafından gerçekleştirilmiş olması. Çünkü internet daha önceki ticari deneyimlere taban taban zıt bir yapı.Üretimde standartları, kullanıcının belirlediği, pazarın ekonomik desteğinin reklam gelirlerinden sağlandığı son derece farklı bir yapı. Dolaysıyla eski piyasa bilgileri refere edilerek yapılan bir projenin başarı sağlaması neredeyse imkansız. Bu noktada genç yöneticilerin başarısının bu sektörde son derece yüksek olacağı kesin.

Şu ana kadar, bir çok seminer ve konferanslarda interneti anlattınız, izleyicinin internete merakı ve bilinç düzeyi ne kadardır?

Türk insanı teknolojiye hep merak ve heyecanla bakar. Zaten bilgi toplumları arasına girdiğimiz anda diğer devletlere karşı kullanabileceğimiz en büyük avantajımız da bu olacaktır.En son geçenlerde Bilişim 2000 bünyesinde gerçekleştirdiğim konferanslarda, son derece fazla ilgi aldığımızı söylemek isterim. Ama doğrusu beni en çok mutlu eden izleyici kitlesi geçen yıl Ankara’da e-ticaret üzerine Kosgeb için gerçekleştirdiğim seminerdi. Son derece az bilgiye sahip olmalarına rağmen, izleyiciler üç saat süren semineri gözlerini kırpmadan seyrettiler. Bu da bilinç seviyesinin ne kadar çok yükseleceğini gösteren mükemmel bir örnek.

Microsoft’un desteklediği “”sitebuilders”” adlı özel bir topluluğun liderlerinden birisiniz. Niçin böyle bir ortaklık kurdunuz, amacınız bilinçlendirmek midir? Bu profesyonel anlamda bir tezat oluşturmuyor mu?

Biz Türkiye’deki internet bilincini arttırmak için çalışıyoruz. Sitebuilders ise bu faaliyetleri gerçekleştirebileceğimiz profesyonel insanların bir çatı altında toplandığı kar amacı gütmeyen bir kuruluş. Aynı zamanda sitebuilders web tasarımında bir standartın da oluşmasına yardımcı olan bir grup. Standartlar ise bizim sektör içindeki duruşumuzu belirliyor. Yani bu faaliyetler bizim için son derece önemli. Bu arada bu konu hakkında bilgi isteyen herkese kapılarımızın açık olduğunu belirtmek isterim. Web adresimiz ise http://www.sitebuilders.org.

Bilgisayar ve bilgisayar yan sanayi teknolojilerinin Türkiye’deki gelişimini nasıl buluyorsunuz ve batıdaki örnekleri ile nasıl karşılaştırabilirisiniz?

Bilişim sektörü Türkiye’de çok hızlı gelişti. Bu nedenle devletin bir altyapı hazırlaması çok zor oldu. Dolaysıyla sektörün gerçek gücünü göstermesi veya legalleşmesi çoğunlukla İstanbul’da imkan buldu.Tabii bu gelişim hızı çok mutluluk verici. Bunu da es geçmemek gerekiyor sanırım. Tüketim ise üretimle paralel gidiyor. Bunda Türk halkının teknolojiye olan genel ilgisinin etkisi büyük. Batıda ise devletin etkisi son derece fazla, altyapı ise çoktan oluşturulmuş durumda.

Şu anda insanların egemenliği altındaki bilgisayar teknolojisinin, insanlığı egemenliği altına alacağı düşünülüyor bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Çok futuristik bir soru gibi görünmesine rağmen, geçenlerde Türk basınının gözünden çok fena halde kaçan bir haberle, sorunuzu ilgili buluyorum. Amerika’da bir üniversitede yapılan bir robot bulunduğu ortamın şartlarına uygun robotlar oluşturmayı planlayabiliyor. Konuyla ilgili “”white paper”” da bu robotun aslında bir üreme similasyonu yaptığından, insanoğlunun doğayı taklitinde en son ulaştığı noktanın bu olduğundan bahsediyor. Daha önceki deneylerde, aynı şekilde planlanmış robotların birbirinden farklı karakterlere sahip olması olduğunu düşünürsek, yarın karşımıza farklı karakterli ve türünü devam azmine (algoritmasına) sahip robotlar çıkmayacağını kimse garanti edemez.

Internet’in bu şekilde büyümesi bizi bir bilgi çöplüğüne itmez mi? Bunu engellemenin bir yolu var mı?

Bir arama motorunun İnternet üzerindeki bilginin ancak yüzde 6’sını indeksleme imkanının olduğunu büyük arama motorlarının hepsinden öğrenebilirsiniz. Geçenlerde yapılan bir araştırma, aslında İnternet’in varsayıldığından 500 kat daha büyük olduğu yolunda. Bu durumda arama motorlarının indeksleyebildiği sayfa miktarı yüzde 1’lere bile ulaşmıyor. Bu tam anlamıyla bir bilgi uzayı ve genişlemesi Einstein’ın öngördüğünden çok daha hızlı. Bu durumda bilgiye ulaşabilir olmak da büyük önem kazanıyor. Hatta bunu gerçekleştirecek organizasyonlar kurmak da.

Geleceğin mesleği sizce ne olacak?

Eğer bu soruyla bir yıl önce karşılaşmış olsaydım IT (Information Technologies)’in en etkin meslek olacağını söylerdim. Ama artık MIS (Management Information Systems) ve CT (Communication Technologies) bence IT’nin de önüne geçti. İnternet kabuk değiştiriyor. Artık bir bilgi kaynağı olmaktan çok, bilginin serbest dolaşımda bulunduğu bir platform haline geliyor. Bu noktada tabii bilginin doğruluğunu kontrol eden şirketlerde önem kazanıyor. Daha geçen gün bir telekom şirketi m-commerce (mobile commerce) faaliyetleri için bu şirketlerden birine ortak oldu.

