Facebook reklamlarından RTÜK payını alıyor mu?

Bunu RTÜK üyelerine de sormak istiyorum. Türkiye’de televizyon reklamlarından RTÜK payı alınıyor. Televizyonlar bu paydan ve payın verilmemesinden doğan cezadan o kadar çok korkuyorlar ki; yarışma programlarında “özel bir şirkette çalışıyorum” diyor, kıyafetlerinin üzerindeki logolara bantlar yapıştırıyorlar. Bu iş özellikle magazin programlarında öyşe garip durumlara taşınıyor ki; bazen arkadaki herşey blurlandığı için, röportaj mı seyrediyorsunuz, rüyada mısınız karıştırıyorsunuz. Geçenlerde Tivibu’da film kanallarından birinde (bu kanallar sadece özel ödeme yapan abonelere açık) “Sosyal Ağ” filmini seyrediyorum, Facebook’un kuruluşunu anlatan filmde, facebook kelimesi “bip”lenmişti.
O anda birşeyi merak ettim, neredeyse her programda, her yarışmada, her dizide facebook ve twitter logolarını görüyoruz. Peki RTÜK sosyal ağ reklamlarından dolayı payını alıyor mu?
Devletin sosyal ağlara tanıdığı özerklik bir tek bana mı garip geliyor?
Üstelik bilimsel makalelere bakarsanız sosyal medya bağımlılığı alıp başını gidiyorken bu özerkliğin televizyonda sigara reklamlarının oynatılmasına izin vermekten ne farkı var? Sosyal medyanın zararları hakkında okuduğum son makalenin başlığı “iki hafta Facebook kullanmadığınızda beyninizde oluşan değişiklikler”di. Yani işin hangi seviyede olduğunu anlayınız.
Geçenlerde Ayşe Arman köşesinde bir röportajı anlatırken “Skype yaptık” yazdı. Ayşe Arman’ın bilemiyor olmasına şaşırmıyorum ama editörün, sayfa sekreterinin, genele yayın yönetmenin bu söylemi video konferans olarak değiştirmemeleri de bana garip geliyor. Dikkatsizlikle, gizli reklam arasında gidip geliyorsunuz.

KVKK ve spam

Kişisel verilerin korunması yasası ilk çıktığında, büyük markaların birçoğu ellerindeki veriyi yasaya uygun şekilde kullanabilmek için, birçok faaliyet gerçekleştirdiler. Önce danışmanlarına sorup, veriyi nasıl kullanılabilir yapacakları konusunda bilgiler aldılar. O dönemde hatırlarsınız, her alışverişten sonra birçok marka bize yeniden SMS almak istiyorum formları doldurttu. Markalar cezai yaptırımlardan etkilenmemek için, ulaşamadıkları müşterilerini iletişim listelerinden çıkarıp, çoğuna ulaşmayı sağlamak için bazen kampanyalar bile yaptılar. Hatta yanlış atılan bin tane SMS’in her birine ayrı ceza mı yoksa toplu ceza mı ödeneceği konusu uzun uzun tartışıldı.
Yasanın arkasından KVKK yani Kişisel Verilerin Korunması Kurumu kuruldu. Artık bizi ilgilendirmeyen, SMS’ler almıyacaktık. Öyle umut ediyorduk. Ancak aradan geçen sürede, önce kombiciler ardından hastaneler cesaretlendiler. Hayatımda kapısından içeri girmediğim halde Gaziosmanpaşa Hastanesi her ilkbaharda arayıp checkup bilgisi verip, ölüp ölmediğimi kontrol eder mesela. Kime şikayet ettiysem edeyim bunu yapmalarına engel olamadım. Hiçbir ilişkim olmadığı halde Avcılar Belediyesi devamlı mesaj yolluyordu, twitterdan ulaşıp yapmamalarını söyledim. Gerçekten artık atmıyorlar ama hiç alakam olmayan Eyüp belediyesi hemen ardından mesaj atmaya başladı. Belediyeler mesaj listesinden çıkma şansı da vermiyorlar. Özel olarak bulmak zorunda kalıyorsunuz kimin attığının.
İşte bütün bunları şikayet edebileceğimiz bir mercii olacaktı. Ama hala yok. Olacağı hissine de kapılmıyorum. Gerçi geçenlerde KVKK Başkanı, facebook ile uğraşacaklarını söyleyen bir demeç vermişti, ama çok merak ediyorum sormazlar mı ülkendeki spam konusunu çözmeden facebook ile uğraşmak nedir diye?

