Veriye ulaşmak…

Hangi filmdi hatırlayamıyorum. Bir köy filminde evlenme yaşı gelen hanımlar, bir biber ekip bunu saksısı ile köyün çeşmesine getirirlerdi. Eğer bu hanımın taliplisi varsa, gider o biberi yer ve bu beyanını açık saçık belli ederdi. Bir hanım biberin köy çeşmesine getirmekle, evlilik fikrine hazır olduğunu deklare ettiği gibi, aynı zamanda bu biberi köy delikanlılarından herhangi biri yiyebileceği için, izdivacı konusunda herkesin talip olma hakkının olduğunu da kabullenirdi.
Şüphesiz köy ortamları, birlikte yaşam ve sosyalliğin en son noktasına kadar yaşandığı mekanlardı. Bu nedenle internet ile aralarında korkunç bir bağlantının var olduğuna inanıyorum. Özellikle protokollerdeki çeşitlilik, platform değişken olması ve kapalı toplumlarda yaşanan birbirini (internet üzerinde belki kişinin fiziksel bilgileri konusunda fazla bir detayı bilme imkanınız yok ama sanal özelliklerinin çoğuna hakim oluyorsunuz ) bilme özelliği internet ile çok benzeşiyor.
İnternet üzerinde de web alanına konulan her türlü bilgi,belge, data, kayıt aslında ister istemez su başına getirilen biberler gibidir. Siz bu verileri web üzerinden kullanıma açtığınızda, biberinizin de herkes tarafından yenilmesini göze almış olursunuz. Tabii köy ortamlarında hanımlar eğer talipleri varsa oların gücü ve etkisi, karşılıklı gidip gelen enformasyonlar ile biberin yanlış kişi tarafından yenilmesini engellerler. İnternette ise bunu yapma yetkisi ve yetisi sistemlere bakım ve güvenlik hakkı olan sistem yöneticilerine verilmiştir. Bu yöneticilerin görevi kısaca sunucu makinenin “”up and ready”” olmasını sağlamak ve biberi yeme hakkına (“”permission””) sahip kullanıcının bibere her istediği an ulaşabilmesini sağlamak. Tabii bu noktada arkadaki koca veri tabanının tamamına değil kendisine izin verilen kısmına ulaşılmasını sağlamak için 1’ler ve 0’lar dışında ara mantıklarda işlemekte. Zira herkesin bazı verileri sonuna kadar kullanma hakkı olduğu gibi, bazılarını da kesinlikle bilmemesi gerekmektedir. Biz 1994 yılında müşteri bilgileri üzerinde bazı eklemeler yaparken bütün veri tabanını bütün kullanıcıların görebileceği bir alana koymuştuk. O zaman zaten 100 – 200 kullanıcı vardı ve hepsi birbirini tanıyordu. Şimdi bu noktada çok şeyin değiştiğini görüyoruz. Kullanıcıların birbirleri hakkında bilgi sahibi olmalar şirketin ticari hareketlerini de kısıtlar bir noktaya getirdi. En azından prestij düşüklüğü yaşatıyor.
Bu bilgilerin kullanımı ve korunumu konusunda biraz kafa yormak gerekirse. Öncelikle çok önemli bir noktayı unutmamak gerekir. Siz bilgilerinizi web’e taşıdıysanız biberin yenilme hakkını herkese vermişsiniz demektir. Bu size saldıran, verilerinize ulaşmaya çalışan ve hatta ulaşan herkesi haklı konuma getirir. Çünkü veriyi koyduğunuzda korumasını da yapmanız gerekmektedir. Tıpkı su başına biberini getiren güzel bir kadının ve taliplisinin o biberi koruduğu gibi. Yalnız güvenlik ile ilgili bilmeniz gereken çok önemli bir kural daha vardır, bu da hiçbir sistemin yüzde 100 güvenli olmadığı bilgisidir. Bu nedenle eğer çalınmasını istemediğiniz bir veriniz varsa bunu web’e koymamanız daha doğru olacaktır.
Bir önemli konu da web’e yerleştirdiğiniz verinin formatıdır. Geçenlerde internet üzerinde bir sitede bir sorgulama ekranı ve devamında ise excel tablosu benzeri bir verinin geldiğini fark ettim. Sorgulama içinse “”like”” kullanılmış olduğu dikkatimi çekti. Önce “”a”” yazıp aratarak içinde “”a”” olan bütün veriye ulaşmayı düşündüm, sonra araya “”%”” koymanın verinin tamamına ulaşmamı sağlayacağını fark ettim. Yirmi dakika içinde bütün veri bilgisayarıma inmişti. Ne yazık değil mi? Değerli bulduğunuz bir verinin bu kadar kolay alınabiliyor olması. İşte web üzerinde dikkat edilmesi gereken bir noktada bu verinin bu kadar kolay bir şekilde el değiştirmemesini sağlamak. Sonuç olarak kendi verisini korumayı bilenler veya bu veriyi en iyi şekilde dağıtanlar internet üzerinde ayakta kalacaklar.
NETleşmek üzere…

