Televizyon dünyasındaki yenilikler

image

2000’li yılların başıydı. Sabah gazetesinin webmaster’ıydım. Muhtemelen dönem YeniYüzyıl gazetesinin satılma süreciydi. Birnumara yayıncılık ve Sabah gazetesi içeriğini birleştiren bir projeyi Ercan Arıklı ve Mehmet Demirel üzerinden gerçekleştirmek niyetindeydik. Projenin ismi sonra TürkPort oldu. 

İçeriği birleştirip tek yerde saklamak ve farklı şekillerde farklı siteler aracı ile takipcilerine sunmak benim hep önemsediğim bir iş modeli olmuştu. Zira bu sayede aynı içerikten farklı reklam yerleri oluşturmak mümkün oluyordu. Tam da bu fikirle Doğan TV Holding’de danışman olduğum dönemlerde youtube gibi bir yapının kurulması fikrini ortaya atmıştım. NetD isimli proje bu fikirden doğdu. Ancak bir farkla.. Benim amacım içeriği konsolide etmekti, proje youtube’la kapışan bir video platformu olmaya çalıştı. 

NetD ve rakibi Tiviyo ilk çıktığında ben ATV’ye danışmanlık yapıyordum. Bu grup da kaçırdığı bir fırsat olacağından korktuğu için yönetim harıl harıl bir video platformu kurmaya çalışıyordu. O dönemde youtube Türkiye pazarına girebilmek için içerik ortakları aramaya başlamıştı. ATV adına görüşmeleri ben yaptım. NetD ve Tiviyo’nun teknik altyapısının youtube ile yarışamayacağını özellikle kullandıkları CDN altyapısının videoları kesintisiz izlemeye izin vermeyeceğini biliyordum. Bu nedenle ATV’yi bir platform kurmak yerine youtube ortaklık anlaşması konusuna yönlendirdim. O zamanlar farkına vardılar mı bilmiyorum ama hem gerksiz bir yatırımdan kurtuldular hem de yaptıkları anlaşma sonucu dijital telif hakları konusunda da kazanç elde ettiler.

Televizyonculuk işte tam da böyle anlık kararların önemli olduğu, doğru kararların bir süre sonra çok yarar sağladığı bir sektör. Bu sektörün yeni oyuncuları ise dijital televizyonlar. Yani IPTV, OTT TV, kurumsal internet televizyonları… Bu yeni dünyanın tabii ki konuşulması gereken çok konuları var. Bu konuları konuşalım diye 23 Ekim tarihinde, Ankara’da lise arkadaşm Özgür Çoşar’ın organizasyonunda olacağım. Şu an eticaret konusunda bir konuşma yapmak için Kıbrıs’a KamuBIB’e gidiyorum ancak Ankara’daki organizasyonun detaylarını hafta içinde atifunaldi.com.tr adresinde blogum kısmına yazacağım. 

Dijital televizyonculuk, önce interaktif olacak, kişiselleşecek… Ancak asıl bilgisayar oyunları, sanal gerçeklik gibi konularla  yakınsadığında  gerçekten ilginç bir araştırma konusu olacak. Ancak şu anda bile internet üzerindeki trafiğin büyük kısmının video olduğunu video olduğunu ve reklam gelirinin dijitali uçurduğunu söylemekte büyük yarar var.

3D printer’lar ile iş kurmak

3dprinterMalumunuz 3D yazıcılar son dönemin en önemli konularından biri. Güvenliğe takılmayan (yada güvenliği geçtikten sonra üretilebilen) bir silah, altın  imalatında, israfın önlendiği takılar, çikolata ve şekerlemeler de dahil birçok konuda 3D yazıcı teknolojisini görüyoruz. Hatta eminim bir çoğunuz köprüden uçak motoruna, organdan kendi kendini değiştiren ilaçlara kadar birçok konuda üretim yaptıkları hakkındaki haberleri duymuşsunuzdur.

Haftaiçinde bu konuyu araştırmak için Ankara’daydım. Emesys adlı bir teknoloji şirketi ve genel müdürü Hakan Ertan’ın konuğuydum. Hakan bey, bir uçak mühendisi. Şirketi Emesys ise daha önce de farklı konularda başarılı teknolojiler üretmiş. Şu anda ulaşılabilir fiyatlara 3D yazıcılar üreten bir firma. Hatta bu yazıcıları da, kendisine ait 3D yazıcılardan üretiyor.