Internet’in bir yasası var mıdır? Yoksa kuralsız bir düzen midir?

Tabii ki her oluşum gibi internet’in de kuralları var. Bu kuralların bütünü netiket ismiyle adlandırılıyor. Doğal yaşamla tam bir paralellik gösteren bu kuralları, okumak gerekmiyor. Zaten büyük bir çoğunluğu bizim tahmin edebileceğimiz nezaket kuralları.

Gelecekte internetle birlikte çalışan veya internete karşı çalışan örgütler olacak mıdır? Siz böyle bir örgütlenmede hangi safta yer almak istersiniz?

İnternet’e karşı örgütler varmıdır bilemiyorum, ama internet politikalarını ve genişlemelerini belirleyen yani bir nevi vizyon koyan bir organizasyon var. Merkezi Amerikada bulunan İnternet Society’nin tam olarak görevi bu. İnternet’in vizyonunu belirlemek. Ben de bu organizasyonun uzun bir süredir üyesiyim.

Son olarak telif hakları konusunda ne düşünüyorsunuz, internet telif haklarına zarar veriyor mu?

Şu anki anlamda telif hakları, büyük zarar görüyor. Yakın bir zamanda mp3 paylaşımına imkan sağlayan Napster, şirketinin bir dava yoluyla kapatılması da tam bu nedenden. Ama gelecekte telif yasalarının, internet kuralları ve mantığına uygun hale getirileceğine inanıyorum. Aslında bu sadece bir inanç değil, tam bir kabullenme. İnternet’in gelecek onyılda çok fazla şeyi değiştireceğinden şüphe duyulmaması gerektiğini düşünüyorum. Bunun aksini düşünen şirketlerin ise hayatta kalmalarını son derece küçük bir ihtimal olarak görüyorum.

Size bu söyleşimize katıldığınız için teşekkür ediyoruz.

Ben de teşekkür ederim. Ben yazılarıma hep NETleşmek üzere diyerek son veririm. Size de aynı temennilerde bulunmak istiyorum. NETleşmek üzere.

Ve

….Ve. Ve diye başlıyorum. Bundan öncesini inkar etmiyorum. Etmem de mümkün değil. Ama bu “”ve”” den sonrası bir manifestodur. Benim manifestom. Bu andan sonra okuyacagınız satırlar cehalet erdeminden nasibini almamış hayatını kafasına heran peryodik olarak damlalar düşen bir işkence mağdurunun acılarıyla yaşamış bir zavallının hikayesidir. Ve bilinki bunu okuduktan sonra hayatınız bir daha eskisi gibi olmayacak. Ve şunu bilin ki bunu ikinci kez okuduğunuzda da birincisi gibi olmayacak. Zaman değişkenin bir şakasıdır bize hayat ve bu değişken ne yaraları sarar ne acıları azaltır. Ve bilinki acılar hep vardır olacaktır. Hepimiz için, hepiniz için. Ölüm belki bir kurtuluş değildir, ve emnim ki canına kıyan herkes bunu biliyordur. Ama hayatın tamamına birden bakabilme lütfu ancak bu insanlara verilmiştir. Yaşam denklemindeki bütün değişkenler sadece o saniyenin binde biri büyüklüğündeki zaman sürecinde farkedilir. Ve ne yazıkdır ki bu denklemi gören kimse hayatta kalmamıştır.. Tıpkı yaşayan kimsenin hayatı bir bütün halinde algılamasının mümkün olmadığı gibi.
Gerçekler acıdır. Algılanan herşey gerçektir ve algının kapılarından geçen herkes acı çeker. Sorun gerçeklerin nerede karşımıza çıkacağıdır. Ben pesimist bir insan değilim. Pesimist olmak gibi bir özlemim de yok. Sadece yaşamak istiyorum, papatya tarlasında bir ilkbahar rüzgarında tatlı tatlı sallanan bir papatya gibi mutlu ve amaçsız. En azından en doğal amaçları hayatın en önüne alarak… Canım sıkılıyor ve I harflerini yazmaya elim gitmiyor.
Bir tek beklentim vardı hayattan bana da bir kulvar açması. Önümdekilere takılmaktan, arkamdakilerin çelme takmasından bıktım.. Kendi kulvarımda kimseyle sorun yaşamadan koşmak isterdim kendi yarışımı. Bu benim için bir sprintti, bayrak yarışı veya maraton değil. Çünkü ne koşa……… Bir telefon geldi ve bitti burada. Biten bendim….bittim….

GrafiNET

Web ve internet, şu ana kadar bilgisayarla birlikte varolan olgulardı. Bu nedenle, bir internet kullanıcısının miyop, hipermetrop olup olmadığını bilemezsiniz ama iki önemli konuda çok net bilgiye sahipsinizdir.
1. Bir internet kullanıcısı çok farklı ürünlere sahip değilse_ki bu pek olmaz_ oturur pozisyondadır.
2. Büyük bir ihtimalle ekrana bakıyordur.