OTT

Geçenlerde Binali bey de Uber’den yola çıkarak konuyu bir daha gündeme getirmiş. Ancak bu tek bir konu değil! Uber, AirBNB, Netflix hepsi aynı konu. Buna yaklaşımı tek yapmak da yarar var. Japonya üç konuda da mevzuatını hazırladı. Onların büyümesini sağlayan yapıyı kurdu. Bu yapılarla düşman olmak yerine, barışık olmayı tercih etmemiz şart. Hatta Türkiye’den yakın lokasyonlara bu tip hizmet ihracatları yapmak da şart. Önce ülke içinde bu tip OTT yapıları ile barışık bir mevzuat oluşturmalı. Bu konuda genel sulh ilan etmeliyiz. Eminim bu üç konuda da “biz lisans parası veriyoruz, bunlar da nereden çıktı?” diyenler olacaktır. Ama unutulmamalıdır ki; su bu tarafa akarken önünde durmak, anlamsızdır.

E-tebligat

Türk insanının, çok ilginç bir yapısı var. Hala kendisine gelen ödeme emirleri, tebligatların komşuları tarafından görünmesinden rahatsız oluyor. Öyle ki; ödenme süresi çok geçmiş kredi ve kart borçlarını alan şirketler dünyanın her ülkesinde yüzde 10 ödeme bekleyerek bu borçları satın alırlar. Ancak Türkiye’de geri ödeme bunun o kadar çok üzerine çıkmış ki; şirket ciddi karlılık açıklamış. Türkiye KEP ile birlikte bu ortalıkta yalan yanlış dolaşan tebligatlardan kurtulacağını umut etti. Ancak KEP beklentileri karşılamadı. Tebligatlar yerine ulaşmadı. Devletin bu hassas konuyu en kısa zamanda, etraftaki dedikodularla tebligat yapmaya çalışan postacılardan alması gerekiyor.

Bloklu web sitelerinin sayısı artık genel bir sulhu gerektiriyor

Hemen söyleyeyim Wikipedia’nın ve onun gibi yalan yanlış bilgi, dedikodu üzerinden yola çıkan web sitelerinin bloklanmasından hiç rahatsız değilim. Hatta destekliyorum. Wikipedia bir ansiklopedi değildir. Üstelik Türkiye’deki moderatör yapılanmasının yanlışlığından bir sürü iyi bilgi sisteme girememiş durumda. Bir sürü anlamsız bilgi ise olmaması gerektiği halde var. Bu şekli ile Türkçe içeriği çok kötü ancak Google’da sistem gereği hala birçok başlıkta en üstte çıkıyor. Wales’in de farkında olduğu bu çarpık moderatör yapılanmasını değiştirmesi şart. Bu konuyu 2014 yılından beri yazıyor https://atifunaldi.com.tr/2014/08/08/wikipediada-turkcenin-hazin-durumu-ve-gercek-babayigitler/ bir süredir Afrika yöneticileri de dahil herkesle konuşuyorum.
Ancak 70bin üzerinde boklu web sitesi, hiç ama hiç mantıklı değil. Bu durumdan en kısa zamanda kurtulmak lazım. Bunun için de yine daha önce yazdığım gibi BTK ve RTÜK ( hala duruyorsa TİB) birleştirilip başına devletle ticari faaliyeti olmayan bir STK başkanı getirilip özelleştirilmelidir. OFCOM gibi çalışan bu yapı en kısa zamanda bu sorunu çözmelidir