Güvenli sörf

Artık internet kullanıcıları olarak hep en iyisini en gelişmişini istiyoruz ve artık buna her noktasında hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Bu düşüncenin de hatalı olduğuna inanmıyorum. Gerçekten web kullanıcısı hızlı ve güçlü bir şekilde her türlü fiziksel gelişmeyi tanımadan ilerliyor. Hatta biz uykudayken bile o gelişmesine devam ediyor.
Bu hafta size tam da böyle bir uyku anında nasıl basit ama kocaman bir açığın ortaya çıktığından, web hızıyla bilgilerin eldeğiştirdiğinden bahsedeceğim. Tabii maceramızın herzamanki gibi başrol oyuncusu Microsoft. Geçenlerde “”.Net”” projesi ile hertürlü MS ürününün internetten de kullanılabileceğini ballandıra ballandıra anlatmışlardı. Bu elişmeler uzak da görünse bir IT’ci için dünyanın en inanılmaz en güzel fantazisi. MS bu gelişmelri açıklamakla kalmadı hemen bize ilk “”bug”” ını gösterdi. Bu açığı bulan kişileri veya grupları tebrik etmek lazım. Çünki bu kadar büyük bir hatanın yapılabileceğini düşünmek gerçekten bir zeka işi. Koskoca bir işletim sisteminin kalbindeki programın internet üzerinden yönetilebileceği kimsenin aklına gelirmiydi.
Bilmiyenler olduğunu düşünerek, bu “”bug”” ın nasıl çalıştığını biraz anlatmak istiyorum. Biliyorsunuz işletim sistemlerinin içinde bütün komutları çalıştırma kapasitesine sahip güçlü bir program var. Dos işletim sisteminde ana dizinde duran bu program windows’un versiyornalrı geliştikçe ismini cmd.exe olarak windows dizini içine aldı. NT’ler de ise windows dizini altında system32 altında bulunur. Bu programın internet üzerinden aynen bir cgi gibi calistirilabiliyor olmasi MS’in gözünden kaçan kocaman bir açık. Bu açık yüzünden herhangi bir dos komutunu browser ekraninizdan calistirabiliyorsunuz. Bu konutlar arasinda copy, move, del de var. Peki bunlar nasil calisiyor. Tabii boyle koca bir hata icin tekbir açık yetmez bir de IIS üzerinde “”..”” ‘nın sizi bir üzt dizine taşıması lazım. Kutlamak lazım.
Bu açık sayesinde ben bu yazıyı yazarken Türkiye’deki server’ların %80’ini önünüzdeki bilgisayar gibi çalıştırabiliyordunuz. Ne komik değil mi MS uzun süre server’larina telnet yapma imkanı olmayan serverlar çıkarmıştı fakat ne kolaymış telnet yapmak. Birgün öne e-ticaret siteleri bu açıklarını kapattı, fakat hala birçok server’da bu hata var. Mesela son olarak http://www.imedya.com adresine baktım ve koca bir açık gördüm.
Bu açıkla daha neler mi yapılabilir? Server üzerindeki beğendiniz bir database dosyasını, mesela bir bankanın kredi kartı bilgilerinin olduğu bir dosyayı anonymous ftp alanına atıp, sonrada anonymous ftp ile bağlanıp çekebilirsiniz. Bu sayede ne çok datanın aktığına inanmazsınız.
Hani deprem ilgili bir laf vardır ya “”depremler insanları öldürmez, binalar insanları öldürür”” diye ben de bunu biraz uyarlamak istiyorum. İnternet güvensiz değildir, system admin’ler, işletim sistemleri, kötü programcılar, az sermaye işi ile internet projeleri hazırlayan patronlar güvensizdir.

NETleşmek üzere….

Benden Duymuş olmayın:

– E-ticaret işinde, üç önemli bacak vardır. Bunlardan birincisi iyi bir bilgisayar desteği, ikincisi güçlü bir banka, üçüncüsü ise lojistik destek. Danışmanı bulunduğum şirketlere ilk iki bacak için çok net çözümler sunabiliyordum ama artık üçüncü bacak için de son derece başarılı bir şirketin oluşmaya başladığını öğrendim. İsim ve kurumsal kimliği konusunda size hiçbir ipucu vermiyeceğim, sadece altyapısının çok sağlam olduğunu kurucularının geçmiş tecrübelerinden anladığım bu şirketin kurumsal kimliğini mass-ast yapıyor.
– Bugün de onlarca web açığı ile karşılaştık. Bunların etik yönlerini gelecek haftalarda incelemeyi düşünüyorum. Ama system adminlerinin uyudukları yerlerden artık kalkmaları ve çalışmaları gerektiğini düşünüyorumi. İşin en kötü tarafı koca ülkede herkesin işletim sistemini winnt dizinine, web sayfalarını ise inetpub dizinine koymaları. Bu kadar basit bir hata nasıl yapılır bilmiyorum.
– Bir de yeni çıkacak ürün. Bu gizli bir bilgi değil aslında ama yine de siz benden duymuş olmayın.Yeni bir mp3 player, 9 GB mp3 dosyası, kumanddalı ve arabaya takılabilir şekilde yapılmış harika bir ürün, gelecek hafta içinde Türkiye’de olacak
– Bu dijital kanallarda ki aldatmacaya dikkat edin. Aldığınız dijital kanal şirketinin gerçekten dijital yayın mı veriyor yoksa, size bir uydu üzerinden analog yayın mı izletiyor dikkat edin. Aldığınıza değsin. 300 e yakın analog kanal seyredeceğima 70 -80 dijital kanal seyretmeyi tercşh ederim. Zaten demassification dan o kadar kanalı seyretmek mümkün de olmuyor ki..
Haftanın Sayısı:
1.
Haftanın sayısı bir. 94 senesinde o zaman yazdığım bilgisayar dergisine ilk yazı olarak internet 2 projesini yazmıştım. Yıllar geldi geçti, internet bir tane ve tek olarak yoluna devam etti . Bir ikincisi olmadı. Hani eskilerin bir lafı var ya başka İstanbul yok diye.. Başka internet yok….

İnternet kullanım klavuzu II – www.unaldi.org

Bir site insana, net kullanıcıları hakkında neler öğretebilir? Evet aslında bir site ziyaretçileri için yapılmıştır, ziyaret edildikçe anlam kazanır ama aslında internet gibi bir platform’dan bahsedilince, site ziyaret eden kişiler hakkında bilgi de verebilir. İşin en ilginç kısmı bu bilgiyi sadece kullanılan yerler hakkında değil, ziyaretçilerinizin psikolojik, sosyolojik analizini yapma hakkını da size verir.
Geçenlerde sitemi tanıtan bir yazı yazmakla birlikte bu analiz imkanına da sahip oldum. Kullanıcıların nerelere girdiklerini, hangi yazılarımı okuduklarından, ne gibi boşluklar aradıklarına, nerelerde ne gibi hatalar yaptıklarına kadar çok fazla bilgi…
Eğer siteme giren insanları bir deneyin kontrollü grubu olarak değerlendirirsek, karşımıza çıkan sonuç aşağıdaki gibidir;

Kullanıcıların %90’ı internet üzerinde yaptıklarının izlendiğinin farkında değil!!!

İnternet platformuna çıkan her bilgisayarı, biribirinden ayırt etmek için ip ( herbiri 3 rakamdan oluşan ve noktalarla ayrılmış dört numara ) ile belirlernir.. Bu numara hem sizi temsil eder, hem de nereden nasıl bulunabileceğinizi belirler. Eğer leased line kullanıyorsanız bu ip’niz statik bir numaradır, aylarca hatta yıllarca hiç değişmez. Hatta aksi olmadıkça hiçbir zaman değişmez. Tabii hepimizin internete bağlanmak için leased line kullanma imkanı yoktur. Bu nedenle ülkemizde iki değişik yöntem uygulanır. Birincisi dial-up, her isp ( internet servis sağlayıcı ) belli miktardaki ip’lerini bu iş için ayırmıştır. Siz internete bağlanmak için isp’nizi aradığınızda o size o an boş olan bir ip verir ve bunu kullanan kişinin kullanıcı bilgilerini kaydeder. Siz internetten düşene kadar o ip sizindir ve fakat bunu isp’niz biliyordur. İkinci yaygın internet kullanma yöntemimiz, kablo tv yayını üzerinden olur. Bu sistemde de statik ip verme imkanı vardır, fakat ülkemizdeki kablolu şirketleri bunun istismar edileceğinden korktukları için 2 saatte bir ip atama sistemi yapmışlardır. Bu sistem ile yine karşı taraftaki kişinin ip’si bilinir. Bu bilgiler log dosyalarında kayıt edilir ve bu kayotlar arşivlenir.
Bir web sitesine girdiğinizde ise yaptığınız her hit için (yani siteden aldığınız her veri için, yani bir sayfada belki 20, belki 30 kez) ip numaranız, kullandığınız protokol, bu protokle gonderdiğiniz komut, bilgisayarınızın işletim sistemi, kullandığınız browser bilgileri bile kayıt edilir. Yani bir siteye girip yanlış birşey yazdığınızda bu işini bilen biri tarafından bulunur.

