Bir daha konsere gitmeyeceğim!

Ben çok konser sever bir insan olmadım. Tek zevk alarak gittiğim konser Boğaziçi’nde okurken gittiğim Guns’n’Roses konseriydi. Türkiye’ye büyük grupların geldiği ilk zamanlardı. Bir gece önceden gidip, kapıda yatmıştık. Yaş ilerledikçe kalabalığın içinde, rahat hareket edemiyorken bir de başka hiçbirşey yapmadan konser seyretmek zor gelmeye başladı.

Geçen hafta IKSV’nin Caz Festival’i kapsamında Chick Corea konserindeydim. Öncelikle bu festivalin yaşamasını sağlayan bütün sponsorlara teşekkür ederim. Caz festivaline hiç yakışmayan o çirkin web sitesi için de yetkilileri uyarmak istiyorum. Yaptığınız organizasyona hiç yakışmayan çok basit ve ucuz bir site olmuş. Bunu sadece caz severlerin değil aynı zamanda dünyanın birçok yerinden İstanbul hakkında bilgi almak isteyecek, beğeni düzeyi yüksek kişilerin baktığını unutmayıp, ona göre düzenlemeniz gerektiğini düşünüyorum. Bütçelerinizin içinde bakın bakalım, dünyaya açılan pencerenize ne kadar paha biçmişsiniz.

Okumaya devam et Bir daha konsere gitmeyeceğim!

Elif Şafak’ın TED TALK’u

Ağlamak istiyorum…

.

.

.

Ağlıyorum da….

Yıllardır yeni fikirlerin buluşma noktası olan TED TALK’da Stephen E. Hawkingden, Bill Gates’e hatta tasarım dünyasında her işini hayranlıkla seyrettiğim Philippe Starck onlarca hatta yüzlerce konuşmacıyı dinledim, içlerinden bu kadar yüreğime dokunanını olmamıştı.

Yıllardır Elif Şafak’la çeşitli yerlerde karşılaşırız ama hiç biri beni bu kadar hayrete düşürmemiş, hayranlık uyandırmamıştı.

İçimdeki iki farklı insanı birden harekete geçirdi Şafak’ın konuşması. Yıllarca eğitimimin verdiği batı kültürünün algoritmik bakış açısını ve soyu Battalgazi’ye dayanan içimdeki feodal, duygusal doğulu yanımı…

Batılı Atıf Ünaldı için bu konuşma TED konuşmaları içinde çok büyük öneme sahipti. İçeriği fikirlerin bir araya gelmesi olan bir organizasyonda yapabileceğiniz en iyi konuşma içeriği, fikirlerin önyargısız dinlenmesi gerektiği üzerine olabilirdi ve bunu iki medeniyetin bütün özelliklerine sahip tarafsız ve doannımlı bir insandan başka kimse yapamazdı. Bu nedenle Şafak konuşması için çok güzel bir konu seçmişti. Hemen daha konuşmanın başında “circle” (daire,çember, etrafını çevirmek, kuşatmak) kavramını duvardaki tüfek gibi aklımızın içine yerleştirdi. Kendisini ise her iki medeniyetin ortasında ikisi ile empati kuran biryere son derece güzel yerleştirdi. Sonra teker teker önyargılarımızı kırmamız gerektiği örneklerini ardarda sıraladı. Bu o kadar başarılı şekilde ilerledi ki; kimse zamanın nasıl geçtiğini anlamadı. Salondan insanlar nefessiz örnekleri algılamaya çalıştı. Her konsantrasyonun düşeceği sürede bir iki küçük espri ile salonun dinleme oranlarını algılayıp, herkesi yeniden kendine bağladı. Vücut dili son derece rahattı. Ezber üzerinden konuştuğu veya okuduğu izlenimini gözlerinden, heyecan veya korkusunu yüzünden anlamak mümkün değildi. Ancak bir ufak hatası vardı. Duvardaki tüfeği bize konuşmanın içinde daha fazla hatırlatması gerekiyordu. Benim gibi hayranlıkla dinleyenler için değil, konsantrasyonu bozuklar için bu biraz gerekliydi.

Gelelim doğulu Atıf Ünaldı’ya… Onun tarafında duygular vardı. Deprem dönemini anlatırken, insanların bir olduğu o günlerde nasıl hayatı ortak yaşadığımızı hatırladım. Geceleri mesai çıkışında Adapazarı İstanbul arasında yolda gördüklerim yaşadıklarım aklıma geldi. Elif Şafak iki kültürün arasında olmayı çok güzel özetliyordu. Yıllardır bir filmimizin, bir sanat eserimizin, bir politikacımızın altı boş olmayan, dolu dolu bir konuşmayı batı dünyasına yapmasını beklerken, Elif Şafak bu beklentimi karşılayan üstelikte öyle bir tek cümle ile değil kendini doğrulayan tez ve anti tezleri ile batı algoritması ile örülmüş, doğu hisleriyle süslenmiş konuşması ile beni hayret ve mutluluk içinde bıraktı.