E-devletimiz

Proje ilk başladığında Ankara’da birkaç kontakla bağlantıya geçip, e-devletin stratejisini sordum. O zaman strateji kurumların kendi yapılarını yapmaları ve sonra bir çatı ile birleştirmekti. Öyle de oldu. Ancak o zaman da, şimdi de söylüyorum, bu yanlış bir strateji. Yazılımcılar bilirler, birden fazla takımla bir projeye başlayacaksanız, önce bir proje yapısı oluşturup, her tarafın birbirini anlaması için bir literatür oluşturursunuz. Bunlar olmadan iki uçtan başlayan köprüyü ortada birbirine kavuşacaklarını umut etmek gibi olur. Yol kazası olur.
Halbuki; artık Cumhurbaşkanlığının altında bir Dijital Dönüşüm Ofisi var. Bu kurum e-devlet projelerinde kurumların hiyerarşilerini belirlemek, kullanacakları ortak iletişimi düzenlemek için bir düzen oluşturmalı. Bu projeleri denetleyecek grupları düzenlemeli.
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu alelacele çıktı. Bir de kurum oluştu. Ancak basından takip ettiğim kadarı ile kurum sadece facebook gibi çok da hakim olmadığı bir alanda at koşturuyor. Bunun yerine kamu kurumlarındaki kişisel verilerin hangi hiyerarşi ile kimlere verileceğini denetlemeli. Kendisinin de söylediği gibi sağlık bakanlığında son derece fazla veri var ve artık bunların korunması kişilerin değil ülkenin genel güvenliği açısından çok önemlidir. Milli eğitim bakanlığındaki verilerin, çocuklarımızın verilerinin kimin elinde olacağını yazmak yetmez gerçekten onların mı elinde bilmek şart. Yoksa yine bir telekom şirketinin verileri gibi çalınır sonra bizi semtin hastanesi check up için aramaz da, yurtdışında derin internette bu verilerin satıldığını görürüz.

Kosgeb

Kosgebin, Türkiye’de bir çok kişi için iş kurma konusunda ümit kaynağıydı. Açıkcası, benim üç Kosgeb deneyimim oldu. İlkinde bir proje önermiştim. Beğenildi. Ancak banka teminat mektubuna takıldık. Bir iki yıl sonra teminat mektubu kalktı ama atı alan Üsküdar’ı geçmişti. Proje mi? Amerika’da benden bir yıl sonra kurulan rakibim şu an dünya içeriğinin yüzde 70’nin üzerinde olduğu wordpress.
Bir ara acaba projelere danışmanlık yapabilir miyiz diye konuştuk. Herkesi almıyoruz dediler. Aynı dönemde bir başka şehirde bir danışmanlık şirketi beni danışman alın Kosgeb desteğini sağlıyorum dedi. Artık isyan ettim. Dönemin müsteşarı devreye girdi. Soruşturma açıldı. Şehrin Kosgeb başkanı görevden alındı.
İki yıl önce dijital olmayan bir projemiz bir Kosgeb başkanı ile konuştuk. Ağırladı sağolsun. Ne desek hayır dedi. Sonunda ben de denemek için “Uzay taşımacılığı” desteğiniz varmış. Koşulları nedir dedim. Bana “Yok ya, onu öylesine yazdık” dedi. Başkanın ismini rencide olmasın diye yazmıyorum ama görevlilere iletebilirim.
Tam Kosgeb ile hiç ümidim kalmamıştı ki; geçenlerde artık Kosgeb’in tost ve kuaför gibi belirgin iş kollarına destek vermeyeceğini sistemi değiştirdiklerini öğrendim. Yeniden belki onuncu kere yapılanıyor. Ancak eğer yine yakın çevreye iş bulma yöntemi olacaksa kapatın Kosgeb’i gitsin. Zira çok konuşup iş yapmayan başkanlarla ne ortaya bir iş çıkıyor ne de proje.