%10’u server üzerindeki güvenlik açıklarını arıyor

Deminki %90’ın dışında kalan grup, bu konudaki bilgilerini sınamak konusunda çok iştahlı. Tabii yakalanmadıkları sürece sorun yok. Ama dedim ya log dosyaları…

%10’u bilgisayar tarihi konusunda kendini bilgili zannediyor

Bu konuda yaşadığım en komik olay DOS 3.3 sürümünün çıktığı tarihte doğmuş olan bir küçük arkadaşımızın bana çok b ilmiş bir tavırla “”Sen bilgisayara windows’la mı başladın”” demesiydi. Çok gülmüştüm, düşündükçe hala gülüyorum. Geçenlerde birisi de internet üzerinden bir forum alanında 78 yılında Türkiye’ye ilk modem girdi, sen 91 ‘de Türkiye’nin ilk BBS’ini kurduğunu söylüyorsun. Biraz geç olmamışmı demesiydi. 91’de biz remote access 1.0 kullanıyorduk. Yani BBS programları bile yeni yazılmaya başlamıştı. Niye bu kadar gecikti bilemiyorum, benden önce olanları da merak etmiyorum.

Bunun dışında forum alanına isim yazmaktan korkuyoruz, anket yanıtlamaktan korkuyoruz, fiziksel bilgilerimizden nette korkuyoruz…
Bunlar sonlanmadan yani ismimizi internette kullanmayı öğrenmeden daha doğrusu net’i şehrin arka sokakları olarak görmeyi bırakmadan netleşebileceğimizi zannetmiyorum.
Biraz daha okumamız, gayret etmemiz ve bu filin şeklini anlamamız gerek galiba…
NETleşmek üzere…

Haftanın sayısı:
404 Malumunuz sayfa yok demek. “”Page not found”” yani umduğunuzu bu sitede bulamayacaksınız demek. Web browserınız eğer “”Friendly error messages””a ayarlı değilse server tarafından, bulunan yerde sayfa olmadığını gösteren mesaj. Allah kimseye 404 Page not found göstermesin diyelim. Hele kendi sitesinde asla göstermesin, cünkü bu sitenin kırık linkler içerdiğini gösterir veya server’ınızın formatlandığını…

Benden duymuş olmayın:

– Portal yapmaya meraklı bir gazetemizin smtp server’ı spam server listesinde. Dolaysıyla mimlenmiş durumda. İşin komiği bunu daha hiçbiri farketmedi. Fakat bu listeyi kullanarak mesaj kontrolü yapan ericsson, usa.net gibi yerlere mesaj atmanıza imkan yok. Hatta daha birçok yere.
– Adı geçen (yada geçmeyen ;-)) gazetemiz bu portalleri satıyormuş. Birileri alır belki ne dersiniz. İyi olmaz mı?
– Bir dostum ile biraz internet üzerinde, güvenlik sörfü yaptık. Açıklar inanılır gibi değil. Türkiye’de asp kodlarına ulaşılamayan server neredeyse yok gibi. Merak ediyorum bu server adminleri ne iş yapıyorlar. Hot fix takip etmek gerçekten bu kadar zor mu?

Bilgisayarcılar?

Öncelikle hepinize en içten bir merhaba demek istiyorum…
Bunu bir bilgisayaracı olarak değil ama bir internetci olarak yapmam gerektiğini çok NET biliyorum. Nedeni ise belki de bu iki sektöründe nasıl kısa zamanda biribirinden ayrıldığını görmem. Bu aslında pek kolay bir gelişme olmadı. Çünkü internet profesyonelleri hep bilgisayar programcıları ile aynı kefeye konuldu ve belki de bir süre onların arasında gizlendi.
Geçenlerde çok sevdiğim bir dostum, bir toplantı esnasında “”4 yıl bilgisayar programcısı olan insanların Amerika’daki davalarda şahitliklerinin geçersiz olduğundan”” bahsetti. Bunun doğruluk oranını bilmemekler birlikte bu faraza üzerinde bir beyin cimnastiği yapmanın gerekli olduğunu hissettim. Her zaman olduğu gibi yine önümüze gelen bu önermeye kısaca bakan bir insan bunun bilgisayarcıların gerçeklik duygularını yitirmelerinden kaynaklandığını düşünür. Ama aslında bu olabildiğine yanlış bir fikirdir. Bir bilgisayar programcısı bu önermeyi gördüğünde, önce sinirlenir ve daha çok sisnirlenir. Sanılanın aksine bu sinirlerin sebebi kendisine soylenen hakaret olarak da algılanabilecek cümlemidir? Hayır, aslında gerçek sebep bilgisayar programcısının bu önermeyi anlayamamış olmasıdır. Anlayamadığı için bu önermeye daha çok sinirlenir. Sinirlenmesi ise bu önermeyi daha çok doğrular.
Bu önermeyi bu şekilde önemli kılan ve anlaşılamaz olan nedir? Evet gerçekten bilgisayar programcılarının gerçeklik duygularını yitirmiş insanlardır. Paki gerçek nedir? Matrix filminde Morpheus gerçeğin ne olduğunu çok doğru bir anlatımla çok basitçe beyine giden sinyallerden başka birşey değildir diye ifade etmişti. İşte tam bu noktada, önemli olan sinyallerin oluşturuluş anında kullanılan input cihazlarının standardıdır. İnsan söz konusu olduğunda ise bu standarddaki sapma inanılmaz boyutlara ulaşmaz mı? Gördüklerinizi, duyduklarınızı ve bunların içinden hangilerini filtreleyip, hangilerini önemsediğimizi bizden başka kim daha iyi anlayabilir? Tabii ki kimse. Peki bu farkı yaratan nelerdir? Lokasyonumuz, kültürümüz, daha özel olarak yetişme şeklimiz, beslenme şeklimiz, tecrübelerimiz, hatta kan basıncımız, alışkanlıklarımız, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz. Bu kadar parametrenin predictable olması sizce mümkün mü? Daha genel bir bakışla, belki de hayatımızın büyük zamanını geçirdiğimiz işimiz bunun en belirleyici özellii olabilir.
Bir bilgisayarcıyı diğer insanlardan ayıran özellik ne olabilir? Tabii ki bilgisayara olan yakınlığı. Bu beraberlik bilgisayarda değil ama programcıda çok önemli deişikliklere yol açar. İnternetcilerin aksine, bilgisayarcıların yaptıkları bir programdan alacakları sonuçlar çok tahmin edilebilirdir. Bir internet profesyoneli yaptığı sitenin sonuçlarını tahmin edemeyebilir ama bilgisayar programcısı için bu çok nettir. İkinci önemli konu algoritma. Bir bilgisayar programcısı için ir algoritmanın tek bir getirisi olur. Parametreler girer, process çalışır ve sonuç oluşur. Bu sonuç her parametre için aynıdır. Hayatta ve gerçek bir hayat similasyonu olan internette bu gerçekten mümkün değildir. Böyle olsaydı, bugün Amazon, Yahoo gibi şirketler ve genç zenginler olmazdı. Algoritma sonucunun tek olması belki bilgisayar programcısının gerçeklik duygusunu yoketmez ama her content’e bağlı ve ona anlam katan context’i görememesine neden olur. Hatta uzun süre bilgisayar programı yazan bir kişinin her cümleden ancak ve sadece bir sonuç çıkarması da bunun en belirgin örneğidir.
Bu nedenle gerçek değil ama context yani mecaz anlam bir bilgisayarcının hiçbir zaman algılayamayacağı bir vurgudur.
NETleşmek üzere.

