RTÜK youtube’ü denetler mi? (2018 Businessweek yazım)

Hikayemiz 2010’lu yılların başında IPTV derneğini kurduğumuz dönemlere dayanıyor. O dönem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanımız olan Binali Yıldırım’ı ziyaretimizde Haber 24’ün kendi IPTV platformunu kurabileceğini sandığı ilk dönemlerdi. (tabii bunu sanmasının sebeplerinden biri CNNTURK’ten geçen teknik müdür Mehmet Özdemir’in Haber 24’te çok detaylı bir IPTV projesi ortaya koymasıydı). IPTV bilinmiyordu. RTÜK, IPTV mevzuatını çıkarırken bizden çok yardım aldı. Bizim tek br ricamız vardı. IPTV kanalları için lisanslamanın maliyetini düşük tutarak sektörün büyümesini sağlamak.
Gerçekten de ilk mevzuatta IPTV kanal lisanslama bedeli 5 yıllık 10bin TL gibi son derece cüzi bir bedeldi. Biz IPTV sektörünü geliştirecek bir regülasyonu yapmaktan mutluluk duyuyorduk. O dönemlerde Demet Sabancı ile World Travel Channel’ı kurmuştuk. RTÜK izinlerini alırken ben de gönül rahatlığı ile IPTV lisansı da almalarını söylemiştim. Ancak konuyla ilgili arkadaşın raporun IPTV lisasının kablolu lisansı içine alındığı ve maliyetin 60 kat arttırıldığını haber aldım. Önce inanmadım., araştırmalarım ne yazık ki bu durumun gerçek olduğunu ortaya koydu.
Uzun süre RTÜK ile resmi bir bağlantı kurmadım, kuramadım. RTÜK sektörün onayını aldığı bir konuyu, tam tersine çevirmişti. Ancak bir süre sonra RTÜK yetkilileri OTT TV alanında bir regülasyonun yapılıp yapılamayacağı konusunda bir soru ile geldiler. O dönem bir üniversitede Haluk Şahin gibi medya önderlerinin de bir arada oldukları bir çalıştay gerçekleştirdik. Bu çalıştaydan,RTÜK’ün bu alanı serbest bırakmasının, sektörün gelişmesi için çok doğru olacağı sonucu ortaya çıktı. Bu çalıştayı kitaplaştırıp çalışmalarımızı resmi olarak RTÜK’e ilettik.
Aradan geçen süreçte OTTTV alanında Blu TV, puhu TV gibi yerel örnekler ve Netflix gibi global örnekler ortaya çıktı. Ancak birgün bilişim STK’ları başkanları toplantısında TUYAD başkanı Hayrettin Özaydın, Blu TV ve Puhu TV’nin izle öde kanalları olduğundan ve regüle edilmeleri gerektiğinden bahsetmesi üzerine konu yeniden hararetlendi. Ben bu bahsi geçen kanalların OTT TV olduklarından ve dolayısı ile denetimin yapılmasının yanlış olduğundan bahsettim.
Aradan geçen sürede, RTÜK’ün internet üzerindeki yayınları denetlemesi konusunda bir karar ortaya çıktı. RTÜK üyeleri arasında fikir ayrılıklarına sebep olan bu kanunun mevzuatı şu anda muallak. Ancak bazı üyelere göre kanun internet üzerindeki bütün yayınları denetlemek gibi bir yöne giderken. Bazı üyeler sadece Netflix, puhu TV ve Blu TV’nin denetlenmesinin doğru olacağını söylüyor.
Tam da bu tartışmalar gerçekleşirken, Suudi Arabistan’daki MBC grubu Türk dizilerinin yayınına son verdi. Grup sözcüsü Mazen Hayek, “Alınan karar gereği Türk dizileri MBC grubuna ait Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki kanalların yayın akışı dışında bırakıldı. Karar bu aydan itibaren ikinci bir emre kadar uygulanacak.” açıklamasında bulundu.
Bunun üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Suudi Arabistan’ın MBC Medya grubuna ait kanallarda Türk dizilerinin yayınına son verilmesine ilişkin, “Kimin hangi filmi seyredeceğine masa başında oturup, üç siyasetçi karar veremez. Bu devirler çoktan geride kaldı” dedi.
Türkiye’de güçlü bir OTT TV sektörü olsaydı, bu toprakalarda aboneleri oluşsaydı, bu kararlar bizi resmi açıklama yapacak kadar etkilemeyecekti. Bu diziler o platformlar üzerinden yayınlarına devam edecekti.  Benim OTT TV platformlarını bırakın sektör büyüsün dememdeki sebep işte tam da buydu. Bunu puhu tv’nin gelişmesi ile ilgili yazımda da yayınlamıştım.
Kaldı ki bu konuda Avrupa Komisyonu’da bir çalışma yürütüyor. Bizden de fikir alınan çalışma büyük kısmı ile  tamamlanmış durumda. Burada dikkat dilmesi gereken unsur platform üzerinde çocuk içeriği ile, müstehcen içeriğin aynı yerde olmaması üzerine. Zira Kurtulmuş’un dediği gibi kimin ne izleyeceğini kontrol etmek bize düşmez.
Gelelim BTK ve RTÜK’ün denetim alanlarına. Malum internet geliştikçe bu iki alan birbirine yakınlaşıyor. Bu da son derece normal. Bu konuda yıllardır yaptığım öneriyi bir kere daha yapıyorum. RTÜK ve BTK birleşmeli. Özelleşmeli ve başına bir genel müdür atanmalıdır. Özgürlükçü, yenilikçi bir yaklaşımla, etki alanları yeniden çizilmeli. Amaç internet yasası gibi çocukların, yetişkin içeriğinden uzak tutulması ile sınırlandırılmalı.
Ben RTÜK’ün bu konuda BTK’dan daha organize olduğunu düşündüğüm için, bu birleşmenin RTÜK altında gerçekleşmesini doğru buluyorum. Ancak bu durumda geçmişinde medya, eğlence ve internet teknolojileri profesyonelliği olan üyeler dışındakilerin üyelikleri sonlandırılmalı. Medya ve internetin arasına eğlenceyi koymam belki garip gelebilir, ancak bilgisayar oyunları ve diğer yeni mecraların da makul bir şekilde denetimi mavi balina gibi olayların yaşanmaması için şarttır.

