Uzun yolculuklar için tabletinizi nasıl hazırlarsınız?

Uzun uçak yolculukları genelde çok sıkıcıdır. Hele internet bağlantısı bulunmayan bir uçuştaysanız tabletinizden başka dostunuz büyük ihtimalle yoktur.

Ancak aşağıda hayat akarken hızlı bir yere ulaşmanın keyfini yaşıyor olmanın maliyeti gündemi kaçırmak olmamalıdır. Bu nedenle ben uzun uçuşlar öncesi mutlaka tabletimi hem şarj hem de bilgi anlamında doldurmayı tercih ederim.

Bitmeyen işlerin takibi

Bu tip yolculuklar bitmeyen işlerin takibi için harika fırsatlardır. Bunun çin devamlı online olma ihtiyacı olmayan bir mail program kullanmalısınız. Maillerinizi bu ortamda yazabilir daha sonra da internete bağlandığınızda yollayabilirsiniz. Ben bu iş için iPad’in standart programını veya kendi tarzımda mail okumayı da kolaylaştıran Molto’yu kullanılyorum. Molto şu an yayından ne yazık ki kalktı bu nedenle uygulama mağazalarında bulmanız mümkün olmaz. Eğer hasbelkader önceden yüklemişseniz silmemeye gayret edin.

Instapaper

Birçok not toplama programı olmasına rağmen Instapaper, hem ücretsiz offline kullanımı hem de minimalist bir tasarımı olması nedeniyle tercihim. Tavsiye ederim. Daha sonra okumak istediğiniz web sayfalarını, sadece bilgi olan kısmını kaydedip okuyabiliyorsunuz.

Bu arada farklı sitelerden küçük parçaları kaydeden Digo gibi parasız bir program bulamadım. Keşke böyle birşey de olsa.

Pressreader

Tabii gündem deyince sadece kendi sahip olduğumuz bilgileri düşünmüyoruz. Pressreader sayesinde günlük gazeteleri kendi mizanpajlarında ulaşabilir bunları takip edebilirsiniz. Başarılı bir program olduğunu söylemeliyim. Yalnız Pressreader kullnıyorsanız yanınızdaki yolcunun aa gazete mi okuyorsun internete nasıl bağlandın, uçağı mı düşürmek istiyorsun demesine hazır olun! Benim başıma geldi.. Hem de business’da…

Biraz da yaratıcılık

Malum ben uzun uçuşları biriken yazılarımı yazmak için de kullanıyorum. Bu konuda iyi bir yazılım bulmak zor. Benim hala tek opsiyonum iPad Notes. Tabii Logitech Türkçe klavye de bu işin olmazsa olmazları. Gerçi Windows 10 ile gelecek olan yeni telefondaki bilgisayarın cep telefonunda çalışması ve küçük bir ekran ve klavye ile cep telefonunu desktop gibi kullanma fikri de çok kışkırtıcı geliyor ama. Bu ne zaman çıkar, gerçekten hızlı şekilde çalışırmı soruları çok önemli. Eğer hızlı çalışırsa bütün cihazlarımı bırakıp Windows’a geçebilirim. Yıllar sonra yeniden.

Hala zamanınız varsa

Bir de malum uzun yollarda eğlence sektörünü de unutmamak gerekiyor. Oğlak burcu olduğum ve bir nevi işkolik olduğum için önceliğim video izlemek. Burada da uçağn imkanları yerine TED Talks izlemeyi tercih ediyorum.

Tabletinizi yavaşça yere bırakın

Bu kabareyi dönüşümlü olarak yaptınız ve hala yolculuk bitmediyse tabletinizi yavaşça yere bırakıp uçağın içindeki sosyal hayata karışmanızı tavsiye ederim. Anti sosyal biriyseniz uçağın interaktif sisteminden film seyretmeye, oyun oynamaya devam edin. Yok biraz daha sosyalseniz çevrede yeni insanlar tanımak isteyecek çok fazla insan var. Onlarla konuşmaya çalışın. Genelde yolculuklar iyi dostlukların başlaması için güzel bir imkandır.

