TekelNet

Yıllar önce iki meraklı oturup iki bilgisayarı birbirine bağlamış. Graham Bell, söz konusu olduğunda bu belki son derece büyük bir başarı sayılmazdı ama şu an bir bakış açısına göre (bu bakış açısı fikirlerine son derece saygı duyduğum bir gazeteci büyüğüme aittir) kapitalizmin iki çıkış noktasından biri olabilecek kadar önemlidir.
İnternet önce bir lüks, bir oyun aracı daha sonra da her fikrin üzerinde yaşadığı bir bilgi platform, bir hayat tarzı olarak okullarımıza, işyerlerimize ve hatta kolumuzdaki saatlere kadar yerleşti. Bu bilgi platform üzerine önce elzem olmayan bilgilerimizi yerleştirdik. Ama artık VPN lerle birlikte en hayati bilgilerimizde dahil herşey bu bilgi sathının üzerine yerleşeti.
İnsanın haberleşme adına yaptığı herşey bu ağın bir parçası oldu. Şu an canlı yayınlar da dahil olma üzere herşey bu ağın bir parçası.
Bu bilgi ağına web-centric bir gözle baktığımızda bizi ençok rahatlatan şey kaotik bir yapının varlığıdır. Doğal olmanın bir numaralı kuralı bu. Kendinden gelişen ve doğal yollarla büyüyen her “”yaşayan”” formun kaderi belkide. Peki bu kaotik yapı bazı noktalarda zorlamalarla düzenli bir yapıya dönüştürülürse ne olur?
Avusturalya yakınlarında bir adada fare popülasyonunun artışı üzerine yapılan araştırmada doğa bilimcileri, bu gidişatı durdurabilmek için adaya kedi getirmeye karar verdiler. Gelen kediler fareleri yeyince asıl sıkıntının farelerin çoğunlukla yedikleri böceklerin artışında olduğunu görmüşler. Adadaki böcek popülasyonu artınca da doğaya birkez daha müdahale ederek belli bir kuş türünün adada bulunmasını sağlamışlar. Kuşlar baskın bir şekilde üremeye başlayınca da o adadaki en önemli kuş türlerinden birinin soyu tükenmişti. Belgesellere meraklı biçok kişinin hatırlayabileceği bu olay, daha sonra büyümenin doğal yapısına ters düşülmemesi konusunda belki de en önemli kıstaslardan biri olmuştur.
İnternet üzerindeki yapı genel olarak çok başıbozuk ve kaotik bir şekilde büyümesine rağmen bu büyüme oldukça doğal bir düzlemde gerçekleşmektedir ve bu doğallık bir müdahaleyi gereksiz hatta yanlış kılmaktadır.
Bir ülkenin bütün internetinin tek bir noktadan çıkması durumunu varsayalım. Sonra bir başka ülke ile arasında bir sorun çıktığını ve bir şekilde bu çıkışın kapandığını varsayalım. (Bunun bir yöntemi ambargo diğer yöntemi ise bir bombalama olabilir.) Bu durumda bu ülke haberleşmesini neyle sağlayacak. Yada bir başka durum bütün internet bağlantıları tek bir hat üzerinden verilsin. Herkes aynı noktadan internete ulaşsın o zaman sonuç ne olacak? Bu hat bozulduğunda kim sorumlu olacak? Ne kadar tazminat ödeyecek? Veya hiçbir sorun yokken gayet rutin bir teknik düzenlemenin kimseye haber verilmediği düşünelim firmaların uğradıkları kesintiden kayıplarını kim ödeyecek? Nasıl hesaplanacak ve bu karşılanabilir bir zarar mıdır?
Bunları yaşayacak bir ülkenin var olduğunu zannetmiyorum veya 2000 yılında ayakta kalabileceğina inanmıyorum.
Netleşmek üzere…