Bu basit iki bilgi biz çok ilginç denizlere götürür. Hemen isterseniz inceleme başlayalım. Kullanıcının oturur vaziyette olması bizim yapacağımız grafik tasarımını nasıl etkiler sorusunu öncelikle kendimize soralım. Tabii bunu çözümleyebilmenin en iyi yolu insanın tabiatında oturma fiilinin aslında yapay bir hareket olduğunu bilmek ve oturur durumd insanın aslında ne kadar rahatsız olduğunu anlamakdan başlar. Bu rahatızlık internet kullanıcısını huzursur, huysuz ve en önemlisi sabırsız yapar. Bir de internet hatları ile ilgili teknolojik yetersizlikler bir araya gelince, bir sitenin görsel malzemesinin gerçekte kullanılacak yazılı basın veya hertürlü medyuma göre son derece yetersiz olduğu görülür. İşte başarı bu teknik yetersizlikler içinde bile belli bir harmoniyi, düzeni yakalamaktır. Aslında internet teorisini anlayan herkes bunu kolayca yapabilir. Bilinmesi gereken ilk kural hiçbir televizyon kullanıcısı kötü bir televizyonla izlediği yayının başarısız olduğunu düşünmez, ama bir internet kullanıcısı bu konuda bir guru, bir otoritedir. Daha internete bağlandığı ilk anda karşısına gelen her türlü görüntüyü acımasızca eleştirir ve daha iyisini kendisinin yapabileceğini söyler. Bu fikri yoketmenin hiçbir yolu yoktur. Dolaysıyla bir webmaster ve webdesigner herzaman kendisine söylenen komik fikir ve acımasız eleştirlere sabır gösterip, fikrinin doğruluğu konusunda şüphe etmemelidir.
Bu sosyal olguyu bir yana bırakırsak bir internet grafiği ile uğraşmada ilk dikkat edilmesi gereken kuarıl hatlardaki yavaşlık olduğunu anlarız. Internet konusunda yaşanan en büyük sorun budur. Internet trafiği paketlerden oluşur. Bu paketler sunucu ile alıcı arasında modem bağlantısı varsa 700 byte, leased line veya kablo sistemi varsa 1024 byte civarlarındadır. Dolaysıyla yaptığınız her 10 kb gibi küçük resimle bile 10 – 15 paket civarında bir veri trafiği demektir. Bunun içine hatalı paketler ve hata kontrol sistemleri de girince, paket sayısı 20 – 30 civarına ulaşabilir. Dolaysıyla resmin transferini hızlandırmanın birincil yöntemi dosya boyutunu düşürmektir. Bir web sayfası html kodu da dahil olmak üzere 30 – 40 kilobaytı geçmemelidir. Bunun üzerindeki her türlü bilgi kullanıcı sabırsızlandıracaktır.
Eğer elinizdeki resim gereğinden büyükse bunu parçalara ayırmak ve html kodunda bu resimleri birleştirmek doğru olacaktır. Her resmin html kodundaki bilgisinin içinde sunucu üzerindeki yeri yazılmalıdır. Bu bir gereklilik değil zorunlulukdur. Aksi takdirde resim kesinlikle görüntülenemez. Bunun dışında html kodu içinde bir resim gören bir alıcı sunucuya resmin ekranda ne kadar yer kapladığını sorar. Sunucu ise resime bakıp ekrandaki genişliği konusunda bilgiyi gönderir. Html kodu içine resmin ekrandaki kaplayacağı yer yazılırsa, bu her resim için gerçekleştirilen diyalogdan kurutulunmuş olunur. Bir resmi web sayfanız içindeki koda farklı bir boyut bilgisiyle yazarsanız, resmin bu bilgiler ışığında alıcını browser’ı tarafından yeniden render edildiğini göreceksiniz. Bu pratik görünmesine rağmen oldukça yanlış bir yöntemdir. Bu şekilde ortaya çıkan resimlerde distortion çok büyük boyutlardadır.
Elimizdeki resimin web standartlarına uygun şekillendirilmesi, yüzlerce trik içeren bir harekettir. Dosya boyutundan sonra dikkat edilmesi gereken en önemli konu, resim için seçilen formattır. Web browserları çok çeşitli resim formatlarını desteklerler. Bunların içinde en yaygın ve bütün browserların kullandığı formatlar gif ve jpeg’dir . İki formatın birbirine göre çok değişik sıkıştırma yöntemleri vardır. Jpeg formatındaki resimler, yüksek sıkıştırılma kapasitesine sahiptir. Bu nedenle, özellikle geniş palet bilgisine sahip, fotoğraf gibi görsel malzemelerde jpeg formatının kullanılması uygundur. 216 renk altı palet bilgisi bulunduran grafik gibi kavramlarda ise gif formatını kullanılması gerekmektedir.
Eğer görsel malzeme bir grafikse ki, butonlar ve web sayfasının işlemesi için gerekli olan görsellerin hepsi grafiktir, gif formatını kullanılması gerekmektedir. Palet konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta bu tip resimlerin browser tarafından daha hızlı render edilebilmesi için 256 renk kullanılması gerekmektedir. Fakat Netscape browserlar bu sistem renk bilgilerinin 40 tanesini kendi logo gösterimlerine ayırmışlardır. Bu bize 216 renk bırakır. Bu renklerin sistem tarafından kullanılan bir paletten alınması gerekir. Bu nedenle özellikle grafik programlarında web safe paletten renklerin seçilmesi gerekmektedir. Bu tip işlevsel grafiklerin anlatımı yetersizdir. Anlatımı kuvvetlendirmenin en kolay yolu yazılarla grafiği desteklemektir. Bu durumda font becerileri grafik bilgilerinin içine girer. Font seçiminiz hedef kitlenin algılama oranlarına göre değişir. Ama font büyüklüğünde dikkat etmeniz gereken en önemli nokta küçük boylarda font kullanmanız gerekiyorsa tırnaklı typefaceleri kullanmanız. Bu arada eğer küçük boy fontlar kullanıyorsanız, anti-aliased kullanmamanız iyi olur. Bu sayede küçük boy fontların algılanması daha kolay olur.
Eğer elimizdeki resmin paletin de çok renk varsa jpeg formatını uygulamakda yarar vardır. Bu durumda paletin renklerinde birbirine yakın olanları birleştirmekde yarar vardır. Bu işi yapan optimizasyon programları vardır. Çok renk varsa resimin boyutu artar. Bu tip resimleri siz de optimizasyon programları kullanmadan yapabilirsiniz. İlk yöntem resmin kolorize edilmesidir. Eğer bunu yapabilecek bir programınız yoksa, size tavsiyem resminizin üzerine yüzde oranını sizin belirleyeceğiniz bir layer yerleştirmeniz. İki layerı daha sonra birleştirdiğinizde_ ki gif ve jpeg için bunu yapmanız zorunludur_ renk paletinizin birbirine yakın renklerden oluştuğunu göreceksiniz.
Renk oranlarını düşürmek de bu şekilde mümkün olacakdır.
Son olarak yazımızın başında internet kullanıcısının durumu ile ilgili ikinci anlattığımız konuyla ilgilenelim. Monitör başında oturan kullanıcı, belli noktalarda tv izleyicisi ile aynı algılama sistemlerini kullanır. Örneğin tv olarak verilmesinin, tv yayıncılığında bir takım standardların daha çok şekil almasıdır. Aslında yayıncılığın medyumlarına göre renk seçimlerinde değişiklikler olur. Kağıt, fotoğraf gibi belli bir zemin üzerine basılan medyalarda, kağıdın renginin o medyada kullanılabilecek en açık renk olması ve bu rengin hep üzerine uygulanan renkelere ekleniyor olması, bu tip medyalarda doymamış (unsaturated) renklerin kullanılmasını gerekli kılar. Monitor tabanlı medyalarda ise renk sorunsuz bir şekilde işlenebildiği için bu sıkıntı yoktur. Bu durumda rengin arkasındaki ışık ve ortamın genel ışık oranları önemli olur. Göz için bir kontrast oluşturmamak için kullanılabilecek en mantıklı palet doymuş renklerden oluşur (saturated). Bu izleyici de daha güvenilir bir intiba bırakır.