Daha önce de bahsettiğim gibi 3D yazıcı dünyası birçok alanda hizmet veriyor. Ancak buna rağmen sektör çok ama çok yeni. Hakan bey bu durumu otomobil endüstrisinin ilk zamanlarına benzetiyor. Şu an 3D yazıcılar ilk otomobiller gibiler ( http://tinyurl.com/atfilkotomobil ), yani bisiklet lastiğine takılmış bir su motoru misali… Daha önümüzde Tesla’nın sürücüsüz araçlarına kadar gideceğimiz uzun bir yol var.

İşin ilginç tarafı bir çok tanımsızlığın olduğu zamanımız dünyasında burada gidilecek yol neredeyse uzun bir süre için tanımlı. Hakan bey ile ilk antant kaldığımız konu, 3D yazıcıların yaygınlaşma süreci oldu. Hani şu mahalle aralarında gördüşümüz 90’lı yılların video kaset kiralayıcısı 2000’li yılların GSM operatör bayilerinin en yeni iş alanı bu olacak gibi görünüyor. 750 dolara alınan bir yazıcı ve baskıya uygun filamanlarla, aklınıza gelen birçok ürünü üretmek mümkün hale geliyor. Mahallenin çocuğuna oyuncak, meraklısına eğlenceli bulmacalar, 3D tarayıcı ile yeni doğan yumurcağın küçültülmüş biblosu, mimarlık öğrencisinin ödevinin maketi… Dediğim gibi bu işin sonu yok. Hatta ilginç bir şekilde bütün modellemeleri parasız alabileceğiniz siteler bile oluşmuş. İşin güzel tarafı bu 3D yazıcıları bilgisayara bağlamadan da çalıştırabiliyorsunuz. Sadece elinizde basılacak ürünün CAM (Computer Aided Manufacturing) dosyaları olmalı. Bunları parasız bulmak da şu an oldukça kolay.

Hakan bey konuşmamızın bir yerinde benim dikkatimi çeken iki konuya temas etti. Birinci bu sektörün yaygın hammaddesi olan flamanların Türkiye’de üretilemediğine ki bence burada da harika bir arge ve iş fırsatı var. İkincisi ise bu yazıcılardan yapılan fonksiyonel protezler. Hakan bey, bu konuda gelecek her isteği bir sosyal sorumluluk anlayışı içinde bilabedel karşılamaktan büyük mutluluk duyacaklarını özellikle belirtti.

——

Şeylerin İnterneti

internet_of_things

Internet of Things (IoT), yani şeylerin interneti çok yeni bir konu. İlk ne aman bu konuda bir yazı yazdım hatırlamıyorum ama internette arayınca 25 Nisan’da televizyon programımda bu konuyu işlemişim. (http://tinyurl.com/IoTTV) Programa nesnelerin interneti çevirisiyle başlıyorum ancak konuğum Muharrem Taç beni bu konuda ikna ediyor. Konunun aslı şeylerin interneti.

Geçen gün bu konuda Cisco ve Intel’i organize ettiği bir konferans ve fuar vardı.  Ancak tartışmalar birkaç gün önce başladı. İlk problem literatürü oturtmaktı. Sanıyorum organizasyonu düzenleyen arkadaşlar things kelimesinin Türkçesi’ne sözlükten bakıp “şey,nesne” karşılığını görünce, “şey” basit kaçar diye “nesne”yi seçmişler. Konferansın ismi “Nesnelerin İnternet”iydi. Ancak teknolojide Türkçeleştirme işi bu kadar basit şekilde yapılmıyor. Öyle sözlüğe bakıp sevdiğinizi kullanamıyorsunuz. Bunun devamında gelen dünyayı atlayamıyorsunuz. Yaptığım tv programını izlerseniz, konuğum Muharrem, gelecekte yarı canlı, yarı makine araçlarında interneti olacağı için bu kavramın bu şekilde kullanıldığını net bir şekilde söylüyor. Belki biraz korkutucu ama gerçek.