Sorun.edu.tr

Internic’in Network Solutions ismiyle domain name satmaya başlamasından bu yana yaklaşık bir yıl geçti. Internic bir organizasyonken (Vakıf), Network solutions ticari bir kuruluş. Internet Society bu kararı Internic üzerindeki tekeli (bu tekel o ana kadar kimseye zarar vermemesine rağmen) kaldırmak, böylece hiçbir şirketin ticari veya hierarşik olarak gözetilmesini engellemek adına aldı. Önümüzdeki günlerde Network Solutions dışında üç tane daha domain name veren kuruluş ortaya çıkacak. Türkiye’de ise ODTÜ bu konudaki tekeli yıllardır büyük bir keyif ile her şekliyle kullandı. Yıllar önce domain name almak istediğinizde en kısa zamanda alabilmek için konsorsiyum içindeki şirkelerden başvuru yapmak zorunda kalıyordunuz. Aksi takdirde isterseniz dünya çapında bir organizasyon gerçekleştirin kimse size istediğiniz domaini vermiyordu. O dönemlerde sorunlar sadece bununla da kısıtlı değildi. İstediğiniz domaini alabilmek için belirsiz bir süre beklemek durumunda kalıyordunuz. Yani şimdiki gibi 14 gün içinde çıkmazsa çıkmamış demektir gibi bir durum yoktu. Sizi aramazlarsa bu sizi domain name’inizle şereflendirmeyecekleri anlamına geliyordu. Yıllar geçtikçe sistem biraz daha “”düzenli”” bir düzensizliğe dönüştü. Şimdi artık com.tr uzantılı domainler için ticari sicil kaydınız, nom.tr ‘ler için nüfus cüzdanı suretiniz, org.tr’ler içinse organizasyonunuzun yönetim kurulu kararını tüzüğünüze ekleyerek göndermeniz gerekiyor. Peki ya çakışık veya uzun isimler? İşte yine keyfiyetcilik başlıyor. Mesela SPK.com.tr’yi Serbülent Piyano Kursu almak istesin ve bu alan boş olsun deneyin bakalım alabiliyor musunuz? Bir domaini almak için boş olması gerekli mi? Hayır size dolu bir domaini de boşatıp, verebiliyorlar. Asp Developer System diye bir şirketiniz var, yazılım işi yapıyorsunuz. Yıllar önce ads.com.tr’yi aldınız, internet yazılımları gerçekleştiriyorsunuz. Bir süre önce bir firma çıktı ismi Adapazarı demirdöküm sanayi, ODTÜ’ye başvurdu. Eminim hepiniz bu yeni gelen şirketin domaine sahip olamayacağını düşünüyorsunuz. Yanıldınız, ODTÜ bu konuyu bir kurala bağlamış değil dolaysıyla keyfiyetci yapısını sürdürüyor. Domaini demir döküm şirketine vererek bir yazılımcı şirketin işlerini zorlaştırmayı başarıyor.Geçenlerde bir şikayet daha geldi. Bir şirket domainini almak için ODTÜ’ye başvurmuş. Domain için gerekli belgelerini gidip gitmediğini öğrenmek için 2 kere mail çekmiş sonra da telefon açmış, telefonu telesekreter açmış, e-mail’e cevap yok. Şirket 14 günü beklemeye başlamış 16. gün bir cevap gelmiş domaininiz belge eksikliğinden dolayı kabul edilmedi diye. Belgelerinin tam gidip gitmediğini kontrol edemiyen, sonrada hangi belgenin eksik olduğu bile yazılmayan bir bilgi notu alan şirket, şimdi ikinci 14 günlük sürenin dolmasını bekliyor. Siz olsaydınız çılgına dönmez miydiniz?Geçenlerde, bana da bir mektup geldi. ODTÜ domainimin süresinin dolduğunu söylüyor. Ama hangi domain olduğu yazmıyor. Ben webdesign işi ile para kazanan bir insanım, bir sürü müşterim var. Bu domainin hangisine ait olduğunu bulmak zorundamıyım? Üzerine yazmak bu kadar zor mu?Neyse ki gelecek ay net.tr uzantıların daha rahat verilmesine dair bir karar meclisin gündemine girecek de biz de tr uzantılı domain alma sıkıntılarımızı bir nebze olsun atabileceğiz.Tr uzantılı domainler Türkçe kontent’in ne kadar olduğunu pek göstermiyor ama yıllardır dağıtılan ve binbir zorlukla alınan .com.tr uzantılarının 11131 tane olmuş olmasına rağmen birkaç aydır verilen gen.tr’lerin bunun 10’da birine ulaşmış olması ODTÜ’nün ne kadar yanlış bir politika içinde olduğunu gösteren en önemli etkendir. Tr uzantılı domainlerin miktarlarında çıkarılacak çok şey olduğuna inanıyorum.Com.tr 11131Net.tr 101Mil.tr 5Org.tr 684Gen.tr 1331Edu.tr 120Gov.tr 318 İşin ekonomik kısmına gelince her yıl Network Solutions’a aktarılan bir yığın doların yanında, ODTÜ bir keyfiyet daha göstererek gen.tr’lerin paralarını tahsil etmiyor. Belki tahsilat sorunu keyfiyetten çok bu işi yapacak insanların bulunmamasından kaynaklanıyor. Sorun ne olursa olsun sonuç hepimizi etkiliyor. Domain name işinin Türkiye’de de birkaç elden verilmesi bir gereklilik. Aksi takdirde bu sorunlar devam edip gidecek. Bu konuda yapılması gereken her türlü know-how elimizde. Tek sorun sermayesiyle bunu destekliyecek, ama bunu bir güç kaynağı olarak kullanmayacak, isim yapmayı kısa vadede para yapmaktan daha değerli kılacak şirketler bulmak ve bunun kısa zamanda bulunacağından eminim…Artık hepimiz devletiyle, milletiyle, meclisiyle, akademisyenleriyle NET bir Türkiye istiyoruz. Bunun için gereken herşeyin bu milletin gücü dahilinde olduğundan ve bu gücün heran patlamak üzere olduğundan eminim.NETleşmek üzere.

Bluetooth Sizi Bekliyor…

Yıllardır değişik platformlardan bluetooth hakkında binlerce bilgi duydum. Uzun süredir izini sürüyordum. Fakat geçen hafta Ericsson ile yaptığım bir toplantıda herşeyin çehresi değişti. Bluetooth üzerine bir takım araştırmalar yapmanın gerekli olduğuna karar verdim.
Öncelikle size ilk anda sahip olduğum bilgileri anlatmak istiyorum. Bluetooth kablolaşmayı engellemek için çıkarılmış bir teknoloji. Aslında bu teknoloji kullandığımız araçlar arasındaki haberleşmeyi sağlayan bir platform. Bu platform üzerinde her türlü aracı konuşturmak uygulama geliştirmek, hatta donanım üretmek mümkün.
Tabii ilk anda bize ulaşan bilgi, bunun cep telefonu ile kulaklık arasındaki bağlatıyı sağlayan, bunu da alıştığımız infra red yerine radyo dalgaları ile yaparak, araçların birbirinin karşısında olması, ışık gibi ortam sorunlarından uzak tutan bir teknoloji olduğu idi.
Aklıma bir takım sorular geldi. Daha önce WAP teknolojisi hakkında araştırma yaptığımda bu işi en kısa yoldan Ericsson’dan öğrenebileceğimi tecrübelerle sabitleştirmiştim.
Konunun yetkilisi İsmail Polat beyi aradim. Sağolsun uzun uzun konuştuk ve aklıma gelen soruları sordum. İlk sorum radyo dalgalar üzerineydi. Malumunuz Türkiye’de iletişim konusundaki kanunlar nuhnebiden kaldığı için, radyo dalgalarının kullanılmasının Telsiz genel Müdürlüğü ile sorunlar yaşayabileceğini tahmin ediyordum. Tıpkı telsiz telefonlarda sorun yaşadığımız gibi. Doğru tahmin etmişim yalnız konu 2 Ghz ve üstü frekanslar Türkiye ve Amerika’da askeri amaçlarla kullanılmaktaymış. Bu nedenle Türkiye ve Amerika’da bu cihazların kullanımı konusunda sıkıntılar olacağı tahmin ediliyor. Fakat bu sorunun daha önce de bazı noktalarda yaşandığı ve kısa zamanda çözüleceği tahmin ediliyor.
İkinci sorum bu tip cihazların kullanımında yaşanabilecek en basit sorunlardan biri. Arabalardaki dijital sistemlere ve özellikle ABS’ye bu sistemin zarar vermesi mümkünmüydü…. Bu konuda sorun yaşanmayacağı Ericsson tarafından öngörülüyor. Voltajın düşük olması ABS’ye zarar vermesi ihtimalini ortadan kaldırıyor.
Özetlersek, bluetooth kablolu yaşamdan sıkılmış olan son kullanıcılar için biçilmiş kaftan. Bu noktada Ericsson sadece standardları belirlemekle kalmıyor, üretimi arttırmak için uygulama geliştirme kitleri çıkarıyor. Tabii hemen müjdesini verelim, bluetooth platformu ile çalışan ilk araç cep telefonu ile kullanılan kulaklık ve mikrofon seti. Bu konuya oldukça önem veren Ericsson’ın bu ürünü yapan şirket olması da en beklenilen olay.
İsmail Bey bana başka yeni ürünler konusunda da bilgiler verdiler. Fakat bu bilgileri bir süre olgunlaşması için kendime saklayacağım. Ama ben de size müjdelemek istiyorum ki yakın zamanda internete bağlanmak için bilgisayar başına geçmemiz gerekmiyecek. Her nekadar bu gerçekten beklenen bir gelişme olsa da bunun düşündüğünüzden çok daha kısa zamanda oluşacağını bildirmek beni çok mutlu ediyor….
NETleşmek üzere..