Konu satırının yazılımı:

Posta sunucusu üzerinden e-posta okumanın iki farklı yolu vardır. Birincisi ve ülkemizde en çok kullanılanı e-posta içeriği ve başlığının çekilmesidir. İkincisi ise daha çok depolama gücü az olan makinelerle internet’e bağlanan veya çeşitli sebeplerle internet üzerinde zaman kısıtlaması olan insanların kullandığı sadece konu satırı ve gönderen isminin alındığı yöntemdir. Bu sayede gereksiz mesajlar direkt olarak posta sunucusu üzerindeyken transfer edilmeden fark edilerek silinebilir. Bu tür kullanımların da olması konu satırını oldukça önemli bir konuma getirmiştir. E-postanın içeriğini kısaca özetleyen bir konu başlığı herkes için oldukça yararlı olacaktır.
Konu satırı tam bir cümle olmak zorunda değildir. Konu satırı içinde kısaltmalar kullanılabilir. E-postanın içeriğini açıklamak durumundadır. Eğer mesajınız başkaları tarafından cevaplandırılmışsa konu satırında Regarding (hakkında, -e dair) kelimesinin ilk hecesi olan “”re:”” ana başlığını görebilirsiniz. Bazı e-posta programları cevapladığınız mesaja bu başlığı koymayabilir. Bu durumda bunu sizin yapmanız oldukça kibar olacaktır.
Konu: Re: Internet dernegi toplantisi
Eğer mesajınız acil bir konuyu anlatıyorsa, konu satırının başında bunu belirtmeniz oldukça yerinde bir davranış olur. İngilizce mesajlar için URGENT: kelimesi bu tip durumları anlatmak için en çok kullanılan düzendir. Türkçe’de ise bu durumları ifade etmek için ACİL: kelimesi konu satırının başına yerleştirilebilir.
Konu: ACİL: Internet dernegi toplantisi iptal edildi.
İngilizce mesajlarda bunun dışında yaygın olarak kullanılmayan fakat oldukça yararlı olan REQ: (Request : Rica ) ve FYI: (For Your Information : Bilgilerinize ) konu satırı başlıkları da vardır. Bu kelimelerin Türkçeleri kısa olduğu için kullanılması oldukça yararlı olacaktır.
İlişkili mesajlar
Eğer bir mesaja cevap veriyorsanız, cevap verdiğiniz mesajdan alıntılar yapmanız karlı tarafın konuyu anlamasını kolaylaştıracaktır.
Sadece
Evet
Yazan bir mesaj yerine:
>Pazartesi günü haberleşme projemizi konuşmak için büromuza uğrar mısınız?
Evet
Yazmak daha anlaşılır olacaktır.
“”>”” işaretini birçok e-posta programı otomatik olarak koymaktadır. Bu işaret başka bir mesajdan alıntı yaptığını belirten global bir imgedir. Alıntı yapılan mesajlarda kullanılması oldukça gereklidir.
Mesajlar gidip gelirken arada belli bir zamanın geçtiği unutulmamalıdır. Bu amaçla içinde zaman ayrıntıları bulunan veya bir soruya cevap olabilecek durumda olan her türlü mesajın içinde de alıntılar bulunması gerekmektedir. Mesajlarınızı yazarken açık olmak gerekmektedir. Yarın, öbür gün gibi gibi kullanımlar yerine gerçek tarihler, “”diğer söylediğiniz daha doğru”” yerine “”toplantı günü ile ilgili söyledikleriniz daha doğru”” gibi anlatıcı yapılar kurmak karşı tarafın sizi anlamasına yardımcı olacaktır.
Eğer bir paragrafın ortasındaki bir cümleden itibaren alıntı yapacaksanız, sizinle alakası olmayan herşeyi sildikten sonra yerine “”…”” koymanızda yarar vardır.
Karşılıklı süre gelen mesajlaşmalarda, eğer içinde bilgi yoksa son mesajdan daha önceki mesajları silmeniz mesajın boyunu kısaltacak, dolaysıyla internet üzerinde daha hızlı dolaşmasına neden olacaktır.
Elektronik posta programı bulunmayan insanların e-postalarına ulaşmaları amacıyla web üzerinde bazı parasız mesaj okuma servisleri oluşturulmuştur. Bu tip servislerde Türkçe karakter seti bulunmadığı için yazılan Türkçe karakterler düzgün görünemeyeceklerdir. Eğer karşınızdaki insanın mesajlarını okuduğu posta programını biliyorsanız bu özellikleri kullanabilirsiniz. Fakat bilmiyorsanız en azından konu satırında (işğüöç) gibi Türkçe karakterler bulundurmamanız konu satırının anlaşılır olmasını sağlayacaktır.
Biçim
E-posta genel kullanım ve sunucular arasında geçiş tarzı olarak büyük bir kısmı standartlaştırılmış bir kullanıma sahiptir. Buna rağmen e-posta gönderme ve okuma programlarının çeşitliliği gönderdiğiniz mesajın karşı tarafta aynı şekilde görülmemesine neden olabilir. Bu yüzden mesajınızı yazarken dikkatli olmanız gerekir.
Bazı e-posta programları mesajın içeriğini, salt metin olarak okur. Bu durumda daha önce eklenmiş olan koyu yazı, renk gibi özellik kontrol programcıkları da metnin içinde aynen gösterilir.
Sana iyi yıllar diliyorum. Mutlu ol, mutlu kal.
Yazan bir metin: Sana iyi yıllar diliyorum. Mutlu ol, mutlu kal. şeklinde görülebilir.
Bunu e-posta programınızı salt metin gönderimine ayarlayarak düzeltebilirsiniz. Eğer karşı tarafın bilgisayarındaki programın yeteneklerini biliyorsanız bu html özelliklerini kullanmanızda bir sakınca yoktur.