Şeylerin interneti nedir konusunu böylece sanıyorum anlatmış olduk. Devamında gelecek olan Internet of Everything de bu kavramın devamı olacak. Aslında etrafımızda gördüşümüz herşeyin internete bağlanmasından bahsediyoruz. 50 milyar farklı şey internete bağlanacak. Bu da milyar milyarlarca sensör, korkunç büyük veri toplulukları demek. Tabii bu büyüklükteki verileri analiz edebilmek için kurumların CDO’lar ile dijital dönüşümlerini tamamlamaları gerekir. Bunu CDO Turkey çatısı altında hergün konuşuyoruz (http://www.cdoturkey.com/). Bu kısmı işin teknik kısmı. Sonucu ise, harika istatistikler, doğru analizler bu sayede insanlığın hızla geleceğe gitmesi demek.

Konferans sırasında Cisco Türkiye genel müdürü Cenk Kıvılcım ve Intel Türkiye genel müdürü Burak Aydın’la sohbet imkanı bulduk. Çok heyecanlılar. Ancak bu gelişmelerde Türkiye’nin izleyen değil üreten olmasını umut ettiklerini söylüyorlar. Hatta küçük bir çalışma grubu oluşturmaktan, gelecek projelere destek olmaktan bahsettiler. Yaklaşık 20 yıldır farklı teknolojilerde Türkiye treni kaçırmasın diye toplantılar yaptım. 1991 yılında Boğaziçi Üniversitesinde “internet treni” kaçmasın diye yaptığım konuşmadan bu yana hiçbir şey değişmedi. O yüzden pek ümitli değilim ama üzerime düşün bir görev olduğunda ise endişe ve kaygılarımı bir kenara bırakıp tabii ki gereğini yapacağım.

100 Yanılgı ve Instagram

100 yanilgiMalum yıllardır hergün yüzlerce basın bülteni mail kutuma düşer. İçlerinde büyük bir çoğunluğu uygun konularda değildir, bazıları da çok kötü yazılmıştır. Bu hergün bu şekilde devam eder. Yüzlerce bülteni hergün incelemek kolay değildir. Ancak yılların alışkanlığı, sanki o kalabalığın içinde değerli olanlar kendilerini belli eder, parıldarlar. İşte birkaç gün önce bana böyle bir bülten geldi. Çok kısa zamanda dikkatimi çekti. Özellikle trafikte sinyal verdiği için yolun kendisine ait olduğunu sanan sürücülerin gözüne sokmak istediğim bir bölüm vardı ki;bayıldım. Kitabın yazarı ise Metin Solmaz yani eski bir dostum çıktı.

Sağolsun hemen bir kitap yolladı. O kadar keyifli bir kitap ki; elimdeki George Lois’in kitabını bırakıp, keyifle yanılgılarımızı okumaya başladım. Bıraktığım yerde eşim almış, özellikle bebek, çocuk geliştirme ile ilgili konuları okumuş.

Ben ise Einstein’ın okulda matematikte başarısız olduğu yanılgısını ve Newton’ın gerçekten düşen elmadan yerçekimini bulup bulmadığını kanıtları ile okudum. Einstein Türkiye’de hakkında en çok hikaye anlatılan bilim insanlarından biri.  Ancak anlatılanların büyük çoğunluğu yanılgılarla dolu. Hazır bilgi servisi serisinin ikinci kitabında, Einstein’ın şoförü ile yaşadığı olayın gerçek olup olmadığını araştırmasını Metin Solmaz’dan rica ediyorum.

Türk insanı bu tip hikayelere bayılır. Çoğunluğu dedikodu olan bu hikayeler benim gibi bilimsel gerçeklere inanan insanları paronayak yapar. Gerçi bu aslında bilim adamlarının en önemli özellikleri arasında anlatılmaktaysa da, devamlı sorgulama Türkiye’de yaşıyorsanız hepimizin çokca yapması gereken faaliyetlerden biridir.

Kitabı okuduğum günlerde aldığım bir telefon beni tam da bu şekle getirdi. Arayan 2yuz.com isimli sitenin sahibi Engin Ulukurtlar’dı. Instagram ve e-ticaret potansiyeli hakkında bazı rakamlar verdi. Instagram’da  kısa sürede açılan bir hesap üzerinden binlerce paket ürün çıkaran bir hesaptan bahsetti. Hemen hesaba girdim. Takipçi sayısı bu potansiyeli yapabileceğini çok net gösteriyordu. Bahsedilen aylık net gelir 16.000TL’ye denk geliyordu. Engin yıllardır beni tanıdığı için bu tip rakamlara hızla inanmayacağımı ancak kendisinin bu konudaki araştırmalarını ciddiye alacağımı bilir. Konuşmamızda nasıl bir kontrol sistemi kurduğunu anlattı. Hemen arkasından da http://instagram.com/sadecebileklik/ ismindeki kendi hesabını. Günde 20 paketle başlayan yeni iş girişimi macerasını. Instagram böyle giderse dünyanın eticaret platformu olmaya aday!