AB

Avrupa Birliği aday üyeliği için başvurumuz artık kabul edildi. Birçoğumuz için bu bir sonuç ama aslında bu sadece bir başlangıç. Bundan sonra önümüzde iki çok zor süreç var. Önce kendimizi _bütün sorunlarımızı çözerek_ AB’ye giriş için hazırlayacağız. AB’ye girdikten sonra da bütün dünyaya etkisi olan her gelişme, her teknolojide bir Avrupalı gibi davranmak ve düşünmek durumunda olacağız.
AB’ye giriş aşamasında, şu ana kadar bütün dünyaca eleştirildiğimiz sorunlarımızı çözmekle kalmayıp belki de Türkiye’de ilk defa tellafuz edilen kavramlarla karşılaşacağız. İç işlerimizden kaynaklanan sorunlarımızı çözerken bir de dış dünya ile olan ilişkilerimizi gözden geçirmemiz gerekecek. Dış ilişkiler konusundaki en önemli sorunumuz Yunanistan’la aramızdaki kemikleşmiş ilişki bozuklukları. AB uzun süredir bizim dışardan Yunanistan’ın ise içerden baskıları sonucunda bu sorunun her iki ülke açısından da ne kadar önemli oladuğunu anladı ve adaylık anlaşmamıza belki bir ön koşul olarak değil ama hatırlatıcı bir madde olarak bu sorunun çözülmesini de ekledi.
AB bu ilişkilerin rayına oturtulması konusundaki prosedürü ise üstü kapalı olarak açıkladı. Her ne kadar bu ilişkiler politik bir platform üzerinde de olsa, öncelikli olanın sorunun doğru analiz edilmesi olduğu gün gibi ortada. Analizden bahsedilince devreye her iki ülkenin de devletle yakın çalışan ve geniş vizyona sahip akademisyen ve aydınları giriyor. Bu insanlar genelde devletin politikalarına geniş bir bakış açısından bakarak uzun dönemli projeksiyonlar yapabiliyorlar. Bu gruplara Think Tank adı veriliyor. Türkiye’de son dönemlere kadar bu konudan kime bahsetsek öncelikle bir aöıklama yapma gereği duyuyorduk. Hatta internet konusunda uzun vadeli bir projeksiyon yapılması için bir think tank grubu kurmak istediğimi tellafuz ettiğim her yerde ayrıca think tank’i açıklamak durumunda kaldım. Yalnız bir süre önce Türkiye’de bir think tank grubunun bulunduğunu öğrendim.
Grubun içindeki bir çok isim sadece bizim değil, avrupanın bile saygıyla bahsettikleri isimler. Vakfın başkanlığını düşünce ve görüşlerine çok değer verdiğim Can Paker yapıyor. Can Paker aynı zamanda TÜSİAD’ın da Yönetim Kurulu’nda yer almakta.
Tesev bir süre önce elindeki bütün döküman ve bilgileri internet üzerine yerleştirme kararı aldı. Bu dökümanların içinde Türkiye’nin çeşitli sorunları konusunda neler yapılabilabileceğini açıklayan birçok kitap da var. Tesev’in web adresi http://www.tesev.org.tr .
Türkiye’nin AB’ye giriş süreci içinde think tank gruplarının oldukça önemli bir yeri olacağı bizzat AB tarafından işaret edilmiştir. Bu grupların ellerindeki bilgi ve dökümanı internete taşımaları amaçları açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle TESEV ileri görüşü ile Türkiye’ye yeni bir gelecek gösterebilecek bir gruptur.