Geliştirilmiş Karakter Seti:
Internet üzerindeki her türlü belge adresler ve transfer edilen her bilgi, 1982 yılında oluşturulan Latin 1 karakter setinin ilk 128 karakterlerini (harf, sayı ve işaret) kullanarak gerçekleştirilir. Bu bilgisayarlara modem bağlantılarında oluşabilecek hataları düzeltmek için bir miktar yer sağlar. Fakat internet kullanıcıları diğer karakterlere de ihtiyaç duyarlar. Türkçe karakterler diye harfler bu kullanılmayan setin içindedir. Artık (quoted-printable) şifreleme yöntemi bu ekstra karakterler kodlanırlar.
Kodlanan karakterler e-posta okuyucusu tarafından yeniden açılırlar. Fakat karşı tarafın makinesinde bu işi gerçekleştiremeyen bir e-posta okuyucusu varsa şifrelenen karakterler oldukları gibi görüntülenirler. Bu durumda mesaj karşı tarafta =E8, =E9 gibi anlaşılmaz setlere dönüşür.
Bu tip genişletilmiş karakter seti kullanımlarında Windows95 işletim sistemi ve MacOS işletim sisteminin de ayrı standartlara sahip olmaları bu ekstra karakterleri kullanmanızı engelleyecektir. Bu yüzden genişletilmiş karakter setini kullanmak için karşı taraftaki makinenin özelliklerini de bilmekte yarar vardır.
Türkiye’deki büyük çoğunluğun e-posta kullanımında genişletilmiş seti deşifre eden programlar kullandıklarını göz önüne alırsak Türkçe karakterleri kullanmakta bir sorun olmayacağını düşünebiliriz.
Web Bağlantıları:
Birçok e-posta programı http:// ile başlayan web bağlantılarını html kodları ile linkler. Bu durumda karşı taraf mailimizi aldığında linkin üzerine tıklamak suretiyle web sayfasına ulaşabilir. Bu yüzden bağlantımızı yazarken sonuna herhangi ekstra bir karakter eklememeye dikkat etmeliyiz.
http://www.sabah.com.tr/index.html.
yazmak yerine noktayı daha uzağa koymak üzerine tıklamak veya seçmek açısından rahatlık sağlayacaktır.
http://www.sabah.com.tr/index.html . gibi.
Sayfa Düzeni Kısa paragraflar:
Mesajlarınız, ekranın belli bir kısmında scroll yaparak gösterilir. Scroll dikkati dağıtan bir olgu olduğu için paragraflarınız ne kadar kısa olursa o kadar rahat bir okunma sağlanır.
Satır uzunlukları:
Eğer e-posta yazdığınız program satır atlama işini otomatik yapmıyorsa bunu dikkatli bir şekilde sizin yapmanız lazım. Eğer 75 karakterden büyük satırlar oluşturursanız karşı taraftaki mesaj okuyucu program 75. Karakterden sonrasını alt satırdan devam edecektir.
Mesaj programınızda alt satıra geçme bilgisini siz veriyorsanız bunu 50 – 75. Karakter arasında yapmanız gerekmektedir. Bunu 76. Karakterde yaparsanız tek karakter için bir satır açılır ve karakter yazıldıktan sonra alt satıra geçiş yapılır. Bu oldukça çirkin bir görüntü oluşturur.
Yalın yazılım:
E-postanın kısa zamanda transfer edilebilen bir iletişim aracı olduğunu unutmayınız. Bu özelliğinden dolayı bilgiyi sadece isteneni verecek şekilde sınırlandırmakta yarar vardır. Karşı taraf gerektiğinde daha fazlasını sorma imkanına sahiptir. Genellikle en çok kullanılan 1 ekran boyu olan 25 satır o mesajın limiti de olmalıdır. Bundan fazlası scroll yapacağından okumakta güçlük yaratabilecektir.
İmgeleme:
E-postanın duygularınızı sadece yazılara dökebileceğiniz bir iletişim aracı olduğunu unutmayınız. Bu durumda bazı özel hallerimizi belirtmek için özel imgeler kullanırız. Bu imgeler global duygular içerir yani mesajınızın yazıldığı dil bu imgeleri kullanmanıza engel olmayacaktır…
Vurgu
Mesajınızda önemli bulduğunuz ve dikkat çekmek istediğiniz bir noktayı vurgulamak niyetindeyseniz, mesajın o kısmını * işaretinin içine yazmak iyi bir yöntemdir.
Örneğin:
Benim *düşüncem* pazar günü görüşmemizin doğru olacağı yönünde.
Benim düşüncem *pazar günü* görüşmemizin doğru olacağı yönünde.
Bazı durumlarda vurgu dikkati çekmek yerine uyarmak amacıyla da kullanılır. Bu durumda uyarının bulunduğu kısımı büyük harfle yazmak mantıklı olabilir..
Hayır, kırmızı teli koparma.
Yerine,
“”HAYIR!!!, kırmızı teli KOPARMA””
yazmak daha etkili olabilir.
Burada unutulmaması gereken en önemli nokta büyük harfin internet etiğinde bağırmak anlamına gelmesidir. Bu yüzden büyük harf kullanımında gerçekten gerekli olduğuna dikkat etmemiz gerekmektedir.
Mimikler:
E-posta her ne kadar karakterlerden oluşan bir metin olsa da, buna duygularımızı katmamızı sağlayan çeşitli imgeler vardır. Bu imgeler de daha önceki bölümde incelediğimiz vurgular gibi her dilde yazılan mesajlarda kullanılabilir.
Gülen surat (Smiley)
Türkçe’ye gülen surat olarak çevrilen “”smiley”” ifadeleri en yaygın kullanılan mimiklerdir.
En belirgin birkaç çeşidi aşağıda gösterilmektedir.