Bir Android cihaz nasıl otomatikleştirilir?

Şu akıllı telefonlar ilk çıktığında elimde Ericsson’ın R380 modeli vardı. O zaman tabii bu telefonlara akıllı demiyorduk. Hoş not alıp, internete giren, maillerime bakan bir telefona akıllı demek ne kadar doğu bilemiyorum.

Akıllı telefon söylemi Apple’a air olmakla birlikte, ona bir yazılım tasarlamaya çalıştığım zamanlardan hatırladığım kadarı ile, birçok noktaya erişimi güvenlik nedeniyle kapalı tuttukları için pek de donanımı akıllandıracak bir yazılım yazmak mümkün değildi…

O nedenle birgün Android bir cihaz kullanırsam, akıllı özellikleri kullanan programları araştırma kararı almışdım. Şu an elimde Sony Xperia Z3 bir telefon var. Bu cihazın yazılımdan gelen özellikleri ve eklerle tam bir akıllı telefon olmasını sağladım.

Öncelikle akıllı telefondan kastımın ne olduğunu söylemek istiyorum. İşim gereği çok mail alıyorum. O nedenle telefona çoğunlukla her saatte bakıyorum. Bakmıyorsam mutlaka çok önemli bir işle uğraşıyorum demektir. Bu alışılmadık kullanım şekline telefonun ayak uyduruyor olması şart.

Bu gibi zamanlarda arandığımda, karşı tarafın mesajını almış olmak istiyorum. Mesaj ses kaydı olarak bulunsun istiyorum. Zira bazılarını not olarak tutmam gerekebiliyor.

Aracıma bindiğimde çoğunlukla telefonumdaki müzikleri dinlemek istiyorum. Her bindiğimde yeniden ayar yapmak istemiyorum. Direkt müzik başlasın istiyorum. SMS gelirse karşı tarafa, şu an araç kullanıyorum mesajının gitmesini istiyorum.

Kızım yüzünden akşam belli bir saatten sonra evdeysem telefonlara bakamıyorum. O saatlerde arama kabul etmemesini istiyorum. Eve geldiğimde ses olmaması için telefonumun bütün seslerini kısıyorum, çıkarken de çoğunlukla kısık unutuyorum. Bu ayarları telefonumun otomatik yapmasını istiyorum.

Bazen gece geç saatlerde evde çalışıyorum. Ancak o saatlerde aklıma gelen birşeyi mesaj olarak atmak istemiyorum. Ancak o anda kurayım telefon otomatik atsın istiyorum.

Hatta mümkünse aynı şeyi maillerim için de yapsın istiyorum.

İşte bu ihtiyaçların bir kısmını Sony Xperia çözüyor. Bir telesekreteri ve STAMINA ismini verdikleri bir güç yönetim sistemleri var. Samsung telefonlarda gördüğüm gibi bir otomatik SMS atma sistemi yok. IFTTT’de Türkiye’ye hizmet vermiyor. Ben de bunun yerine Auto SMS diye bir program kullanıyorum. Çok iyi sayılmaz ama çok da kötü değil.

Asıl burada anlattığım genel ihtiyaçları, trigger isimli bir Android program karşılıyor. Evimdeki Wi-Fi’a bağlandığımda sesi kesip belli saatlerde uykuya geçme özelliği bu programla geliyor. Aracınıza Bluetooth’la bağlıysa müziği açıyor, SMS’lere otomatik cevap veriyor. SMS’leri okuyor ama tabii İngilizce. Türkçesi olsa çok işe yarar.

Şu an tek bir konuda çözüm bulamadım. Telefonumun sesi kapalıysa, ama eşim arıyorsa iki kere aradığında sesi açmasını istiyorum. ancak bunu IFTTT ve Trigger yapabildiğini söylemesine rağmen yapamıyor.

Bu arada benim aklıma gelmeyen ama sizin karşılaştığınız telefonu otomatikleştirme uygulamaları varsa bana bilgisini buradan veya Twitter hesabımdan (@atifunaldi) verirseniz çok sevinirim.