Ya kimse Apple almazsa?

dont buy appleDeğişmeyen tek şeyin değişim olduğunu söylemenin klişe olduğu bir çağdayız. Ancak ortalıkta da bu kadar değişime kaynak olabilecek bir fikir denizi yok! Bu nedenle Steve Jobs’ın fikrine herkes dört elle sarıldı. Aslında akıllı telefonları Jobs bulmadığı gibi, öyle mucuzevi bir ekleme de yapmadı. Buna rağmen en kalantor yöneticilerin fikir vahası seminerlerde herkes Jobs’ı üçüncü elmanın sahibi olarak tanımlar. Oysa Steve ne birinci elmanın sahibi Hz. Adem gibi ulvi, ne de ikinci elmanın sahibi Newton kadar zekiydi. Yanlış anlaşılmasın amacım Jobs’ı yermek değil, göklere çıkaranların anlattıkları garip hikayelere inanmalarına engel olmak. Yoksa Jobs aslında iş dünyasının kemikleşmiş yapılarını inatçılığı ile çözerek, konvansiyonel iş yapış şekillerinin dijitalin gerisine düşmesine sebep oldu. Bu aslında teknoloji tarafında değil iş dünyasında bir innovasyondu.

Okumaya devam et Ya kimse Apple almazsa?

Elektronik fidye yazılımlarına dikkat!

ransomeware1Bundan iki yıl önce, bir dostum bütün muhasebe kayıtlarını rehin alan bir programdan bahsetti. Bir gün şirkete geliyorlar, muhasebenin kullandığı bilgisayarda bir mesaj buluyor. Çin’deki bir hesaba belirlenen miktarda parayı yatırmazsa muhasebe kayıtlarının silineceğini söylüyor. Malum hepimiz Türk’üz önce ödeme yapmayacağını söylüyor. Etrafta bu dosyann şifresini açabilecek biri olup olmadığını araştırıyor. White hacking eğitimim olduğu için bunu benimle konuşmayı doğru bulduğunu söylüyor. Yaptığım araştırma gösterdi ki, bu şifreyi bir şekilde çutlaka açmak mümkün ama geçecek zaman o kadar uzun ki, açıldığında dosyanın anlamı kalmayacak.

İkinici ihtimal Eminiyet Müdürlüğü Siber Suçlar Daire Başkanlığına gitmekti. Ancak Çin’den yapılan bir işlemde Adalet Bakanlıklarının öyle kısazamanda sonuç alması mümkün gelmedi bana. Bir şekilde anlaşmaya çalıştı zira KDV ödemeleri derken yapılması gerekne onlarca işlem vardı.

Aradan birkaç ay geçmişti ki; bir danışanımın da benzer bir sorunu yaşamış olduğunu öğrendim. Bu sefer karşıdakiler Türk’tü. Karşılıklı anlaşmışlardı. Ama o kadar çok konuşmuşlar ki; bir nevi Brüksel Sendromu yaşamışlardı. Hatta en son konuşmada fidyeci, son ödeme de biraz indirim bile yapmıştı.

Bahsi geçen iki şirkete de, bundan ne sonuç çıkardınız diye sorduğumda, biri muhasebe bilgisayarını internetten uzaklaştırdığını, diğeri ise her yazdığını tape backup’lara yedeklediğini söyledi. Bence çok doğru iki sonuç. Gerçi backup verilerini kasada saklamak biraz fazla bir ders çıkarımı ama konu güvenlik olunca, eğer kullanıma zarar vermiyorsa fazlası azından iyidir.

Küçük de olsa birçok KOBİ’nin hergün benzer tehlikelerle karşılaşması son derece olağan. Özellikle “ransomware” olarak adlandırılan bu fidye yazılımları bu tip bir faaliyeti aynı anda onbinlrce şirkete yapabilme imkanına sahip. Dolayısıyla iki günde büyük bir vurgun yapıp uzun süre ortalıktan kayboldukları için takip edilmeleri ve yakalanmaları oldukça zor oluyor.