_yazısız_

… Ve aşklar tükendi.
İnsanın sevmekten nefret etmesini daha güzel anlatabilecek bir başka 3 kelime daha bu evrende bir araya gelmedi bence. Bu “”evrende”” betimlemesi belki size çok iddialı gelmiş olabilir, bilmiyorum. Kızılderili inanışlarına göre söylenen her söz, yapılan her iş uzayda sonsuza dek yankılanır. Bu nedenle kızılderilililer hiç yalan söylemezler. Yine bu nedenle kişilikleri berrak, sosyal ilişkileri güçlü, yaşama bağları kuvvetlidir. Toplumları berrak olduğu için bizonları, yaşamı ve aşkı tüketmezler. Kişilikleri tutarlı olduğundan, kimseye bilerek veya bilmeyerek zarar vermezler.
Kızılderili liderlerinden Seattle’ın Amerikan başkanına topraklarının parayla satın alınması konusunda yazdığı mektupta dediği gibi “”beyaz adam birgün kendi çöplüğünde boğulacaktır””. Seattle inanılmaz bir ileri görüş gösterip bize doğru yolu söylemişti. Bunu belki ileriye, belki geriye, belki de bizim daha bilmediğimiz bir yöne bakarak söylüyordu, kimbilir?
Belki de beyaz adamın aşklarını bile tüketecek kadar ileri gidebileceğini tahmin bile edememişti. Belki de uçsuz ovalarda bizon avlayarak yaşamaktan başka hiçbir hırsı bulunmayan, yaşlı bir adamın zırvalarından başka birşey değildi… Sonuçta öyle bir asra demir attık ki artık, söz uçar yazı kalır diyemiyoruz zira hem söz hem yazı uçup gidiyor. Yılları insanlara mesajlar vermek için harcadıktan sonra, değer verecek bir yakınımız olmadığını görüyoruz. O da uçup gidiyor…
Ben net jenerasyonunun bir ferdi olarak bu vatanı babamdan miras almadım bana çocuklarımdan ödünç kaldı diyemiyorum. Çünkü bana bunu düzeltme imkanı bile verilmiyor. Hergün etrafımızdan milyonlarca mesaj uçuyor. Bu mesajların arasında işe yarar olanlarını, bu kalabalıkta ayırt bile edemiyoruz. Mesajlar uçuyor, uzay boşluğunda yankılanıyor sonra yavaş yavaş yok olmaya doğru gidiyor.
Asrın paranoyasıdır, takip edilmek ve dinlenmek. Ben artık dinlendiğimize, inanmıyorum. Kimse bizi izlemiyor. Her geçen gün bir güzel fikrin, bir insancıl düşüncenin, bir ilerici teknolojinin ayaklar altında yok oluşunu veya kötü amaçlar üzerine kullanışını hayret ve ümitsizlik içinde seyrediyorum.
Bizim için üzgünüm. Aşkları bile yitiren bir jenerasyon olduğumuz için üzgünüm. Son bir ümit, var gücümle bağırıyorum.
“”ORADA KİMSE VAR MI?””

Veri ışık hızına ulaştı

Mobil bilgisayarcılığın her zaman en büyük dileği heryerden, her an zahmetsizce ulaşım olmuştur.Bu konuda uzun zamanlar çalışan şirketler sonunda veriyi ışık hızında taşıdılar. Nasıl mı? Atıf Ünaldı’dan öğrenin.