Eline, ağzına sağlık.

Eklenmiş gerçeklik

Fizik tercihi yapacağımı söylediğimde ODTÜ Fizik mezunu hocam, bana hiç unutamayacağım bir bilgi vermişti. Bilimde ve teknolojide belli aralıklarla sıçrama noktaları ile karşılaşırız. Bilimde bu aralık yüz yılda birdir. İnsanın en yaratıcı yaşı otuzdur. İşte eğer iyi bir bilim adamı iseniz ve otuz yaşınızın doğum günü, bilimin en yüksek olduğu ana denk geliyorsa yaşadınız. İsminiz bilim tarihine geçecek demektir. Bu zamanlamayı tutturamıyorsanız o zaman çok ama çok çalışmanız gerekiyor demektir.

90’lı yıllarda Boğaziçi Üniversitesinde okurken, daha internet teknolojileri dünyada yeni gelişiyordu. O zamanlar, bilgisayarların üzerindeki merkezi işlemcilerin hangi aralıklarla sıçrama yapacağını Moore yasaları ile hemen söylemek mümkündü. Zamanla teknolojilerin çok hızlı devinimi, neredeyse sıçrama noktalarını görünmez hale getirdi. Bu nedenle bir süredir, konsantrasyonumuz her an yeni çıkan teknolojilere veriyorduk.

Son günlerde bir sıçrama noktasının başında olduğumuzu hissettiren çok ilginç gelişmeler oldu. Ticari ve daha görünen kısmından örnekler vermek gerekirse, bir çok ürün ve yazılımın yeni versiyonlarına geçtiğini görüyoruz. Birçok yazılımın bilgisayarlarımızdan çıkıp, internet bulutu üzerinde kullanılmaya başladığına şahit oluyoruz. İnternet bulutu, şalterinin kapatılması mümkün olmayan bir süper bilgisayar gibi davranmaya başlıyor. Yerel uygulamalar, bize yepyeni bir dünyanın ucunu göstermeye başlıyor. Bu yerelleştirme servisleri sayesinde bulunduğumuz yeri işaretliyor, yakındaki dostlarımız hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Acil kullanmak istediğimiz her hizmete, tarif sokak ismi hatta harita bile olmadan ulaşabilme imkanına sahip oluyoruz.

Bu yeniliklerin, kullanıcıların kafasında yer etmesi ile birlikte yeni ve şu ana kadar tahmin etmediğimiz yeni ihtiyaçlar ortaya çıkmaya başlıyor. Bu ihtiyaçlar için geliştirilen yeni teknolojiler ise yeni istihdam alanların, yeni pazarlara kadar birçok konunun önünü açıyor.

İşte bu özel günlerde beni heyecanlandıran yepyeni bir teknolojinin ciddi çıkarımlalrı ile karşılaşacağız. Bu yeni teknolojinin ismi augmented reality yani eklenmiş gerçeklik. Bu teknoloji özellikle yüz, ses, yazı tanıma gibi hizmetlerle birlikte çok ilginç eklentilere imkan veriyor. Bir toplantıda yapılan konuşmayı beğendiniz ve konuşmacı ile iletişim kurmak istiyorsunuz. Telefonunuzu çıkarıp eklenmiş gerçeklik yazılımını çalıştırıyorsunuz. Telefonunuzun kamerasından konuşmacıya baktığınızda, eklenmiş gerçeklik yazılımı yüzü tanıyıp size kişinin hangi sosyal ağlara üye olduğundan, iletişim bilgilerine kadar herşeyi bulup getiriyor.

Bir kitabevinde, kitabı eklenmiş gerçeklik yazılımına okuttuğunuzda, size kitabın okuyucularının yorumlarını getiriyor. Hatta kitabı en ucuz alabileceğiniz yeri belirtebiliyor. Bu teknoloji oyun dünyasında da çok ilginç gelişmeleri sağlayacağa benziyor. Yıllar önce “roger rabbit’i kim öldürdü” ( who framed roger rabbit ) filminde gördüğümüz gerçeklik ve animasyon arasındaki etkileşim, anında ve canlı olarak gerçekleşiyor.

Benim öngörüm eklenmiş gerçekliğin, hayatımızda ciddi yer alacağı yönünde. Bu nedenle bu teknolojiye yatırım yapılması gerektiğini düşünüyorum. Yazı ve ses tanımlama gibi desteklerin çok önemli olması nedeniyle de geliştirilecek yazılımların yerel olması zorunluluğu var. Bunu da Türkiyede faaliyet gösteren teknoloji firmalarına hatırlatmak isterim.