İnternet Gazeteciliği Nerede Yanlış Yapıyor?

Geçtiğimiz haftanın en önemli gündem maddelerinden biri bulut teknolojilerin güvenliğini sorgulamamıza sebep olan Kate Upton, Jeniffer Lawrance gibi ünlülerin resimlerinin çalınması olayıydı. Apple ve güvenlik şirketleri daha nasıl gerçekleştirildiğini açıklayamasalar da ben konuyu başka bir noktadan, sosyal medyada çok tartışılan bir yönden bakacağım.
Her ne kadar Amerika’da bu resimlere bakmalı mıyız sorusuna, “intikam pornosu”, “insanı aşağılama” terimleri ile net bir hayır cevabı verilse de, Türk medyası reklam için trafik derdine düştüğü için resimleri bütün açıklığı ile web sitelerinde yayınladı.
Uzun zamandır, web sitelerinin trafiğini yukarı çekmek ve bu sayede reklam gelirlerini arttırmak için dakikada bir sitelerini “refesh” eden, fotoğraf galerileri ile haberi atomlarına ayıran, başlamamış maçın sayfasını geniş özet sayfası adıyla açan bu çılgınlar en sonunda kişisel mahremiyeti hiçe sayarak bu resimleri de yayınladılar. İşte onları bu noktaya getiren yedi ölümcül günah….
Avaritia (İng. greed)  Açgözlülük (Mammon’a atfedilmiştir) : Bazı gazetelerin reklamcıları zaten küçük olan reklam pastasının tamamına sahip olmak istiyor.
Acedia (İng. sloth) Tembellik, miskinlik (Belphegor’a atfedilmiştir): Reklamcılar, rekabet için katma değerli projeler yapacaklarına, birim fiyatları aşağı çekiyorlar.
Luxuria (İng. lust) Şehvet düşkünlüğü (Asmodeus’a atfedilmiştir) : Trafiğin arttırılması baskısıyla karşılaşan site yöneticileri her türlü şehveti internet trafiği elde etmek için kullanıyor.
Gula (İng. gluttony) Oburluk (Beelzebub’a atfedilmiştir) : Ayrıca birçok gazetenin web sitesi markalarını büyük göstermek için teknoloji ve donanımlara ihtiyaç haricinde yüksek bedeller ödüyor.
Invidia (İng. envy) Kıskançlık, hasetlik (Leviathan’a atfedilmiştir) : Ancak, Türk pazarına sıkışan içerik üreticileri, evrensel standartlarda iletişim yapan gazetelerin trafiğini kıskanıyor ve sonunda sayfayı belli aralıklarla yenileyerek “refresh”, sitelerine gelen trafiği yalancı bir istatistik ile arttırmaya çalışıyor.
Ira (İng. wrath) Öfke, yıkıcılık, gazap etmek (Behemoth’a atfedilmiştir) : Ancak buna rağmen internet istediği trafiğe ulaşamayınca, bahane olarak içeriğinin küçük siteler tarafından çalınmasını gösteriyor. Özellikle bilişim basınındaki küçük siteler bunun tam tersini düşünüyor.
Superbia (İng. pride) Kibir, kendini beğenmişlik (Lucifer’e atfedilmiştir) : Son noktada içeriği kapatma kararı alınıyor. Ama ajanslardan, iletişim danışmanlarından alınan jenerik içeriğin dışında özgün içerik olarak elde sadece köşe yazarları kalıyor. Onun paylaşımını kendi üzerlerinden yapmaya çalışıyorlar. İşte kibrin son noktası.
Bir kurumu yanlış alınan bir karar batırmaz ama yanlış bakış açısı sonucu yanlış alınan birçok karar batırır. Hani gazetecilik ölüyor mu diye soruyorlar ya, böyle yanlış kararlar alınmaya devam edilirse hem gazetecilik ölür hem de fena itibarsız bir şekilde ölür…