Babam için

Hafta sonu bir takım işlerimi halletmek için Ankara’ya ufak ama oldukça konsantre bir gezi düzenledim. Konsantre diyorum, çünkü unuttuğum, özlediğim, hatırlamam gereken birçok duyguyu, özlemi ve sevgiyi bir anda yaşadım. Bunların en güzeli ve benim için en özeli babama uyduğum sevgiyi bir kez daha anlamam oldu.
Son konuştuğumuzda babam yine beni şaşırtan bilgisini, ilgeliğini ve yaşam tecrübesini bana aktardı. Yaptığı ve yaptığını farkettiğinde üzüldüğü hatalarını felsefeden, şiire örnekler vererek açıkladı. Ben ise bu örnekleri kendi hayatımda yerlerine yerleştirdim, gördüklerim ve yaşadıklarımla paralelize etmeye çalıştım.
29 Ekim babamın doğum günü… Yıllar gelip geçiyor… Ama geçen yıllar hepimize ayrı tatlar, ayrı olgunluklar ve ayrı sevgiler bırakıyor..
Ankara dönüşü bunları düşünürken, babamdan ne kadar çok şeyi öğrendiğimi ve öğrenmeye devam ettiğimi anladım ve şöyle bir sıralamak istedim;
– Dürüst olmayı,
– Güçlü olmayı,
Bazı dostlarını düştükleri zor durumlardan nasıl kurtardığına ben de şahit oldum. Sen herkesden sakin, herkesden güvenilir ve herkesden güçlüydün…
– Erkeklerin de ağladığını
Annenin sevdiği bir türkü televizyonda çalındığında nasıl ağladığını unutamıyorum. Sen yine samimi ve duyguluydun.
– Silah kullanmayı
Atış talimlerimizi, senin vuruş yüzdelerini.
– Silah kullanmamayı
Silah kullanmanın tehlikeli, kullanamamanın daha caydırıcı olduğunu yine senden öğrendim.
– Eşini sevmeyi
Anneme beyaz bir gerdanlık aldığın günü, o günün önemini. Bir erkeğin nasıl romantik olması gerektiğini.
– Hangi ağaçta hangi meyvenin yetiştiğini
Uzun “”bahçe”” gezilerimizde hangi yaprağın hangi ağaca ait olduğunu, ağaçların yaşının, gücünün nasıl anlaşılacağını hep senden öğrendim.
– Anneyi sevmeyi
– “”Kav””lamanın anlamını
Ankara’ya geldiğimiz ilk gün arabamızın dört lastiği de “”kav””lamıştı. : -)
– “”Hayat sen ne verdiysen odur”” Yorgi Sifilis
Bunu defterime yazmamı söylediğin gün ben bunu beynime yazmıştım. Hayatın bizim bir ürünümüz olduğunu ilk o zaman duymuyordum ama en net o zaman gördüm. Bunu senden gördüm…
– “”Tut-i mucize-i guyem””in ne demek olduğunu.
Ve bu şiirin devamını. Ve şu an hafızamdaki bütün şiirleri..
– “”Bütün doruklar birbirini görür”” F. Nitsche
Bunu doruk oldukça daha iyi anlayacağım, bakalım benim yüksekliğimde hangi doruklar olacak.
– Su kasidesini
Su kasidesi ile birlikte Fuzuli’yi, Nefi’yi, aruzu, hatta padişahların şiir ve edebiyat bilgileri olduğunu hep senden öğrendim.
– Taras Bulba’yı, Fareler ve İnsanları
Her gece senin sesinden dinlemeyi ne kadar çok özlemişim…
– Sözlük kullanmayı
Her sorduğum soruya onlarca kaynak göstermeni, her kaynakçada teker teker yerlerini bulup, bana en ufak soru için yüzlerce sayfalık yazılar önermenin, önemini şimdi daha iyi anlıyorum. Şimdi her araştırmamı böyle yapmaya çalışıyorum ve ben bunu yine senden öğrendim baba.
– Manzaranın tadını çıkarmayı
Her yaz tatilinde, sabahın erken saatlerinde koşmayı.. Sağlık için koşmayı ve koşarken hayatın koşar hızla yanından geçtiğimiz güzelliklerine bakmayı… Bir yerde durup manzaranın tadını çıkarmayı …
– Kendini sevmeyi
– İnsanları sevmeyi
– Doğayı sevmeyi
– Böcekleri sevmeyi
– Hayatı sevmeyi hep senden öğrendim…
– Sevmeyi senden öğrendim
SENİ SEVİYORUM

Doğum gününe daha var ama ben dayanamadım. Doğum günün kutlu olsun BABA….