Yıllardır hepimiz bizi hareketsiz bırakan kablolardan kurtulmak için çeşitli çabalarda bulunduk. Önce her gittiğimiz yere gelen bilgisayarların oluşmasını bekledik. Ama bu hiçbirimiz için yeterli olmamıştı çünkü gerekli bütün bilgileri yanımızda taşıyamıyorduk. Bu sefer kablosuz iletişim için çabalar başladı. Önce kablosuz modemler bulundu. Cep telefonları hepimizi rahatlattı. Motorola’nın 1998 sonunda bitireceğini söylediği Iridyum projesi hepimizi rahatlattı. Ama 1993 yılında başlayan bir başka proje daha vardı ve bu proje 1997 sonunda çok önemli atılımlar yapacağı sinyallerini veriyordu.
Hikayemiz 1993 yılında izbe ve karanlık bir bodrum katında başlamıyor. Çünkü Bill’den sonra kimse garajlarda veya bodrumlarda çalışmak zorunda değil. Maymunun gözü açıldı. Nerde kalmıştık? 1993 yılında yeni bir proje start almıştı. 28 Haziran 1993 yılında başlanacak olan bu projeye 20 şirketten 50 kişinin başvurması bekleniyordu. Beklenen üzerinde bir katılımın olması geleceğin ne kadar iyi olacağının bir göstergesi oldu. Projenin amacı ucuz , belli standartlara uyan, seri veri iletişimini sağlayan, küçük ve taşıması kolay bir iletişim parçası üretmekti. Bu yöndeki çalışmaları az enerji harcaması ve diğer bilgisayar yan ürünleri ile çakışmayan bir ürün için planladılar.
Bu yan ürün data banklar arası bilgi transferi dahil olmak üzere, laptopları diğer bilgisayar yan ürünlerine bağlamak üzere planlanmıştı. Bu yan ürünler arasında Pc’ler ile çağrı cihazlarından , Beyaz tahtadan saate kadar çok geniş bir ürün yelpazesini içeriyordu. Toplantı sonunda yönetim, pazar, ve teknik açılardan gelişmeler oldu. Yönetim, özel şirketler arasında her şirketin profesyonellik açısına göre planlanmış bir düzen üzerine oturtuldu. Compaq ve Hp gibi çok büyük ve yerleşik şirketlerin içinde bulunduğu bir grup organizasyonun başına getirildi. Pazar açısından planlananlar ise teknik gelişmelere bağlıydı. Bu yüzden kısa süre içinde standartlara uyan Infrared yan ürünleri ve standartları hazırlamak üzere teknik çalışmalara başlanacaktı. Bu toplantı süresince çalışan teknik ekip adres çıkış ayalarını, ve çıkış sinyal frekanslarını belli bir standarda bağladı. Bu standardları hem hardware hem de software üzerine oturttular. Sonuç olarak toplantı gerçek amacına ulaşmış belli standartlar belli olmuştu. Amac ucuz, hafif ,küçük az enerji ile çalışan her türlü infrared veri iletişim aracına ulaşmaktı. Tabiki her ürün gibi bu ürününde ilk versiyonlarında beklenmedik sonuçlar alınacaktı. Bu yüzden pazarlama stratejileri ilk versiyon ve standardların belli olmasından sonra müşteri ve kullanıcılardan gelen istek ve şikayetler üzerine planlanacaktı.
Toplantının üzerinden çok az zaman geçmesine rağmen Infrared data teknolojisinin ilk üyesi ortaya çıkmıştı. Bütün infrared standartlarına uyan bu ilk veri transfer cihazıseri kablo gibi haberleşme sağlayan bir cihazdı. Asenkron haberleşmeyi destekleyen cihaz 0-1 m. arasındaki ve 30 derecenin altındaki açıyla konuşlandırılmış bütün cihazları görebiliyordu. 2400 bps ve seri iletişimin Uart kablaları ile kaldırabileceği en yüksek iletişim olan 155 Kbps haberleşmeyi desteklemesiçok sevindiriciydi. Şimdi gelelim bu ilk veri makinesinin hatalarına :
0-1 m arası haberleşme yeterli olmasına rağmen bazen 30 derece sınırlaması sorun yaratabilirdi. Bu mantıkla bir toplantı masasının üzerine yan yana duran iki bilgisayar birbirlaeri ile haberleşme şansına sahip olamayacaklardı. Hazır toplantılardan bahsetmişken bir toplantı masasında bulunan bütün bilgisayarların birbirleri ile haberleşmeleri de bir hayaldi. Bu ilk versiyon ancak noktadan noktaya haberleşmeyi destekliyordu.
Gelelim bu yeni küçük haberleşme makinelerinin bizim chicago projesi ile olan beraberliklerine. Windows 95’le birlikte infraredler kendilerine kontrol panel üzerinde bir yer buldular. Bu windows 95’lerin bu dönemden sonra sonsuza kadar infraredleri koruyup kollayacakları anlamına geliyordu. Ne de olsa artık laptopların yüzde doksandokuzu windows 95 ile birlikte geliyordu ve kimse bunu değiştirmeye güç harcamıyordu. Win 95 ile aralarındaki ilgiyi iletişim alanına kaydıran makine Vcomm,tapi,ppp, ve winsock’ı destekliyordu. Aynı zamanda win 95 için çok özel bir yeri olan plug and play olması ise birbaşka artıyı oluşturuyordu. (Gerçi geçenlerde laptop’ımda silinmiş olan bu drive’ları oluşturmak için bir kaç saatimi feda ettim ama olsun, Bill amca plug diyorsa mutlaka bir yere takılıyordur.) Bu drivelar com ve lpt destekleyerek hem printerler için hem de com portu daha çok kullanan modem gibi araçlara ulaşma şansına sahip oluyorlardı.
Büyük şirketleri arkasına alan organizasyon şimdi yeni amaçarını ortaya koydu. Bunlarını arasında paralel porttan tam destek almak en baş sırada. Peki düşündükleri hız ne mi? Evet bu konuda söylenecek birşey yok. İşin içinde ışık olunca hız hızı getiriyor. Planlandıkları ilk hız 4 Mbps . Bu hıza ulaştıktan sonra herhalde karşınızda oturan arkadaşınıza bir toplantı sırasında harddiskinizi aktarmak çay molasında yapılacak kadar kolay olacak.
Teknoloji gelişiyor ama biz hep geç kullanıyoruz diyorsanız herhalde laptop’ınızın arkasında küçük kırmızı ledi farketmemiş olmalısınız. Yakın zamanda MMX boardlarda da bulunacak olan bu yeni sürücümüzle ledin bakış açısını değiştirerek printer’a yazı gönderip arkasından yandaki bilgisayara bilgi akışı sağlayabileceğiz. Hatta laplink programı hepimizin bir dönem peşinden çok koştuğu ras drive’larını kullanarak yüzde yüz remote access sağlayabiliyor. Açıkcası bir bilgisayardan diğerini kapatabilmek gerçekten hoş insan kendini herşeyin potronu hissediyor ve bunu yaparken yerinizden bile kalkmıyorsunuz. Tak-Çıkar laptoplarda sürücü kullanmak gerçekten bazen azap olabiliyor. Bu işi de bu infrared canavarlarla halletme imkanınız var. cd-rom takılı değil mi? Yapmanız gereken tek şey bilgisayarınızı cd-rom’u takılı bir bilgisayara çevirmek.
Arkada bu kadar büyük şirketlerin olması yarışın erken başlamasına neden oldu. İlk atak IBM teknolojilerinden geldi.19 Temmuz 1996 yılında ürettikleri ilk 4 Mbps cipini bu yılın sonunda üreteceleri bütün laptop ve telsiz veri iletişimi ürünlerine takmayı planlıyorlar. Diğer şirketler ise bu aralar temkinli gitmeyi tercih ediyorlar. İşin içinde büyük paralar olunca kimin kime çelme takacağını sezmek güç oluyor.
Bunlar tabiki sadece başlangıçlar. 2 aydır pc fiyatlarındaki düşüşü fakettiyseniz, yakın zamanlarda yeni teknolojilerin duyrulacağını tahmin etmişsinizdir. Gelecek günler teknoloji açısından hepimizi doyuracak gibi görünüyor. Bu arada hepimizin çok büyük gördüğü birkaç bilgisayar şirketnin de daha küçük rakiplere satıldığını hayretle izleyeceksiniz. Eeee, parayla imanın kimde olduğu pek belli olmuyor.

Tablo 1
Infrared teknolojisi öncelikli olarak ;

PDA-PDA
Laptop-Printer
Pc-Çagrı cihazı
Pc-Laptop
Laptop-Beyaz Tahta
PDA-Telephone
Pc-Saat
arasında kullanılmak üzere planlandı.

Tablo 2

IrDA Organizasyonu üyeleri harf sırası ile. ( aman kimseyi gücendirmeyelim )