2015’ten bir yazım : internet insanlığın şizofreni ile en büyük savaşıdır

Darwin’in bıraktığı yerden insanın evrimine devam etmek istiyorum. Eskiden hayatta doğrular ve yanlışlar vardı. Mesela Galile engizisyon mahkemesinde iken her iki tarafta doğruları savunduğunu düşünüyordu.

Bana sorarsanız ikisi de yanlıştı….

Hani bizim bir sözümüz vardır iki kere ikinin dört ettiği gibi. Bakıyorum son dönemde bu entellektüel ortamlarda sarf edilmiyor edilirse de birisi hangi modda, hangi düzlemde ve kaç olmasını istiyorsun diye sorabiliyor. Artık hepimiz biliyoruz ki; doğruların ve yanlışların bir yaşama süreci var. Doğuyorlar büyüyorlar, eğer popülerlerse ürüyorlar ve ölüyorlar. Eistein’in dediği gibi dahiyane olan basiti bulmaktır. Bu söylemde de görüyoruz ki en basit gerçekler en uzun yaşayanlar. e=mc^2 işte bunun en basit örneklerinden biri. Fizikte en basit ve en az özel sabitin bulunduğu formüller en doğal, en gerçek ve en uzun süre yaşayanlar.

Gelelim internet ile şizofreni arasındaki ilişkiye. Şimdiye kadar, bu kadar net şekillendiremiyordum ama internet haftası sürecinde yaptığım konuşmalar ve  aldığım paylaşımlar bana gösterdi ki; internetten önceki hayatımızda çoğumuz bulunduğu ortamda farklı karakter özelliği gösteriyorlar. Hatta bu özellikler karakter kırılımlarına kadar gidiyor. Dışarda yöneticilik yapıp, evinde köle haline gelen insanlarla ilgili latifeleri hepimiz biliriz.

Bunun en ileri noktası; interneti de böyle bir mecra zannedip, internet üzerinde cinsiyet değiştiren insanlardı. Karakter kırılımı yaşayan bu şizofrenik insanlar şimdiye kadar birçok ortamda kafasına göre takılıyorlardı. Ancak internet ufak ufak ortamları birbirleri ile birleştirmeye başalayınca bunun ne kadar imkansız olduğu görülmeye başlandı. Şizofren kişilikler kendilerini birkaç siteye sıkıştırılmış hissetmeye başladılar. Bunların nerelede olduğunu herkes çok iyi biliyor. Bu kişilerin en büyük mutsuzluğu facebook oldu. Gerçek kişileri ön plana alan facebook çok canlarını yaktı Bu nedenle bu şizofrenler facebookdan hiç de sevgiyle söz etmezler.

Sonra twitter verified account çıkardı. Bu da ikinci büyük saldırı idi….

Şimdi devletlerin canlarını yakacak yeni durumlar oluşmaya başladı. Wikileaks, şizofren devletlerin korkulu rüyası olmaya başladı. Bakalım kapalı kapılar olmadan gerçekten cesurca konuşmayı bilen kimler var?

Kim insanları kırmama bahanesinin ardına gizlenmeden her ortamda aynı olmayı başaracak.

Yani devletler, kurumlar ve insanlar için bakalım kim olduğu gibi görünecek, ya da göründüğü gibi olabilecek.

Efendim wikileaks başınıza gelmesin diye yıllar önce ne güzel demiş.

“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” diye