İnternet Kullanım Klavuzu I

Geçen Pazar evimde oturmuş bir web sitesinin database yapısındaki değişikliklerle uğraşıyorken, telefonum sürekli şekilde çalmaya başladı. İşim yarım kaldı ama doğrusunu söylemek gerekirse buna değdi. Önce televizyon kanalımı değiştirmek zorunda kaldım çünkü Showtv’de çok güzel ir J. Depp filmi seyrediyorken, Kanal 6’da tiyatro(?) kökenli, Dr. Stress’in programını seyretmeye zorlandım.
Birgün bir akademisyen, bir tiyatrocu, bir “”aşk satıcısı”” (bu deyimi Dr. Stress yayında kullandığı için kullanıyorum.), bir medyacı, bir de network uzmanını toplamış internetin Türkiye’deki geleceğini tartışıyorlarmış. Gerçekten fıkra gibi başlıyor değil mi? Bunların içine Dr. Stress ve programa yoğun işlerinden dolayı katılamayan Banu Alkan’ı da kattığınızda karşınıza internet’e üst kurul bile olabilecek bir kadro çıkıyor. Tebessümler buradan başlıyor…
Programın tamamını seyretmeye gücüm yetmedi. Tüm baskılara rağmen ben yine Show’daki filmime geri döndüm ama seyrettiğim kadarını siz de kaçırmayın diye anlatma gereği duyuyorum. Söz herzamkanki gibi bel altından başladı. Önce “”aşk satışının”” etik bir konu olup olmadığı uzun uzun tartışıldı. Malum bizim bu konulara özel sempatimiz vardır. Kamera her kendisine döndüğünde irkilip suratı kızaran, konuk kendi yaptığı siteyi savundu. İnsanları nasıl bir araya getirdiklerinden bahsetti. Bu bir süre devam ettikten sonra, önce sitenin bir “”aşk satışı”” sitesi olduğu ortaya çıktı. Arkasından da zaten o kişinin siteyi yapan kişi olmadığı. Zira sitenin o an gerçek sorumlusu olan kişi telefon edip yaptıkları işi savundu. Kamera son bir kez stüdyodaki arkadaşa döndü, o da son birkez kızarıp, kamera ile vedalaştı. Daha dakka birdi gol de bir oldu.
Arkasından “”medyacı”” bey portallerin yapılarının nasıl değiştiklerinden bahsedip, biraz internette içeriğin ne kadar hızlı değiştiğinden bahsetti. Bu noktada kendi işine çekmek için, internetin bir medya olduğundan (kendi anlatış biçimiyle) bahsetti. Zira bu “”medya””cı dostumuzun pazarlama sektöründen transfer olması onun literatüre ne kadar hakim olabileceğini gösteriyordu. İşin komiği iddia ettiği konuyu program sırasında ve sonrasında konuştuğum hiçbir profesyonel anlamamıştı.
Konu, konuyu açtı sonunda webcamleri ile ünlü sitemizin yaptığının etik özelliğinden, genç kızların yatak odası cinsel çağrım mıdır yoksa sadece bir anlatım mıdır tartışıldı. Sonunda konudan uzaklaşılmış olduğunu Dr. Stress bile farketti ve hemen bir VTR gösterildi. VTR’de arkası dönük 3 kişi vardı. Hepsi “”hacker””dı. Neler yapabileceklerini anlatmaya başladılar. Bir tanesi hızını alamayıp, cep telefonu şebekesine girip, başkaları adına kısa mesajlar attıklarını söyledi. Stüdyoya geri dönüldüğünde chivi’nin yöneticisi bunlar bizim arkadaşlar size şaka yapmışlar dedi. Tabii konu hemen geçiştirildi.
Program bu hız ve akış ile giderken telefon bağlantılarına geçildi. İlk bağlanan kişi (ses tonundan 17- 18 yaşında biri sanıyorum ) 14 – 15 senedir internet kullandığından bahsetti. Daha önce de BBC’lerin (Tahmin ediyorum BBS demek istedi) varlığından bahsetti. Salondaki kimse BBC nedir diyemedi tabii… Bağlanan insanların çoğu Türkçe konuşmayı bilmiyordu. Bu nedenle onları yanlış anlamış olabiliriz. Birisi bütün ünlülerin internet üzerinden izlenildiklerinden bahsetti. Her ne kadar bütün ünlüler lafının son derece yanlış bir laf olduğunu bilsemde iki ihtimal aklıma geldi, birisi trojanlar, ikincisi de servis sağlayıcı logları. Fakat akademisyen konuk, yok efendim böyle birşey mümkün değil dedi. Neyse ki chivi’li yönetici konuya yetişti, ip’nizden bulunabilir dedi. Akademisyen dostumuz nasıl bir bilgisayar kullanıyor bilmiyorum ama ip’sini saklayabildiğinden bahsetti.
Bu arada, Banu Alkan’a bağlanıldı. Sorulan sorulara Banu hanımın verdiği “”espri””li cevaplara gülünüldü. Bu yaklaşımdan stüdyodaki konukların hepsinin “”sörf yapma”” deyiminin anlamını bildiğini çıkardık ve rahatladık. Fakat Dr. Stress bey bizi yine aşağılayarak bir televole yaklaşımıyla Banu hanımın cevaplarını 3 – 4 kez tekrar ettirdi. Bunun televole hedef kitlesi veya o an televizyona bakmadan seyreden ev hanımları için yapıldığını Stress beyin bilemediğini anladık.
Telefon bağlantıları bundan sonra da devam etti. Beni ençok mutlu eden telefon son derece heyecanlı bir dostumuzun, FTP (fetipi diye okunuyormuş) üzerinden kullanıcı bilgileri ve şifrenin gittiğini hararetli bir şekilde iddia etmesiydi. BIM’ci dostumuza donulup bunun ne olduğu soruldu, o da haklı olarak ne olacak şifre gidiyorsa gidiyor dedi. Fakat telefondaki arkadaş dinlemiyor ve zorluyordu.
“”-Söyleyin yalan mı? Fetipinde şifre bilgileri gitmiyor mu? Niye söylemekten korkuyorsunuz dedi?””
Bu güzel eğlence sürüp giderken, bu programa hiç yakışmayacak birşey oldu. Kendisini eski bir hacker olarak tanıtan ama bence sadece hırslı ve işini bilen bir güvenlik uzmanı olan ve işini bilmeyenlere de belki biraz yaşı gereği çabuk kızan, Tamer Şahin bağlandı. Kendisini tanıttı. Ne yazıkki kimse naber Tamer diyecek kadar karşısındakini tanımıyormuş. Bilgi işlemci konuk daha sonraki bir telefonda, iki önce bağlanan dostumuzun güvenlik şirketi varmış, ondan hizmet alsanıza derken, konuya ne kadar uzak olduğunu, kriminal vakalar hakkında ne kadar bilgisiz olduğunu, güvenlik konusundaki geçmişi bilmediğini anlamış olduk.
Tam bu noktada akademisyen konuğumuz yerinden doğruldu, “”Türkiyenin bir internet hareket planı olmalı”” dedi. Tam bu anda, akademisyen konuğumuzun yüzünü görüyorduk ve altındaki bantta İnternet Üst Kurulu Üyesi yazıyordu. Tabii hemen aklımıza şu soru geldi. “”İnternet Üst Kurulu diye bir etkin ve yetkin grubun içinde bulunuyorsunuz, hızınızı alamadınız şimdi de bütçeniz olsun diye İnternet Vakfı diye yeni son derece gereksiz bir atılıma daha girdiniz, peki bu hareket planını biz mi yapacağız, siz mi?Siz bu kadar zamanda yapmadıysanız nasıl bunu kalkıp söylersiniz. Şu ana kada ne yaptınız?””
Bu arada evimin telefonu gecenin bir vakti olmasına rağmen son derece fazla çalıyordu.Kimler mi aradı? Türkiye’nin en eski hackerlarından biri. Şu an bir şirketin internet müdürü. Programı “”ilginç”” sıfatı ile tanımlayabildi. Türkiye’nin en eski web şirketlerinden birinin sahibi, onun hacker olup olmadığını ben bile bilemiyorum. Birkaç eski hacker yeni güvenlik görevlisi. Sonunda telefonumu
Kanal’a yönlendirmeye karar verdim çünkü telefondakiler programı seyrettikçe sinir katsayıları artıyordu. Bir ara Dr. Stress aylık bir bilgisayar dergisinin editörünün programa davet edildiğinden ama gelmediğinden bahsetti. Ben buradan o dostumuzu kutluyorum, çok doğru bir karar almış.
Koskoca program sırasında, kimse internetin Türkiye için öneminden veya internetin gelişiminden bahsetmek şöyle dursun netiketten, trojandan bile bahsetmedi. Konuklar arasında internetçi, konular içinde internet yoktu.
Ben sonunda Show Tv’deki filme geri döndüm. Sonra üzerinde çalıştığım db’yi kapatıp yatağıma geçtim. Artık şokum bitmişti. Belki de Banu hanım haklıydı.
“”İstanbulda arsamı kaldı?
Hem ben müteahitmiyim?
Son kasetimi dinlediniz mi?
Dans etmeyi sever misiniz?
Hem ben de nerede o kadar para?””
Bazı filmlerde olay bittikten sonra, yoldan geçen birisi tamamen alakasız bir cümle kurar ve bu cümle bu konunun ana fikridir ya! İşte ben de geçen gün tam bu yazımı kurgularken gazetenin kapısında güvenlik görevlisi arkadaşımızla aramızda geçen diyaloğu kelimesine dokunmadan size aktarıyorum:
– Siz Canteen ekinde yazıyorsunuz değil mi?
– Evet yazılarımızı okuyor musunuz?
– Bazen… Beni fazla çekmiyor… teknoloji filan…
– Ama ben genelde işin felsefesi üzerine yazıyorum.. Okumanızı tavsiye ederim …
– Sizinkileri arada sırada okuyorum… Aslında başka dergileri hiç okuyamıyorum… “”Sanal Gündem”” yaratıyorlar gibi geliyor bana…