5 Soruda Dijital Dönüşüm

1. Dijital Dönüşüm nedir?

Dijital dönüşüm, bir kurum, şirket veya yapının, dijital çağa ayak uydurmak için, pazarlamasından, iş modellerine, otomasyonundan, organizasyon yapısı ve yönetim şekline kadar herşeyini yeni dünya araçları ile yapmasına verilen genel isimdir. Bu nedenle dijital dönüşüm sadece bir websitesi yada sosyal medya faaliyeti ile anlatılamaz. Ancak bu yaklaşımın en görünen ve geleneksel işdünyasına anlatılabileceği yöntemi budur.

2. Dijital Dönüşümü Rönesans olarak tanımlayabilir miyiz?

Kesinlikle doğrudur. Dijital dönüşüm en provakatif anlatımı ile iş dünyasının rönesansıdır.

3. Kurumlarda dijital dönüşüme başlamak için ne gerekir?

Dijital dönüşüm bir strateji gerektirir. Stratejik planlaması yapılmalıdır. Bunun için kurumun SWOT analizine, kısa, orta ve uzak vade hedeflerine ihtiyaç vardır.

4. Şirket içinde stratejik iletişimin temsilcisi kimdir?

Chief Digital Officer (CDO), yani dijital dönüşümden sorumlu yönetim kurulu üyesi şirketin dijital stratejilerini, kendisine bağlı olan teknoloji direktörü, dijital pazarlama direktörü ve dijital strateji direktörü aracılığıyla icra eder.

5. Dijital Dönüşüm nereden başlar?

Dijital dönüşümün içerden dışarıya, dışardan içeriye veya şirketin çalışma şekline göre bazen de yapının hiyerarşik geçişlerine göre çok değişik olabilir. Dönüşümün başlama noktası stratejiye bağlıdır. Strateji ise sadece şirketin şekline göre belirlenmez. Ayrıca danışmanla kurumun arasındaki uyum ve proje geçmişleri de dönüşümün başlama noktasını belirleyici alanlardır.

Yeni trend dijital dönüşüm

Digital TransformationBu yazım Halklailiskiler.com’da yayınlanmıştır.

Geçen ay Berlin’deki organizasyondan önce İstanbul’da IoT ‘şeylerin internet’i konferans ve fuarı yapıldı. Organizasyonda Cisco Türkiye müdürü Cenk Kıvılcım ve Intel Türkiye genel müdürü Burak Aydın ile yemek yedik. Sohbet sırasında Burak Aydın çok güzel bir benzetme yaptı.

İnternet 3 büyük dalgadır. Birinci dalga dotcom krizine kadar olan ve sonuçta bilgisayar ve teknolojiye hakim olanların dünyasıdır. Bu dalganın arkasından sosyal medya ve mobilite gibi aslında teknik anlamda bilgisi olmayanların da ahkam kestiği bir dünya vardı.  Gerçekten de bu bilgiye katılmamak mümkün değil. Bu dalga birçok bilgisiz insanı internet hakkında konuşur yaptı. Büyük şirketler 14 yaşındaki gençleri sosyal medya uzmanı olarak işe aldı. Şirketlerin yönetici asistanları, sosyal medya ajansları kurup ahkam kesmeye başladı.

Ancak şimdi yeni bir döneme giriyoruz. Bu dönemde IoT (Internet of Things) çok önemli. Bu nedenle donanım yani elektrik elektronikçiler, yazılımcılar muhtemelen bu dönemin yıldızları olacaklar. Akademisyenler de bu dönemde etkin olacaklar. Tabii bu gelişmelerin en önemli sonucu da, geçen dönemde internet, teknoloji alanında ahkam kesen, çocuk yaşındaki uzmanlar, iş değiştiren yönetici asistanlarını bu dönemde göremeyeceğiz. İşini doğru dürüst yapamadığı için reklamcılık yerine blog yazarlığı yapanlar için de bu dönem zorlu olacak.