🙂 mutlu
🙂 gülen
😦 üzüntülü
😉 göz kırpma
😮 şaşkın
:-> melun, şeytani
:/ hmmm…
8-)) heyecanlı
Eşdeğerleri parçalamak:
E-posta üzerinde bilgi alış-verişi yaparken, unutulmaması gereken en önemli nokta bilginin en anlaşılır şekilde alıcıya gitmesinin sağlanmasıdır. Bu amaçla eğer mesajınızın içinde parçalayabileceğiniz kısımlar varsa mesajınız bu şekilde biçimlendirin.
Örneğin;
sağındaki göstergeye bak;
1. İrtifa 1500’ün altındaysa önündeki kolu yukarıya çek,
2. İrtifa 1500’ün üstündeyse
a. Yakıt kontrolü yap
b. Alana uzaklığı hesapla.
Durum
Fiziksel bir yakınlığınız bulunmayan, sadece sanal ortamda ilişkilerinizi yürüttüğünüz insanlar sizi e-postalarınızla tanımaya çalışacaktır. Bu yüz yüze, göz göze görüşmekten oldukça farklı bir olgudur. Çünkü karşınızdaki sizin gözlerinizdeki pırıltıyı göremeyecek, sesinizdeki vurguyu hissedemeyecek, hatta sizin herhangi bir zevkiniz konusunda bilgi sahibi olamayacaktır. Bu durumda e-postanız karakter tahlilinizde oldukça önemli bir kanıt halini alacaktır.
Dikkat edilmesi gereken en önemli konu, imla açısından kusursuz, dilin doğru kullanıldığı bir mesaj hazırlamaktır. Dil belki sizin için önemli değildir fakat karşı tarafta sizi tanımaya çalışan insana; yaşınız, eğitim durumunuz, konu hakkındaki bilgi düzeyiniz hatta zekanız hakkında doğru veya yanlış bir takım bilgiler verecektir.
Geri Dönüş Adresi:
E-postanızı alan kişi sizin hakkınızdaki bir başka bilgiyi de mesajınızın üzerine yerleştirdiğiniz geri dönüş adresinizden alacaktır. Bu adres bir internet servis sağlayıcının adresi ise interneti kişisel ihtiyaçlarınız için kullandığınız düşünülebilir.
Eğer e-posta adresiniz ibm.com ile bitiyor olsaydı bu sizin profesyonel bir bilgisayar uzmanı olduğunuz görüşünü uyandıracaktır.
Eğer e-posta adresiniz usa.net, hotmail.com, yahoo.com gibi anonim e-posta adresleri veren ve bunları verirken herhangi bir denetleme yapmayan bir şirketten ise bu sizin güvenilirliğinizi bir parça düşürecektir.
Unutulmamalıdır ki bu tip düşünceler her zaman doğruyu vermez, 15 değişik ve saygın yerden e-posta adresi olan bir insan pekala hepsini bir seferde kontrol etmek için bu mesajlarını anonim bir adreste biriktiriyor olabilir.Ama büyük ihtimalle bu tahminler doğrudur.
E-posta adresiniz aynı zamanda yaşınız, bu adresi hangi ciddilikle kullandığınız, bilgisayara ne kadar zamandır ilgi duyduğunuz konusunda da bilgi verir. Esra251@yahoo.com , esra@yahoo.com’a göre internete oldukça yeni girmiştir. Büyük ihtimalle bayandır.
Saygınlık:
E-posta adresinizin başındaki kullanıcı isminizin “”esra”” yerine “”bebek”” veya “”güzel”” olması sizi mesajınızla tanımaya çalışan kişide daha az saygın bir imaj bırakacaktır.
Hakkınızdaki bilgiyi daha rahat edindirmek için bir imza dosyası oluşturabilirsiniz. İmza dosyaları birçok mesaj programı tarafından her mesajın sonuna otomatik olarak yerleştirilir. Yalın yazı şeklinde olması önemlidir.
Esra Gozali
İşletme Müdürü
Kanal Teknik
E-Posta kullanımı
Yazdığınız mesajın tamamını büyük harfle yazmak, uzun satırlar yazmak sizin internet ve e-posta konusunda ne kadar az deneyimli olduğunuzu gösterir. Aynı zamanda bu mesajlar sizin e-posta atmaya ve bununla ilgili genel ahlak kurallarını öğrenmeye ne kadara ilgili ve yatkın olduğunuzu da gösterir. Çünkü bu tip hatalar profesyonel internet kullanıcıları tarafından en çabuk tepki verilen kurallardır. Bu tepkiler genellikle oldukça serttir.
Hitap ve imza dosyaları
Doğada her şeyin olduğu gibi bir e-postanın da bir başlangıcı ve bir sonu olmalıdır. Hernekadar bu kurallar yaygın bir şekilde uygulanmıyor olsa da, hitap ve imza ideal bir mesajın göstergesidir. Hitap kelimesi mesajın içeriğine göre değişken olabilir. Eğer resmi bir içeriğiniz varsa mantıklı olan
“”Sayın yetkili””
“”Sayın ilgili””
gibi hitaplar kullanmak oldukça yerinde olur.
Kimlik Saptaması:
Karşı taraftaki insan sizi tanımıyorsa, yapabileceğiniz en mantıklı iş konuyu anlatmadan önce bazı açıklamalar yapmaktır. Eğer mesajınızın içeriğinde;
Karşı tarafı nereden bulduğunuzu ,
Ne istediğinizi ,
Kim olduğunuzu
Tam ve kesin olarak açıklayamazsanız mesajınıza cevap alma olasılığınızı tamamen kaybedersiniz.
Özellikle webmaster’lar gibi internet profesyonelleri her gün sizin yüzlerce mesaj alırlar. Bu durumda eğer gerçekten bir şeyler öğrenmek istiyorsanız, öncelikle bu mesajı yazmanıza neden olan konuyu açıklamanız gerekmektedir. Aksi takdirde mesajınız gereken ilgiyi bulamayacaktır. Ayrıca bu tip insanların hayatlarının bir kısmını sizden gelen mesajları okumak ile harcadıklarını unutmamalıyız. Bu yüzden bu gibi makamlara gereksiz mesajlar atmak oldukça yanlış olur.