NETleşmek üzere…

Atıf ÜNALDI

Figür ve Desen

yazi
“Heykeltraşlar, gerçekleştirdikleri esere şöyle bir adım geriye giiderek bir daha bakarlar. Bu insanoğlunun tamamını görmek istediği obje karşısında refleksi olarak gerçekleştirdiği, görüş alanını arttıran bir hareketdir. Bu sayede karşısındaki objenin detaylarına konsantre olmadan tamamını görme imkanı olur. Profesyonel insanlar, yaptıkları işin kalitesine bağlı olarak detaylara konsantrasyonlarını arttırırlar. Şeytan detayda gizlidir. Bir ürünün başarısı genel konsept dışında onun detayları ile ilgilidir. Bütün sanat eserleri detayları üzerinde son derece fazla çalışılmış ve bunu her durumda belli eden ürünlerdir. Profesyonelliğin, getirdiği bu detaycılık bazen kişiyi bütünden uzaklaştırır.
Hepiniz Matrix filmindeki siyah zemin üzerinden aşağı akan fosforlu ekranı hatırlıyorsunuzdur. Çünkü bu sahne filmin en belirgin felsefelerinden birini açıklamak için yapılmıştır. Bu sahnede o küçük fosforlu harfler kişileri belirtir. Bu kişilerin genel haraketleri hayat ekranından akıp gider. Bu sırada birileri ise bütün bu ekranı ve ekran üzerindeki figürlerin oluşturduğu desenleri görebilirler. İşte bu bir yetenektir. İnsanı kişiler ve hatta kurumlar üzerine taşıyan deha sıfatını kişiye yakıştıran bir yetenek. Bu kişiler topluma yön verme hakkına sahip insanlardır. Bu yeti aslında hepimizin bilgi dağarcığında doğuştan beri vardır (tabii Tabula Rasa’ya inanmıyorsanız) fakat insanı profesyonel yapan genel kültür ve eğitim bu yeteneğimizi yokeder veya kamufle eder. Bunun en güzel örneği çocuklardır.
Lucas Arts’ın son star wars filminin “”””çekimleri”””” sırasında o büyük dijital savaş sahnesini izleyen bir çocuğun bu askerler neden hep aynı adımlarla yürüyor demesi üzerine Industrial Light and Magic firmasının bütün sahneyi yeniden tasarlaması bunun en ilginç örneklerinden biridir. Hepinizin çok iyi bildiği “”””kral cıplak”””” hikayesi de bu tezi doğrular bir gerekçedir.
Küçücük bir çocuğu bizden daha üstün hale getiren yada bu konuda bu yetiyi bizden götüren nedir? Bu sorunun cevabının her yaşta her şekliyle eğitim olduğunu sadece bizler değil, filmler hatta akademisyenler bile söyleyebilir. Sakın yanlış anlaşılmasın, eğitimin bunu yok eden çok önemli bir artısı var. Kültür ve kültürün getirdiği klişeleri almanın, eğitim dışında hiçbir şekilde mümkün olmadığı da bilinmelidir. Bunlar, toplumu, sanatı, bilimi, teknolojiyi yöneten bilgilerdir.
Bu bilgilerin alınmaması halinde gerçek bir sanatçı, bilim adamı olmak mümkün değildir. Yalnız bu donanıma sahip olunduğu halde düşsel gücünüzü, deseni görme yetinizi ayakta tutabiliyorsanız bu sizi herhangi bir bilim adamı yada herhangi bir sanatçı yapmaktan uzak tutar.
Size arada sırada hayatınıza, yaptığınız işe, eserlerinize, kız arkadaşınıza, çevrenize, dostlarınıza bir adım geri giderek bakmanızı tavsiye ederim. Bu sizi hayatta daha başarılı yapacaktır. Eğer bunlardan sonra, aynı şeyi internet, içinde yaşadığınız toplum, teknoloji ve hatta dünyanın siyasi ve teknolojik yürüyüşü hakkında da yapabiliyorsanız, sizi bir deha yapacak her türlü donanıma sahipsiniz demektir.

NETleşmek üzere.