Dijital dönüşüm de bu dönemin önemli parçalarından biri. E-iş konusunda bilgi sahibi olan, daha önce otomasyon yazılımları, reengineering, gibi konularda çalışmamış kişilerin, web sitesi yapım bilgisi, sosyal medya entegrasyonu ile iş bulamayacakları bir döneme giriyoruz. Dijital dönüşüm birçok kurumun gelecek on yılı yaşamasını sağlayacak tabiri caizse ‘köprüden önceki son çıkış’. Kurumların bu zorlu dönemi geçmek için gerçekten kendilerine doğru yolu gösterecek derin bilgi sahibi danışmanlara ihtiyacı olacak. Eşten dosttan alınan bilgiler veya popüler bir isim diye seçilen danışmanlar işe yaramayacağı gibi, bu dönem son derece değişken olduğundan işini sadece bazı durumları ezberleyerek çözüm üreten danışmanlarla götürmek de mümkün olmayacaktır. Bu dönemin sonunda bu tip yöntemlere gidenlerin yok olduğunu göreceğiz.

 

http://www.halklailiskiler.com/yeni-trend-dijital-donusum.html

Bu ay dijitalde dikkatimi çekenler

rolls royce

Bu yazı Marketing Turkiye dergisinde Ekim 2015 tarihinde yayınlanmıştır.

Eskiden hayat televizyon sektörünün etrafında dönerdi. Herkes bu sektörün en yeni haberlerine aşina olur hatta bunun üzerine konuşurdu. Ancak bu değişti. Son dönemde Türkiye’nin gündemi ne yazık ki siyaset. Daha da ilginci hepimiz acı içinde kıvranıyoruz. Gerçi gündemimiz bazen birbirine yaklaşıyor. Mesela biz yollara mayın nasıl döşendi diye konuşurken, dünyada bisiklet yolları, elektrikli araçlara enerji veren yollar ve güneş enerjisini elektriğe dönüştüren yollar konuşuluyor.

İnsanın üzülmemesi, nereye gidiyoruz dememesi imkansız. Ben yine de sizi bu gündemden hem biraz rahatlamak hem de gelecekle ilgili vizyon çizmek adına uzaklaştırmak istiyorum.

Bu ay dijitalde neler dikkatimi çekti, ne gibi yenilikler var sizinle paylaşmak istiyorum…

 

Rolls Royce

 

Otomotiv sektörü devinimde. Bilişim ve teknoloji yepyeni markaların çıkmasına, düşük sosyo-ekonomik gruba hitap eden markalarla büyükler arasındaki farkın kaybolmasına sebep oldu. Geçtiğimiz günlerde Hertz’in Genel Müdürü Nur Hidayetoğlu ile yaptığımız bir sohbette de beni oldukça etkileyen bu konuyu söyledi. Artık araçların marka anlamında farkı kalmadı, neredeyse aradığınız her şeyi her araçta buluyorsunuz. Rolls Royce gibi üst sınıfa hitap eden bir marka için bu durum ciddi bir itibar problemi. Bu nedenle yapacakları her faaliyetin içinde hem geleneksel bir yan hem de innovatif bir fikir olmalı. Rolls Royce’un Dawn modeli için yaptığı online basın toplantısından önce birçok online basın toplantısı gördük. Ancak kotarılma şekli çok iyiydi.

Toplantıyı riske edecek çılgın fikirler içermiyordu. Ama kullanılması gereken bütün teknoloji kullanılmıştı. İtibarlı bir basın toplantısı olmuştu. Bültenin yollanması, sosyal medya entegrasyonu, canlı yayında reji kullanımı, hepsi sade ama başarılıydı.

Toplantıda seçilmiş sorular aldılar. Ancak gelen bütün sorulara cevap vereceklerini ilettiler. Toplantının hemen bitiminde görsellerle birlikte basın kitimiz inbox’ımıza düştü. Otomotiv sektöründe bu tip yenilikleri görmek beni çok mutlu ediyor. Zira bu sektörün önümüzdeki üç yıl içinde ciddi bir sıçrama yapacağını düşünüyorum.