Access
Acer
ACTiSYS
Aicon
Alpha Peripherals
Alps Electric
AMP
Anritsu
Apple Computer
Association Interactive Media
AST Research
British Telecom
Brother International
California Wireless
Canon
Casio Computer
Citizen Electronics Co., Ltd.
Citizen America
Clarinet Systems
CMD Technologies
Collaborative Solutions
Compaq Computer
Counterpoint Systems Foundry
Credicom Technologies Corporation
Datalogic Corporation
Dell Computer
DENSO Corporation
Dictaphone
Digital Equipment Corp
DOWA
Eastman Kodak
EDEE
Ericsson
Everlight
Evolve
Extended Systems
Flashpoint
Fuji Photo Film Co., Ltd.
Fuji Electric
Fuji Xerox
Fujitsu
Funai Electric
Genoa Technology
Geoworks
H2T HandHeld Technology
Helmig Engineering
Hewlett Packard
Hill-Rom
Hitachi
Holtek
Hosiden
IBM
IC Works
Intel
Intercom
Integrated Systems Inc.
Interlink Electronics
Instituto de Telecomunicacoes
Inventec
ITE
Iwasaki
JVC
Kansai Electric
Key Tronic Corp
Lifestyle Technologies
Linear Technology
Lite-On
Logitech
Matsushita/Panasonic
Maxium
Megatec International
Microsoft
Microware
Minolta
Mitsubishi
Motorola
National Semiconductor
NEC
NEC Computer Systems
NetSchools
New Japan Radio
Nikon
Nokia Mobile Phones
Norand
Novalog
NTT DoCoMo
NTT Data
NTT/Nippon Tel&Tel
Okaya Systemware
OKI Electric
Olympus
O’Neil Software
Open Interface
OPTi Computers
Parallax Research
PDAia
Peerless Systems
Pentax Systems
PFU Ltd.
Philips
Phoenix Technologies
Plantronics
Psion
Puma Technology
Questra Consulting
REUDO Corporation
Ricoh
ROHM
S-MOS
Sanyo
Scientific Atlanta
Seiko Epson
Seiko Instruments
Sejin
Sharp Electronics
Sigmatel
Siemens
Silitek Corporation
Socket Communications
Sony
Spectrix
SMC – Standard Microsystems Corporation
Stanley Electric
Steelcase
Sun Microsystems
Symbol Technologies, Inc.
TDK/Silicon Systems
Tekram Technology
Tektronix
TeleQual
Telxon Corp.
TEMIC Semiconductors
Texas Instruments
Tokyo Electron
Toshiba
Trace Research Center
Traveling Software
TUKA Phone Kansai
TV Interactive
Umax Data Sytems
Uniden
UNITRODE
Unity Opto Technology Co. Ltd.
Universal Electronics
USB
USRobotics
VISA International
VLSI Technology
Winbond
Wink Communications
Xerox
Y-E Data

Eğilimler Ocak 1988

Yeni bir yıla başalmış ve 2000 yılına bu kadar yaklaşmışken neden akıntının bizi nereye sürüklediğine bir bakmıyoruz. 2000 yılında evimiz nasıl olacak merak etmiyor musunuz?