Site-m

http://www.thinkgeek.com

Stuff for smart masses….
Yıllardır internet üzerinde net düşünen net yaşayan insanlar için ürünler satan adresler arar dururum. Bir ara “”””Popular Science”””” dergisine ait, son derece başarılı bir site vardı. Ya kapandı yada adresini değiştirdiler, bilemiyorum. Neyse bu site zaten ondan çok daha iyi. Eğer benim gibi ilginç aletlere meraklıysanız ve internet kültürürnü seviyorsanız, size bu siteyi hararetle tavsiye ediyorum.

http://www.hotscripts.com

İnternet için üretim yapıyorsanız “”””open source code”””” kültürünü bilirsiniz. İşte bu mantığa hizmet eden bir site. Yüzlerce perl, asp, c koduna ulaşmanız mümkün. Ben help kısmını değil ama download kısmını çok beğendiğimi belirtmek isterim.

http://www.laubalitr.com

Okuyucumun yolladığı bu siteyi tasarım açısından beğenmemek mümkün değil. Kendisini bu nedenle ayrıca kutlamak isterim. “”””Haftalık Haber Portakalı””””, sloganıyla ortaya çıkan sitenin, başında html ve javascript ile yaptığı “”””Yükleniyor”””” kısmı gerçekten çok başarılı olmuş. Sitenin içeriği ise mizah ağırlıklı. Beni eğlendirdiğini söylemeliyim. Yalnız yonlendir.pl dosyasının çalışmıyor olması sitenin bir kısmının içeriğini kontrol etmemi engelledi. (linklerin doğruluğunu kontrol etmek istiyordum. ) Bilirsiniz insan sevdiğini yerden yere vururmuş. Bu siteyi genel olarak beğendiğimi söylemek isterim.

http://www.medyakronik.com

Medyakronik, Kürşat Bumin, Alper Görmüş ve Ümit Kıvanç’ın editörlüğünde, gündelik olarak hazırlanan bir medya eleştirisi sitesi. Köşe yazarlığını ise Nabi Avcı, Tanıl Bora, Nuray Mert, Umur Talu, Nilgün Toker, Aydın Uğur gibi medya konusunda çok bilgi akademik bir kadro yapıyor. İçeriğin yoğun olmasına rağmen görsel açıdan da son derece başarılı. Medya hakkında akademik bir kadronun fikirlerini merak ediyor, entellektüel mizaha uzun zamandır özlem duyuyorsanız, size bu sevimli renkleri bulunan siteye girmenizi öneririm.

rehber.telekom.gov.tr

işte Türkiye’nin uzun zamandır beklediği site. Açıldığından bu yana son derece hızlı bir şekilde büyüyor. Şu an tek eksiği reklam alması. Benim tahminim yakın bir zamanda bu sitenin görsel yönünün düzeleceği ve reklam alacağı yönünde. İnternet üzerinden telefon numaraları öğrenmenize yardımcı olacak bir site. 118 hatlarında beklemektense internet üzerinden kendi sorgularınızla, bilginizi almanız mümkün. Telekom’u bu site için kutlamak gerektiğini düşünüyorum. Db bağlantısını access yerine daha büyük bir veri tabanı programından yapmaları da sitenin hızını son derce arttırdı.

http://www.tucows.com

Yazılım meraklıları, yeni çıkan küçük progaramları bilgisayarlarına yüklemeyi pek severler. Bu kişilerin en büyük sorunu gündemi takip etmek konusunda olur. İşte bu site size tam bu imkanı sağlıyor. Türkiye’de de mirror’ları bulunduğu için, kısa zamanda program çekme imkanına sahip oluyorsunuz. Aslında size bu sitenin Türkiye’deki en hızlı mirror’ı olan tucows.ada.net.tr’den bahsedecektim, ama yazıyı yazdığım sırada bu site kapalı görünüyordu. Bağlanabilrseniz en hızlı program çekebileceğiniz mirror burası.

http://www.alltheweb.com

Genelde arama motorları tasarım açısından başarısızdır. Yahoo bir network uzmanının elinden çıktığını her haliyle belli ederken, altavista ise kargacık burgacık yapısı ile insanı boğar. Alltheweb site olarak işte bunların hepsinden çok uzak bir yapı sergiliyor. Alltheweb, Dell bilgisayarlarının desteklediği bir proje ve arama işini kaç saniye içinde gerçekleştirdiğini her seferinde belli ederek, bu konudaki iddiasını ortaya koyuyor.

Benden Duymuş olmayın

– Telekom işlerine Fransız kalan bir telekom şirketinin yetkililerinden biri bir sohbet (sohpet diye yazılmaz :-)) sırasında, faturalama işinin karışıklığından dem vurararak, bazen faturaları takribi olarak yolladıklarını söylemiş. Bilgi çağının ortasında eğer böyle birşey ortaya çıkarsa ne büyük bir skandal olur değil mi?

– Global olmak isteyen, güçlü bir menkul kıymetler şirketi, bir internet servis sağlayıcıyı satın almış. Bu belki önemli bir haber gibi görünmüyor ama ICQ gibi bir iletişim programının yöneticilerini Türkiye’ye transfer etmeleri ve TI (IT nin tersi) bölümü açmaları, yakında çok büyüyeceği belli olan bu şirketin, artık internet üzerinde de etkin olacağını göstermiyor mu?

– Servis sağlayıcılar bilgisayar, notebook derken artık TV bile vermeye başladılar. İşte bu servis sağlayıcılardan birinin “”””portal””””(?)’inde büyük açıklar olduğu kulağıma geldi. işin kötü tarafı arama motorlarının internet üzerinden konfigre edilebiliyor olmasını, anlaşılan birtek onlar bilmiyor. işin kötüsü bu bilgi için şifre gerekmiyor. Yani htaccess kullanılmamış. Hatta default değerler bile değiştirilmemiş.

Yeni çıkanlar

– HP iki büyük atak yaptı. Birincisi Jornado 540. Bir cep bilgisayarı, daha test etme imkanını bulamadım ama MP3 player’ının olması ve ses kalitesi konusundaki yazılar dikkatimi çekti. WinCE işletim sistemi kullanan bu küçük bilgisayar 32 MB belleğe sahip. (İlk PC’min belleği 1 MB idi, teknoloji nasıl hızlı gelişiyor 😉 değil mi?) Bu arada ekranının renkli olduğundan bahsetmem gereksiz sanıyorum. Bu ürün için HP’yi kutlamak gerek. İkincisi ise bir notebook. HP yıllardır alıştığımız Omnibook serisine devam ediyor. İnceliği ve HP tarafından geliştirilen HP Mobile ProtectTools 2000 ile mobil kullanıcıların kalbini fethedeceğe benziyor.

– Garanti Bankası internet üzerinden leasing başvurusu yapmaya imkan veren bir site açmış. Umarım bu leasing başvurusu otomatik olarak incelenebiliyordur. Eğer öyleyse çok güzel. Aksi takdirde eğer sabah bankanın açılması bekleniyorsa o zaman büyük sorun var demektir.