 

Coca-Cola

 

Allah’tan evde IPTV kullanıyorum da ilgimi çeken konuya kolayca dönebiliyorum. Bir gün televizyon seyrederken reklam kuşağında -hani şu çok sifon çekildiği için şehrin su şebekesinden rating alabileceğiniz anda- ilgimi çeken bir reklam fark ettim. Coca-Cola reklamı uzun tutmuş olsa da ne yazık ki “konuyu anla, telefona ulaş, shazam’la, şarkıyı aç, algılasın, sunucudan aramasını yapsın, sonucu al” kadar uzun bir süre değildi. Önce geri alıp bütün reklamı baştan sona dinledim. Sonra bir kere daha başa alarak söylenenleri yaptım (Allah IPTV’yi bulandan razı olsun).

Mekanizma son derece basit. Shazam’ı açıp, reklamı dinletiyorsun, çıkan kodu Migros’a götürüp, bedava bir Coca-Cola Zero alıyorsun. Kodu alınca hemen eşime yolladım gidip kolayı alsın diye. Mekanizmanın o kısmı çalışıyor mu bilmiyorum ama bu tarafında sorun yok. Gerçi çok demokratik bir mekanizma değil. IPTV’si olan kasa kasa Cola için şifre alır eğer arkada bir güvenlik mekanizması yapmadılarsa. Ama yine de ben çok başarılı buldum.

Shazam özellikle global markalarla bu konuda güzel çalışmalar yapıyor. P&G ile yaptıkları çalışmayı da beğenmiştim ama orada bir form doldurma işi vardı ki evlere şenlik. Bu çok hızlı ve tüketiciyi amaca ulaştırıyor.

Coca-Cola Light içmeyi kendine yediremeyen bir tüketici olarak Zero’nun da başarılı olamayacağını tahmin ediyordum. Hatta bu konuda yazılarım da vardı. Ancak reklamda sebatın, frekansın önemini bu durumda çok net görebiliyorum. Coca-Cola’nın pazarlama ekibini bu iki konuda tebrik etmek istiyorum.

 

Dinamo Elektrik

 

Gönen Özuysal… Dinamo Elektriğin her şeyi. İsim takmalardan biraz hoşlansam onu size Türkiye’nin Elon Musk’ı olarak tanıtacağım.

Gönen de Elon gibi elektrik işine kafayı takmış.

Elon otomotiv, enerji gibi iki tutucu sektörde yenilik yapmaya çalışıyor. Gönen de, liberalleşen enerji sektöründe dağıtımcı olarak yenilikler getiriyor.

Elon’ı Tesla ile bilmemize rağmen onlarca farklı girişimi yönetiyor. Gönen de her görüştüğümüzde bir yeni girişiminden bahsediyor.

Elon da her seferinde tutturuyor. Hep başarılı projeler üretiyor. Gönen de…

Son günlerde Dinamo Elektrik Twitter’dan çok garip bir yarışma başlattı. Soru son derece basit… “Elektrik ne renk?”

Buyurun buradan yakın… Sonucunda ödüller var.

Ben biraz araştırdım. Size de tavsiye ederim.

Gönen’in Dinamo Elektrik’te iki önemli bakış açısı var. Size garip gelecek ama birincisi tasarruf. Daha az elektrik faturası nasıl ödersiniz onu bile anlatıyor. Yani çok kazanayım diyen geleneksel yapıdan ziyade, herkes hak ettiğini kazansın diyen basiretli bir anlayışı var. İkincisi ise ev otomasyonu, yani akıllı evler. Isınmadan, aydınlanmaya kuralları olan yapılar. Açıkçası bu ince yaklaşımları beni de çok umutlandırıyor. Türkiye’nin geleceği için…

 

Ezcümle

 