Evet yeni bir yılın ilk ayını acı, tatlı anıları ile geride bıraktık ve artık 2000 yılına teknolojik anlamda geri sayım başlamış oldu. Temelleri 1996 yılında atılan yeni uygulamalar bir ok gibi gerçek amaçlarını vurmay oldukça yaklaştı. Bilişim teknolojisi bu anlamda en hızlı gelişen teknolojilerden biri. Birkaç yıl önce bilgisayar karşısında sanal ortamlarda geliştirilen uygulamalar artık fiziksel anlamda hayatın içinde teker teker yerlerini almaya başladı. birkaç yıl önce bilgisayardaki gelişmeler ahlak’a zaralı mı müzakereleri yapılırken şu anda bu hayatın içinden bir sorun halini aldı.
Yeni bir yıl daha başladı. Teknoloji o kadar hızlı gelişiyorki bu yeni yıl bize bir asır gibi gelecek biliyoruz. Artık gelişen teknolojiler daha çabuk yaygınlaşıp hayat içinde yerlerini alıyor. Eskiden Reuters’in haber kaynaklarına ve network’üne ulaşmak için bir sürü para harcayan kişiler şimdi bu ihtiyaçlarını internet üzerinden çok kısa bir zamanda ve komik paralarla hallediyorlar. Yine bu yıl içinde satışa sunulacak olan PII’ler o kadar hızlı ki yılardır 1000 lerce dolar harcanarak alınan profesyonel görüntü işleme cihazları kısa zamanda raflara kaldırılacak.
Gelecek teknolojiler hakkında bu kadar bilgiden sonra gelelim bu ayın konularına. İlk haberimiz IBM’den. Her şirketin iniş ve çıkışları vardır. IBM ilk kurulduğu dönemin teknolojilerini iyi yakalamış halkın nabzını tutmuş ve bu sayede inanılmaz derecede gelişmiş şirketler arasındadır. Fakat bilgisayar teknolojisinin özellikle network’lere kaydığı dönemlerde gücünü ve ilerleme hızını büyük ölçüde kaybetti. İnternet teknolojilerinin ilerlemesi ile geride kalan ve güç kaybeden şirketlere yeniden ilereleme imkanı sundu. Bu durumu en güzel ve zamanında farkeden şirket şüphesiz Microsoft’tur. Fakat IBM’de imkanlarını kullanarak bir takım yeniliklere ve ilerlemelere imkan verdi. Öncelikle OS2’nin Warp 4 modelinde gerçekleştirdikleri Voice Recognation teknolojisi gelecek dönemin ses ve görüntü işleme ihtiyaçlarına bir çözüm olacaktır. Fakat IBM bunula da kalmayarak bu aralar iki önemli ürün geliştirdi. Birincisi Home Director ismindeki programları. Evinizdeki elektrikli aletleri kontrol ve kumanda etmeye yarayan bu kutu içinde bir software bir IR sender ve reciever, bir kaç tane prizden oluşuyor. bu ürün sayesinde ev içindeki aletlerin otomasyonunu yapmak ve gerekli saatlerde gereken aletin çalışmasını sağlamak mümkün. Hatta kutunun içinden çıkan kumanda sayesinde ev içindeki aletlerin uzaktan kumanda ile kontrolü de mümkün. Gelecek yüzyılın ofislerinin evlerimiz olacağını gözönüne alırsak bu uygulamanın bizi nekadar yakından etkileyeceğini hissedebiliriz.
IBM’in ikinci önemli uygulaması ise çok yakın zamanda duyurduğu Voice Recognation teknolojisini de kullandığı Voice Recognation ile yönetilen hyperlink’ler.İnternet üzerinden artık sayfalara bağlanmak için linklerin üzerine tıklamak yerine isimlerini söyleyeceğiz. Bu teknoloji sayesinde durağan web sayfalarına yeni bir soluk yeni bir hareket gelecek. Açıkcası IBM’in internet teknolojilerini kaçırdığını düşündüğümüz şu sıralarda , onlarında herşeylerini internet üzerine yoğunlaştırmaları gerçekten umut verici. Zaten bence en önemli atağı Lotus Domino ile bir süre önce yapmışlardı.
İkinci önemli haberim ise Microsoft’tan. Sene 95, hepimiz Windows 3.11’lerimizi gerçek anlamda kullanmayı yeni öğrenmişken. Windows 95 isminde yeni bir tim sistemindin duyuruları yapıldı. Biz developer’lar yeni çıkan birçok Microsoft ürününe olduğu kadar Windows 95′ de muhalefet yaptık. Hatta bazı konuşmalarımızda bu işletim sistemine kulp takmaya pc’nin heryerine sızmasından içinde virüsler olduğuna kadar her konuda suçlamalar yapmaya başladık. Bir konuşmamız sırasında Microsoft Amerika ile yakın ilişkisi bulunan bir dostum bana Bill’in bu işletim sistemini 2000 yılında evimizdeki videolara kadar sokacağını asıl planın sadece pc’leri değil içinde chip bulunan bütün aletleri kontrol etmek olduğunu söylemişti. O zaman teoride mümkün olan bu projeyi, yapılabilir ama uygulanamaz bulmuştuk. Çünkü bu aynı zamanda pazarda çok ciddi PR yapılmasını gerektiriyordu. Bir sürü ev aleti üreten şirketle anlaşmalar yapılması ve her ev aleti için farklı set edilmiş sistemler yaratılması gerekiyordu. İlk Handheld pc’ler piyasaya çıktığında hepimiz bilgisayar teknolojisinin ne kadar küçüldüğünü düşünmüştük. Aslında yanıldığımız bir konu vardı Handheld pc’ler laptopların yeni bir jenerasyonu değildi hatta onlarla hiç alakası olmayan bir teknolojinin son haliydi. Bunlar Databanklardı. Bu açıdan bakıldığında Bill amca Windows CE işletim sistemi ile, işletim sistemi olmayan aletler üzerindeki ilk provasını yapıyordu ve açıkca bu provayı çok iyi bir sekilde geçti.
Şimdi planın ikinci kısmı söz konusu oldu ve developing hazırlıkları bittikten sonra Microsoft harekete geçti. Biliyorsunuz birkaç ay önce Casio’nun hand held pc’sini test etmiştim o sıralarda Microsoft üzerindeki Windows CE sayfasına girdiğimde ortalık gayet boştu. Bu ay Philips için aynı sayfaya yöneldiğimde Windows CE’nin palmtop pc’ler içinde de çalışmaya başladığını birkaç şirketle anlaşma yaptıklarını gördüm. Fakat beni asıl hayrete düşüren Windows CE’nin Auto PC isimli yeni bilgisayarlarında da çalışan bir versiyonunun yapılmış olmasıydı. İçinde GPS (Global Positioning System) bulunan bu bilgisayarlar, elerinizi bırakmadan sürüş dışı bütün cihazları kontrol etme imkanını veriyor. Daha fazla açılamak gerekirse telefon görüşmenizden e-mail atma ve hatta okuma gibi bilgisayar özelliklerini, radyo, teyp, cd değiştirme gibi araba özellikleri ile birleştirip, üzerine pusula, GPS (Dünya üzerinde yer bulma sistemi) gibi hareket halindeyken gerekli olabilecek bütün bilgi hizmetlerini eklemişler. Tabii işletim sistemi Windows CE.