İmza dosyası
Artık kullanmakta olduğumuz bir çok program daha önce hazırladığımız bir imza dosyasını mesajlarımızın sonuna ekleyerek yollamaktadır. Bu imza dosyalarının iki çeşidi vardır. En yaygın ve en eski imza dosyası şekli metin dosyalarıdır. Bu dosyaların içine istediğinizi yazabiliriz, fakat genel kartvizit bilgilerinin, telefon ve diğer kontak bilgilerinin yazılması doğu olacaktır. Yaygın yöntemlerden biri de bu imza dosyasının başına bir cümle mesaj yada özlü bir söz yerleştirmektir. İkinci imza dosyası çeşidi .vcf dosyalarıdır. Bunu Netscape ve Explorer’in mesaj programları okuyabilir, oldukça düzenli bir yazılış şekli vardır ve adres defterine kolayca eklenebilir. Fakat mesajlarını bu programlar dışındaki programlarla bakan insanlar bu dosyaların içerik erini göremeyeceklerdir. Bu durumda mantıklı olan eğer mesajlaştığınız insanlar arasında böyle kişiler varsa onlara özel olarak mesajların sonuna elle girmek yada imza dosyası olarak salt metin dosyaları kullanmaktır.
Görev Dağılımı
Bir web sitesi dolaşırken, ilgiliye mesaj atma ihtiyacı duydunuz. İnternet interaktif bir mecra olduğundan bu oldukça mantıklı bir istektir. İdeal bir web sayfasında künyeninde içinde bulunduğu bir dipnot bölümü bulunmaktadır. Fakat büyük bir ihtimalle bu bölümde birbirinde farklı birkaç tane e-posta adresi olabilir. Bir web sayfasının yapımında genel olarak birden fazla insan çalışır. Yaptıkları işler açısından da birbirinden oldukça fazklı görevleri vardır. Her sitenin bir webmaster’ı olmak zorundadır. Bir webmaster sayfalara konulacak içeriği belirleyen ve onun işlenmesinden sorumlu olan insan olduğuna göre, bu konulardaki düşünce, eleştirir ve önerilerimizin en doğru adresi onlardır. Ayrıca bunun dışında içeriğin gerçek hayattaki işleyişi ile ilgili konulardan sorumlu olan bir halkla ilişkiler uzmanı, veya editör bulunur. Bu konuyu küçük bir senaryo ile renklendirelim. Bir hazır çorba ile ilgili bir küçük anket yapılmakta.
· Eğer çorba sayfalarının sitenin genel içeriğine uygun düşmediğini düşünüyorsanız bu mesajı webmaster’a atmalısınız, çünkü site hakkındaki tüm sorumluluk onun üzerindedir.
· Eğer anketin işleyişinde bir sorun varsa bu da webmaster’ın konularından biridir. İçeriğin işlenmesi ve sayfalara yerleştirilme şeklini de webmaster belirler.
· Eğer anketin sorularını yanlış ve gereksiz buluyorsanız bunu editör ya da halkla ilişkiler uzmanı ile konuşmalısınız.
· Eğer konu edilen çorbanın tadını beğenmiyorsanız bu da halkla ilişkiler uzmanı yada editörü ilgilendiren bir konudur.
Netiket:
Özet olarak e-posta kullanan herkesin aklında tutması gereken bir takım konular vardır.
1. BÜYÜK HARF KULLANMAYIN. Bu bağırmak anlamına gelir.
2. Eğer cümle yapınız duygularınızı anlatmaya yeterli gelmiyorsa, karşı taraftaki insanın bunu sezemeyeceğini farz ederek, mimik imleçleri kullanmaktan çekinmeyiniz.
3. Satır uzunluklarınız 65 – 70 karakteri geçmemeli.
4. Göndereceğiniz yazının içeriğine dikkat edin. Bu içerik kalıcı bir delildir ve başkalarına iletilebilir.
5. Olabildiğince kısa yoldan anlatacağınızı yazın.
6. Karşı tarafın onayını almadan (50K’nın) üzerindeki herhangi bir dosyayı mesajınıza iliştirmeyin.
7. Tartışma gruplarına yolladığınız mesajlarınıza dosya iliştirmeyin.
8. Tartışma gruplarına mesaj yazarken salt metin dosyası yollamaya dikkat edin.
9. Tartışma gruplarına web sayfaları yerine adreslerini yollayın.
10. Web sayfalarının adreslerini yollarken http://…. şeklinde yazmaya özen gösterin.
11. Yöneticisinden izin almadan, tartışma gruplarına yaptığınız işin reklamını yapan mesajlar atmayınız.
12. Açıklayıcı konu satırları yazmaya dikkat ediniz. Unutmayın ki birçok önemli insan mesajlarını konu satırlarını okuyarak eler.
13. Eğer zincirleme uzayan bir mesaja cevap veriyorsanız sizden bir önceki mesaj dışındaki mesajları silin. Aksi takdirde mesaj çok uzayacak ve okunmaz hale gelecektir.
14. Bir mesajı başkasına iletecekseniz yazacaklarınızı mesajın en üstüne yazınız.
15. Kısaltmaları çok kullanmamaya dikkat ediniz. Unutmayınız ki karşınızdaki insan bu kısaltmaların anlamlarını bilmeyebilir.
Genel yazılım hataları:
E-posta adresi duyururken yapılan en yaygın hatalar :
1. E-posta adresinin ortasında boşluk olmaz.
Örnek : yüz yüze@star.com.tr
2. E-posta adresinde büyük harf kullanılmaz.
Örnek : Kenan Erçetingöz@Star.Com.TR
3. E-posta adresinde Latin 1 alfabesinin ilk 128 karakteri kullanılır. çşğöüı ve ÇŞĞÖÜİ harfleri kullanılmaz.
Örnek : Kenan Erçetingöz