– Creative 6 GB MP3 kaydı alabilen bir jukenox çıkarmış. Eğer MP3 meraklısı iseniz yeni yasal düzenlemeler gelmeden bu ürünlerden birini almanızı tvsiye ederim. Biliyorsunuz Napster’ın kapanması ile MP3 işi ciddi tehlikeye girdi. Hatta dijital olmasına rağmen 3 veya 4 kez dinlendikten sonra kendini silen MP3’ler için çalıştıklarını düşünürsek, size en yakın zamanda bu “”””eski teknoloji”””” MP3 çalarlardan bir tane almanızı öneriririm. Devletlerin ne yapacakları belli olmuyor.

Haftanın sayısı:

404 : Her internet kullanıcısının karşısına en az bir kere bu 404 hatası çıkar. Bağlandığınız sunucu üzerinde istediğiniz dosya yoksa bu hata oluşturulur. Hata mesajı aynen “”””HTTP 404 – File not found”””” olarak geçer. Eskiden ekranın üzerinde kocaman yazılırdı. Fakat bu default bilgi artık bütün sunucu sistemleri tarafından yeniden düzenlenebiliyor. Yani bu bilgi yerine “”””Ops aradığınız sayfada yok bu sunucuda”””” yazabiliyorsunuz. Bu her nekadar güzel görünse de gözlerimiz o eski koca “”””404″””” yazısını arıyor değil mi?

Yazarın notu:

– Cumhurbaşkanımız, teknoloji üretmemiz gerektiğini belirtmiş. Kendilerini zaten ilk anlarından bu yana saygıyla izliyorum. Verdiği kararlar ve etkileri son derece saygıdeğer. Teknoloji üretmedikçe gelecek dünyada yerimiz olmayacağının farkedilmiş olması gerçekten çok güzel.

– Geçen hafta Mustafa Hoca, internet üst kurulunun yapısının değiştirilme kararını aldıklarını söylemiş. Hocam isterseniz ilk olarak bu üst kelimesini kaldıralım. Orası bir hizmet kurumu, isminin internet hizmet kurumu olması, insanların ilgisini daha da arttıracaktır.

Renkler, kişiler:

Kırmızı: Geçenlerde bir reklamda, iki ilginç ifade ile karşılaştım. “”””Türkiyenin ilk internet’i”””” ve “”””En teknolojik internet””””. Hadi reklam yazarları bu internet işinden anlamıyor, bu reklamın yayına girmesi için onay veren “”””akademisyenler”””” de mi nu konuyu anlamıyor. Lütfen biraz dikkat.

Transparant: Biliyorum bir renk değil ve emin olun bunu üzerlerine giydikleri transparan kıyafetler için böyle nitelendirmiyorum. Tepkisiz kaldığımdan bunu yazıyorum. Bir manken kendi resimlerinin bir web sitesinde izinsiz olarak kullanımını aynen şu cümle ile anlattı:
– Beni de internet’e koymuşlar.
Şok oldum.

——————————————————-
Windows ME Türkiye’de

Microsoft’un yeni işletim sistemi Windows Millennium Edition (Windows Me) tüm dünya ile birlikte Türkiye’de de satışa sunuldu
Aralarında Compaq, Hewlett-Packard ve IBM’in de bulunduğu dünyanın önde gelen bilgisayar üreticileri ev kullanıcıları için Windows Millennium’u öneriyor
Bilişim2000 Fuarı’nda lansmanı yapılan, Microsoft’un ev kullanıcılarına yönelik yeni işletim sistemi Windows Me 14 Eylül’de satışa sunuldu. Geliştirilmiş özellikleri ile her düzeyde Internet kullanıcısına yeni ufuklar açan Windows Me, PC sağlığı, dijital medya, ev ağı ve online (çevrimiçi) kullanım alanlarında yenilikler sunarak bireysel bilgisayar kullanımını geliştiriyor.

Windows Millennium’un ev kullanıcıları için özel olarak tasarlandığını belirten Microsoft’un Başkanı Steve Ballmer, “”””Müşterilerin istekleri ve ev bilgisayarlarında yaşanmakta olan heyecan verici teknoloji trendleri Windows Me’yi yarattı. Kullanıcılar dijital medya, ev bilgisayar ağı, PC sağlığı alanlarında ve online deneyimlerinde Millennium Edition’dan memnun kalacaklardır”””” dedi.

Müşterilerine Windows Millennium’u, yeni ürünleri olan Presario Internet PC’de sunmaktan büyük heyecan duyduklarını belirten Compaq Tüketici Ürünleri Grubu Başkan Yardımcısı Mike Larson “”””Yeni PC’ler, çözüm desteği, online hizmetler, teknoloji alanında güncel bilgiler ve bilgi paylaşımı için tasarlanmış forumlara “”””tek tıkla”””” ulaşma imkanı sağlayan Compaq Bilgi Merkezi gibi çok sayıda özelliği destekliyor. Bunun yanında dijital eğlence, geliştirilmiş ev bilgisayar ağı ve daha zengin Internet deneyimi için sağlıklı bir kullanım olanağı sağlıyor. Müşterilerimiz kullanımı daha basit olan bu PC’lerle daha eğlenceli ve yeniliklerle dolu deneyimler yaşayacaklar”””” dedi.

IBM’in Pazarlama ve Strateji Bölümü Başkan Yardımcısı Ralph Martino ise, IBM ve Microsoft’un, müşterilerin işlevsel, her zaman her yerden bağlantının mümkün olabileceği bilgisayarlar istedikleri gerçeğinin farkında olduğunu belirtti. Martino “”””Tüketiciler kişisel bilgisayar kullanımı konusundaki isteklerinin örtüştüğü, Windows Millennium için özel olarak tasarlanmış IBM sistemlerinden memnun kalacaklardır.”””” dedi.

Windows Me’nin Fiyatı ve Piyasaya Sunumu
Şu anda 14 dilde piyasaya sürülen Windows Me, 90 gün içinde de 28 ayrı dilde kullanıcılara sunulacak. Ürünün Türkçe versiyonu da Ekim sonunda piyasada olacak. Windows Me’nin tahmini perakende satış fiyatı komple ürün paketi için $185, sürüm yükseltmesi için $99. Windows 98 ve Windows 98 Second Edition kullanıcıları, 15 Ocak 2001 tarihine kadar $56 düzeyindeki özel fiyatla yükseltme yapabilecek.

Windows ME 1 ay süre ile alışveriş merkezlerinde son kullanıcı ile de buluşacak.

Takvim:
22-23-24 Eylül
Profilo Alışveriş Merkezi

29/30 Eylül-1 Ekim
· Carrefour İçerenköy Alışveriş Merkezi
· Akmerkez
· Ankara Karum

13-14-15 Ekim
· Carrefour İçerenköy Alışveriş Merkezi
· Akmerkez
· İzmir Kipa

20-21-22 Ekim
· Carrefour İçerenköy Alışveriş Merkezi
· Ankara Karum