Türkiye’nin youtube’le sorunu ne?

Bu sorunu anlamanın en doğru yolu Türkiye’nin internet geçmişini bilmekten geçiyor. Türkiye’de internetin bir medya olarak algılanması ve değerlendirilmesi haberturk.com ‘un kurulması ile başladı. Haberturk bir haber sitesi olarak dikkat çekmek için skandal olayları kullandı. Bu olayların ucu, zamanın iktidar partisine dokunmaya başlayınca, devlet Türkiye’de internetin denetlenmesi ihtiyacını hissetmeye başladı. Bir kanun tasarısı oluşturuldu. Yalnız oluşturulan kanunun, ana amacı haberturk.com gibi sitelerin kontrolü olduğu için bir düzenleme yasasından çok, bir sansür yasası şeklindeydi. Kaldı ki yasayı çıkaran hukukçular, dijital medyadan çok geleneksel medyayı bildiklerinden, kanun internette yayınlanan her sayfanın iki fotokopisinin, yerel yönetimlere gönderilmesi gibi teknik olarak imkansız işlemler içeriyordu.  Bunu farkeden, liberal kesimler, olaya ciddi tepki gösterdi. Bu da yasanın yeniden değiştirilmesi ve biraz daha yumuşatılmasına sebep oldu. Okumaya devam et Türkiye’nin youtube’le sorunu ne?

Geleceği Tasarlamak

Hiç unutmuyorum 2001 yılında Bilgi Üniversitesinin konuğu olarak, pulitzer ödüllü, Thomas Friedman’in konuşmasını dinlemeye gitmiştim. Hani şu ünlü “Lexus and the Olive Tree”nin yazarı…
Ortada ne Irak ne de Afganistan işgali vardı. Ne de 11 Eylül Dünya Ticaret Merkezi Faciası. Daha aylardan şubattı ve daha hava soğumamıştı!!! Friedman, bize hızlı balığın büyük balığı yiyebileceğinden bahsetti. Konuşması bu eksende giderken benim için son derece önemli bir cümle kullandı. “Biz hepimiz bütün ülkeler birbirimize bağlıyız ve eğer bu bağın dışında kalmak isteyen olursa sistem artık onu yok edecek” dedi. Söylemek istediğini ben o zaman, fütürist bir yaklaşım olarak görmüştüm. Ama şimdi ne demek istediğini çok net şekilde anlıyorum! Okumaya devam et Geleceği Tasarlamak

Soğuktu ve yağmur çiseliyordu

Arabamın camında, sadece sileceklerin çıkardığı ses vardı. Araba sessiz, içeride can sıkan bir gerilim vardı. Annemle telefonla konuşmam bile gerilimi azaltmamıştı.
Microsoft’un son iki basın toplantısına da çeşitli sebeplerle gidememiş olan ben, ne yazık ki bu sefer çekimi bile iptal etmek zorunda kalmıştım. Halbuki Airport TV‘de her hafta harika giden programıma bu güzel tadı da katmak istiyordum. İstanbul’un cefası artık sadece cefa değil bir işkenceye döndü. Trafik….

Okumaya devam et Soğuktu ve yağmur çiseliyordu

Obama’nın Seçimi

Zdnet bu hafta çok önemli bir konuya parmak bastı. Amerika’da seçimler bitti. Seçimlerin galibi Obama. Ahmet Hakan’ın isteklerinin aksine bu saatten sonra Obama ismini bolca duyacağız. Obama çocuğunun okulunu seçmek için White House civarında iyi bir okul bakmanın dışında çok önemli kararların eşiğinde. Amerika’nın içine düştüğü büyük çukurdan çıkarmak için silah arkadaşlarını seçiyor. İşte ZdNet bu seçimin belki de en önemli parçalarından birini oluşturacak CTO yani (chief of technology officers) ‘ın seçimi konusunda öngörüde bulunuyor. Listede on isim var. Bütün isimler blogum http://atifunaldi.com/2008/11/10/next-stop-is-obamas-technology-hand/#more-102 adresinde var. Bu isimlerin içinde Google, Microsoft’un patronları dışında Vint Cerf gibi internetin babası ünvanına sahip isimler var. Bu seçim neden önemli sorusunun cevabı aslında pek de karışık değil. Kriz dönemlerin de yöneticilerin en önemli beklentisi, karlılığı arttırmak ya da maliyetleri düşürmektir. Bunun yapılmasını sağlayan en önemli faktör ise teknoloji yatırımlarıdır.

Okumaya devam et Obama’nın Seçimi