Geçen ay olduğu gibi bu ay da gelecek vadedenler bölümümde birkaç Twitter fenomeni var. Ama sizin bildiğiniz fenomenlerden değil bunlar. Biri Vala Afşar, Huffinghton Post yazarı. Dijital pazarlama alanında durmadan paylaşım yapıyor. Diğeri Tansu Yeğen…. Sadece dijital pazarlama değil, yepyeni bir kavram CDO (Chief Digital Officer) konusunda da harika paylaşımlarda bulunuyor. Üçüncü Twitter fenomenim Ulvi Saran. Malatya valiliği de yapmış, deneyimli bir bürokrat. Dünya hakkında öğrenmek istediklerinizi size hap gibi iletiyor. Facebook’da ise Özer Sencar, siyasi araştırmalarıyla çok severek takip ettiğim isimlerden biri. YouTube’da ne yazık ki bu tarzda isimler yok ancak eşimin gösterdiği “nedir?” kanalını beğendim. Tam bir “howto” kanalı değil, gündem ve esprilerle renklendiriliş nedir’ler… Aralarında oldukça entelektüel ve eğlenceli beyin fırtınası videoları var. Emeği geçenleri tebrik etmek lazım.

Bir de bu sayının beğenmediklerim kısmını açıklayayım. Burada Apple kimsenin eline su dökemez. Malatya’lı Jobs’ın yeri dolmuyor. Hele son ürün lansmanı ile şirket tam bir “follower” oldu. Büyük hayal kırıklığı!

http://marketingturkiye.com.tr/users/atif?nid=36875

 

Televizyon dünyasındaki yenilikler

image

2000’li yılların başıydı. Sabah gazetesinin webmaster’ıydım. Muhtemelen dönem YeniYüzyıl gazetesinin satılma süreciydi. Birnumara yayıncılık ve Sabah gazetesi içeriğini birleştiren bir projeyi Ercan Arıklı ve Mehmet Demirel üzerinden gerçekleştirmek niyetindeydik. Projenin ismi sonra TürkPort oldu. 

İçeriği birleştirip tek yerde saklamak ve farklı şekillerde farklı siteler aracı ile takipcilerine sunmak benim hep önemsediğim bir iş modeli olmuştu. Zira bu sayede aynı içerikten farklı reklam yerleri oluşturmak mümkün oluyordu. Tam da bu fikirle Doğan TV Holding’de danışman olduğum dönemlerde youtube gibi bir yapının kurulması fikrini ortaya atmıştım. NetD isimli proje bu fikirden doğdu. Ancak bir farkla.. Benim amacım içeriği konsolide etmekti, proje youtube’la kapışan bir video platformu olmaya çalıştı. 

NetD ve rakibi Tiviyo ilk çıktığında ben ATV’ye danışmanlık yapıyordum. Bu grup da kaçırdığı bir fırsat olacağından korktuğu için yönetim harıl harıl bir video platformu kurmaya çalışıyordu. O dönemde youtube Türkiye pazarına girebilmek için içerik ortakları aramaya başlamıştı. ATV adına görüşmeleri ben yaptım. NetD ve Tiviyo’nun teknik altyapısının youtube ile yarışamayacağını özellikle kullandıkları CDN altyapısının videoları kesintisiz izlemeye izin vermeyeceğini biliyordum. Bu nedenle ATV’yi bir platform kurmak yerine youtube ortaklık anlaşması konusuna yönlendirdim. O zamanlar farkına vardılar mı bilmiyorum ama hem gerksiz bir yatırımdan kurtuldular hem de yaptıkları anlaşma sonucu dijital telif hakları konusunda da kazanç elde ettiler.

Televizyonculuk işte tam da böyle anlık kararların önemli olduğu, doğru kararların bir süre sonra çok yarar sağladığı bir sektör. Bu sektörün yeni oyuncuları ise dijital televizyonlar. Yani IPTV, OTT TV, kurumsal internet televizyonları… Bu yeni dünyanın tabii ki konuşulması gereken çok konuları var. Bu konuları konuşalım diye 23 Ekim tarihinde, Ankara’da lise arkadaşm Özgür Çoşar’ın organizasyonunda olacağım. Şu an eticaret konusunda bir konuşma yapmak için Kıbrıs’a KamuBIB’e gidiyorum ancak Ankara’daki organizasyonun detaylarını hafta içinde atifunaldi.com.tr adresinde blogum kısmına yazacağım. 