Real Monsters

Adı: Ekim
Soyadı: Önen
Nick: Canavar (daha sanal ortamlarda kullanmadı)
Nick babası: Atıf Ünaldı
Yaşı: 3 (Kendisi 4 olduğunu ısrarla söylüyor)
Görevi: 3 yaşındaki bir çocuğun yapması gereken herşey. Koltuklardan atlamaktan, evin en ücra köşelerini karıştırmaya kadar bir çocuğun yapması gereken herşey.
Bu göreve seçilmesinin sebebi:
Siemens sistem sorumlularından Engin Çetinkaya (arkadaşımız) birgün, Cavit’lere gider (Canavar’ın canavar babası) . Evde oturulurken, uzun zamandır ilgi göstermediği için, canavar ile oynamak ister.
Ne oynayalım, nasıl oynayalım derken. Canavardan bir fikir çıkar. Korsan oyunu oynanacaktır. Engin (akıllı ya!!) hemen tek gözünü kapatır ve haykırır:
– Tamam ben korsan oldum, getir bakalım kılıçları.
Canavar acıma duygusu ile Engin’e bakar. Konuşmaz, kilitlenir. Bu büyükler ne yapmak istiyor gibi Engin’e son birkez bakar. Arkasını döner, sakince yürür. Masanın yanına gelir. Hala suratında bir üzüntü vardır. Sandalyeye çıkar, sonra masaya. Bilgisayarın power tuşuna basar. Öğretmek isteyen bir üniversite hocası tavrıyla Engin’e seslenir:
– Buraya gel!!
Engin’in şaşkın şaşkın bakar. Tıpkı kendisini avlamak üzere pusu kuran kaplanı farkeden bir ceylan gibi korkulu ve ümitsiz bakmaktadır. Eli hala tek gözünü kapatmaktadır. Derin bir nefes alır ve bilgisayar ekranına yönelir. Canavar Engin’in geldiğini farkedince, mağrur bir tavırla “”Bak bu korsan oyunu”” der. Ekranda mouse ile oyun ikonunu göstermektedir.Çift tıklar, oyun açılmıştır. Engin suratındaki şaşkın ifadeyi silmeye çalışır. Yıllarca kendisinden büyüklere bilgisayar teknolojileri ve kullanımını anlatırken, karşısında gördüğü o şaşkın ifade artık kendi yüzündedir. Engin yaşlanıyormuyuz diye düşünür. Bu arada canavar açılan oyunda karşısına gelen soruya “”Bak bu soruya yes diye cevap vereceğiz. Y ye basmamız lazım”” der. Engin (yaşlı adam) yorulmuştur. Üzülmüştür.
Zira bir gece önce, işin arasında sıkılıp iki kafadar bu oyunu çözmeye çalışmışlardır. Fakat bir fıçının ne altından ne de üstünden geçememiş, geçemedikleri bu kısımda oyunu bırakmak zorunda kalmışlardır. Engin bunu hatırlayınca. “”Canavar filan ama burada takılacaktır nasıl olsa, bekle olum kazanan sen olacaksın?”” diye düşünür. Fakat canavar beklenenin aksine, fıçının yanına gelince hiç şüphe etmeden fıçıyı tutar kaldırır ve kenara atar. Engin artık ne yapacağını bilemekte, kekelemektedir konuşmakta zorluk çekmektedir.
İşte böyle dostlar. Bu yeni oluşan kültürü 3 yaşındaki bir çocuk, bizden daha iyi anlıyor. Artık genç olmamıza rağmen biz bile kendimizi geliştirmemiz lazım. Yoksa opera önünde smokin giyen kokoreççinin korktuğu başımıza gelir. Toplum bizi dışlar.
Netleşmek üzere…

Haftanın lafı: btw..Oscar is not a frog. Phrozen Crew…