Son dönemde bu yazılımlar mobil dünyaya da ayak attı. Yeni çıkan bir mobil yazılım, porno vaadiyle benzer bir saldırı yapıyor. Kurban cep telefonuna porno izleyebileceği bir yazılım yüklediğini sanarken, yazılım kameradan çeşitli zamanlarda fotoğraflar çekiyor. Bir süre sonra cep telefonu sahibini tehdit etmeye başlıyor.

Deloitte’un verilerine göre, adli makamlara ulaşmamış binlerce e-fidye olayı var. Bunlarla karşılaşmamak ise son derece kolay. Bilgisayarları amaçları dışında kullanmamak, kurumsal olarak ISO 27001’e sahip olmak ve cep telefonlarına ve bilgisayarlara bilmediğiniz, kaynağından emin olmadığınız yazılımlar yüklememek.

Dijital Dönüşüm Nedir?

dd“Hiçbir şey, korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir.” demiş Albert Camus. Bu düsturla hareket etttiğim için .com krizinden bu yana dijitalleşmenin hep iyi taraflarını söylemeyi, analog dünyada kalmanın yalnızlaştırıcı tarafını söylemeye tercih ettim. Bu nedenle de konuşmalarımda “provakatif” bir dil kullanmamaya çalıştım. Ancak bu son onbeş yılda dünyanın en çok ciroya sahip Fortune 500 şirketinin yüzde 52’sinin listeden çıktığını görüyoruz. Artık gelen treni de görmemek, bu konuda uyarılar yapmamak yanlış olur.

Birçok konuşmacının yeni çağın inovasyonları anlatırken en çok kulandığı malzeme Sony Walkman’dir. Bu cihaz müziği istediğimiz yere götürme şansını verdiği için kısa zamanda tüketicilerin göz bebeği olmuştur. Hüküm sürdüğü yıllardaki genel görüş yerini başka bir cihazın alamayacağı yönünde idi. Ancak dijitalleşmenin başlangıcı sayılan iPod Apple’ın ne kadar büyük bir oyun değiştirici olduğunu ortaya koydu. Ancak bu Apple’ın en yenilikçi buluşu değildi. Dijitalleşmenin kalesi, akıllı telefonların da en güçlü lansmanı Apple tarafından yapıldı. Bu andan sonra bir yere gitmek için kullanacağımız navigasyon cihazlarını Garmin, Navtürk, TomTom arasından seçmek yerine bir yazılımla indirmeyi tercih eder hale geldik.

Tabii bu teknoloji şirketlerinin en büyük farkı gelir modellerini de değiştirmekti. Bu nedenle iş yapış şekillleri, tedarik zincirleri, otomasyon sistemleri hatta dökümantasyon sistemleri bile farklı ve çoğunlukla yeni teknoloji şirketleri tarafından ortaya konmuş ürünlerden oluşuyorlardı.
Yeni dönem girişimcileri arasında, office içi dökümantasyon yöntemi olara dropbox, iletişim için skype, whatsapp pazarlama için  buffer, hootsuite, websitesi içerik yönetimi için wordpress kullanmayan neredeyse yoktur. Girişimcilerin akıllı telefonlarının ana sayfasında bu yazılımların bulunmadığı kimsenin var olduğunu da zannetmiyorum.

Dijital dönüşüm, bir kurum, şirket veya yapının, dijital çağa ayak uydurmak için, pazarlamasından, iş modellerine, otomasyonundan, organizasyon yapısı ve yönetim şekline kadar herşeyini yeni dünya araçları ile yapmasına verilen genel isimdir. Bu nedenle dijital dönüşüm sadece bir websitesi yada sosyal medya faaliyeti ile anlatılamaz. Ancak bu yaklaşımın en görünen ve geleneksel işdünyasına anlatılabileceği yöntemi budur.

Dijital dönüşüm bir strateji gerektirir. Bu strateji yönetim kurulunda, dijital dönüşümden sorumlu yönetim kurulu üyesi tarafından (CDO) belirlenir ve temsil edilir. Dijital dönüşümden sorumlu yönetim kurulu üyesi, şirketin dijital stratejilerini, kendisine bağlı olan teknoloji direktörü, dijital pazarlama direktörü ve dijital strateji direktörü aracılığıyla icra eder.