Dijital televizyonculuk, önce interaktif olacak, kişiselleşecek… Ancak asıl bilgisayar oyunları, sanal gerçeklik gibi konularla  yakınsadığında  gerçekten ilginç bir araştırma konusu olacak. Ancak şu anda bile internet üzerindeki trafiğin büyük kısmının video olduğunu video olduğunu ve reklam gelirinin dijitali uçurduğunu söylemekte büyük yarar var.

3D printer’lar ile iş kurmak

3dprinterMalumunuz 3D yazıcılar son dönemin en önemli konularından biri. Güvenliğe takılmayan (yada güvenliği geçtikten sonra üretilebilen) bir silah, altın  imalatında, israfın önlendiği takılar, çikolata ve şekerlemeler de dahil birçok konuda 3D yazıcı teknolojisini görüyoruz. Hatta eminim bir çoğunuz köprüden uçak motoruna, organdan kendi kendini değiştiren ilaçlara kadar birçok konuda üretim yaptıkları hakkındaki haberleri duymuşsunuzdur.

Haftaiçinde bu konuyu araştırmak için Ankara’daydım. Emesys adlı bir teknoloji şirketi ve genel müdürü Hakan Ertan’ın konuğuydum. Hakan bey, bir uçak mühendisi. Şirketi Emesys ise daha önce de farklı konularda başarılı teknolojiler üretmiş. Şu anda ulaşılabilir fiyatlara 3D yazıcılar üreten bir firma. Hatta bu yazıcıları da, kendisine ait 3D yazıcılardan üretiyor.

Daha önce de bahsettiğim gibi 3D yazıcı dünyası birçok alanda hizmet veriyor. Ancak buna rağmen sektör çok ama çok yeni. Hakan bey bu durumu otomobil endüstrisinin ilk zamanlarına benzetiyor. Şu an 3D yazıcılar ilk otomobiller gibiler ( http://tinyurl.com/atfilkotomobil ), yani bisiklet lastiğine takılmış bir su motoru misali… Daha önümüzde Tesla’nın sürücüsüz araçlarına kadar gideceğimiz uzun bir yol var.

İşin ilginç tarafı bir çok tanımsızlığın olduğu zamanımız dünyasında burada gidilecek yol neredeyse uzun bir süre için tanımlı. Hakan bey ile ilk antant kaldığımız konu, 3D yazıcıların yaygınlaşma süreci oldu. Hani şu mahalle aralarında gördüşümüz 90’lı yılların video kaset kiralayıcısı 2000’li yılların GSM operatör bayilerinin en yeni iş alanı bu olacak gibi görünüyor. 750 dolara alınan bir yazıcı ve baskıya uygun filamanlarla, aklınıza gelen birçok ürünü üretmek mümkün hale geliyor. Mahallenin çocuğuna oyuncak, meraklısına eğlenceli bulmacalar, 3D tarayıcı ile yeni doğan yumurcağın küçültülmüş biblosu, mimarlık öğrencisinin ödevinin maketi… Dediğim gibi bu işin sonu yok. Hatta ilginç bir şekilde bütün modellemeleri parasız alabileceğiniz siteler bile oluşmuş. İşin güzel tarafı bu 3D yazıcıları bilgisayara bağlamadan da çalıştırabiliyorsunuz. Sadece elinizde basılacak ürünün CAM (Computer Aided Manufacturing) dosyaları olmalı. Bunları parasız bulmak da şu an oldukça kolay.

Hakan bey konuşmamızın bir yerinde benim dikkatimi çeken iki konuya temas etti. Birinci bu sektörün yaygın hammaddesi olan flamanların Türkiye’de üretilemediğine ki bence burada da harika bir arge ve iş fırsatı var. İkincisi ise bu yazıcılardan yapılan fonksiyonel protezler. Hakan bey, bu konuda gelecek her isteği bir sosyal sorumluluk anlayışı içinde bilabedel karşılamaktan büyük mutluluk duyacaklarını özellikle belirtti.

——