Microsoft’un bu kadar uygulamasının dışında son birkaç gündür iş dünyasını son derece ilgilendiren bir gelişmesi daha var. TCI isimli Amerika’da çalışan bir kablo şirketi, TV set box denilen ve hangi kanalları seyredeceğinizin ayarlandığı kutucuklarda kullanacağı işletim sistemi için bir ihale açtı. İhale birkaç gün önce sonuçlandı ve Microsoft’un kazandığı açıklandı. Bu Bill’in belki ilk zaferi değildi ama 1995’ten bu yana atılan ok hedefi bulmaya başlamıştı. Microsoft Netscape’le olan davasını da lehine olacak bir kararla sonuçlandırdı. Yani görünen o ki Microsoft’a bu saatten sonra 2000 yılına kadar durmak yok. Her alanda başarısını kanıtladı. Fakat Microsoft’un şu anda görmekte zorlandığı bir konu var. O da insan faktörü. Bilgisayarcılar ve özellikle programcılar monotonluktan çabuk sıkılan kişilerdir. Microsoft bir süredir hangi konuda uygulama geliştirmeye kalkarsanız kalkın size kendi programlarını dayatmaya başladı, hatta daha ilginci bazı alışkanlık yaratan uygulama geliştirme programlarını da parayla satmaya başladı. Microsoft’u şu ana kadar başarılı yapan en önemli şey developer’ları desteklemesi ve uygulamaların kendi sistemi üzerinde yazılmasını sağlamaktı. Şimdi ise bu politikasını tam ters yöne çevirmiş durumda. Şu an çevremdeki birçok developer Microsoft ürünlerini kullanmamak üzerine anlaşmış gibi yeni arayışlara girdiler. Hatta bazıları Microsoft Internet Explorer’ın bile para ile satılacağını söylüyorlardı, geçenlerde buna benzer 130 dolarlık bir paket gördüm. Bu durumda bilgisayarcıların çok sevdikleri guruplardan olan Depeche Mode’un iki dizesi geliyor insanın aklına ;
“”When you reach the top
Get ready to drop””
Yani tepeye çıkarken arkada bıraktıklarına iyi davran aşağı inerken yine yanlarından geçeceksin.
Gelelim bu ayki test cihazımıza, bundan bir iki ay önce Casio’yu test ederken, hand held pc dünyasının bu kadar hızlı gelişeceğini hiç tahmin edemiyordum. Aylar içinde o kadar çabuk gelişti ki, şu an her e-mail’de yeni bir teknolojini yeni bir design’ın haberini alıyorum. Size bir süre için bu ürünlere ara vermek niyetinde olduğumu ve sadece Philips Velo’yu anlatacağımı söylemeyi düşündüğüm şu anda bile, yeni çıkan renkli ve değişik hand held pc’lerin reklamlarını okuyorum. Bakalım ben bu yazıyı bitirip, yayınlanan kadar kaç değişik yeni design duyurulacak.
Artık bir çoğumuzun elinin altında internet imkanı var. Bu bilgi alma işlerini oldukça kolaylaştırıyor. Tabii bu gibi durumlarda benim gibi cihaz test eden insanlara gerek kalmıyor, Çünkü üürün fabrikadan çıkarken birkez test ediliyor ve bu test bilgilerinin değişmesine imkan yok. Fakat açıkcası benim test etme mantığım bundan biraz farklı. Bu ay size bu konuda biraz bilgi vermek istiyorum. Ben bir ürünün fabrika çıkış bilgileri ile çok fazla ilgilenmiyorum. Beni daha çok ilgilendiren üç önemli unsur var. Bunların birincisi ürünün hedef kitlesi, yani ürün kimlere hitap ediyor, kimlerin bu ürünü kullanması en fazla faydayı getirir. İkinci önemli konu ise ürünün doğal ortamda ne kadar kullanılabilir olduğu. Bu konuya öncelikle ergonomi, ağırlık, tuş kombinasyon ve kullanım kolaylıkları giriyor. Bu konuda en önemli gerekliliklerden biride bence ürünün Türkiye’de destek ve müşteri hizmetleri. Mesela ürünü test etmek için aradığınızda bazen basın ve halkla ilişkiler departmanlarının olmadığını öğrenebiliyorsunuz, veya ellerinde ürün olmadığını anlıyorsunuz. Bunlar hep bu ürün hakkında en azından bu ülkede ters giden birşeyler olduğunu gösteren öğeler. Mesela Toshiba Libretto çok güzel ve kullanışlı bir alet olmasına rağmen yaptığım görüşmelerde Türkiye’de test etmek için bile elerinde alet olmadığını öğrendim. Meseleyi biraz deşince ürünü gümrükten geçirmekte zorlandıklarını ve genelde üst üzey yetkililere hediye etmek için getirdiklerini öğrendim. Bunun iki anlamı var;
1) Toshiba Libretto ile Türkiye’de bir pazar aramıyor
2) Bu durumda kısıtlı sayıda Libretto olacağına göre satış sonrası destek beklemek yersiz. Hele bu tip son teknoloji ürünlerinde bilgiyi kapı komşunuzdan alamayacağınıza göre Toshiba’nın Libretto’sunu tavsiye etmek bana ters gelir.
Üçüncü önemli konu ise ürünün verilen paraya değecek olup olmaması. Bu açıdan şimdiye kadar bana çok ters gelen bir ürüne rastlamdım.
Bu ayki ürünümüzü yani Philips Velo’yu bu anlamda masaya yatırdığımızda açıkcası üründen son derece memnun kaldığımı söylemek isterim. Genel bilgiyi http://www.velo.philips.com adresinden alabilirsiniz. Fakat iki önemli özelliğini bahsetmeden geçemeyeceğim. Birincisi makinenin üzerindeki bir ufak tuş. Bu tuş sayesinde velo’yu bir one touch recoder gibi kullanabiliyorsunuz. Philips yetkilileri, 16 dakikayı bir Mb. sığdırdığını söylüyorlar. Gerçi elinizde ekstra bellek kartları yoksa bilgisayarın üzerindeki ram’i çok elzem olmadıkça kullanmak biraz savurganlık ama yine de böyle bir özelliğinin olduğunu bilmek sevinç verici. İkinci önemli özelliği ise iç modem’i. Bu sayede internet’e bağlanmak için mode kartı aramak WindowsCE’ye uygun modem kartı bulmak gibi birçok sorundan kurtuluyorsunuz. Yalnız keşke içindeki modem voice özelliğine de sahip olsaydı da, microfonu ve hoparlörü sayesinde bir telefon gibi kullanabilseydik.
Philips telefonlarını, velo ile senkron kullanmak imkanına da sahip olduğunuzu belirtmek isterim. Bu aletin en önemli özelliklerinden biri ise, WindowsCE’nizi upgrade etmek için değiştirmeniz gereken chip’i pil değiştirir gibi değiştirme imkanınızın olması. Bir de adaptör ve dock-station ile gelmesi ayrıca bazı kolaylıklar sağlıyor. Peki gelelim bizim açımızdan incelemeye.
Bu ürün bence devamlı e-mail almak ve internet ihtiyacı olan insanlar için çok iyi bir alet. Hatta küçük web design’larını notepad üzerinden yapabilen usta webmaster’lar da bu ürünü çok severek kullanabilirler. Tabii bu arada Philips’in kendine hedef kitle olarak seçtiği gazeteci ve basın mensublarını da unutmamakta fayda var. Kullanımı ve görünümünün yanı sıra üzerine dokuduğunuzda üzerinin gerçekten çok özel bir madde ile kaplandığını hissediyorsunuz. Türkiye’de kullanımına gelirsek. Bence bu tip ürünler gelecekte hepimizin elinde olacak, hatta cep telefonu, laptop ve hend held pc’ler birleşerek mutant, elde taşınır, ergonomik ve kullnışlı bir alete sahip olacağız. Bence 2000 yılına kadar geçen sürenin en önemli ürünlerinden biri WindowsCE olacak. O yüzden bu tip ürünleri kullanmayı bilmekte yarar var.
Gelelim ürünün desteğine, Philips bu konuda da birçok şirketi geride bırakmış durumda. Aslında ilk görüşmelerimizde bana biraz sorunlu gelmesine rağmen daha sonra meseleyi takiplerinden, sorunların sadece arka arkaya gelmesinden kaynaklandığını anladım. Bence Philips Velo’nun desteğini kısa zaanda arttıracaktır. kaldı ki Velo’ya distribütör olarak Boğaziçi Bilgisayar’ı seçerek ürünün ülke içinde dağılmasına imkan tanıyorlar. Ama eğer elinizde Philips Velo varsa yada alacaksanız Philips’i destek için tercih etmenizi tavsiye ederim, gerçekten ilgili insanlar.

Bunları Biliyor muydunuz?
——————————–

Simnet ISDN hizmeti vermeye İstanbul’daki dört büyük santralle başlayacakları gelen bilgiler arasında. Umarız ISDN gibi ara bir teknolojiyi çok kısa zamanda yaygınlaştırılır. Daha önce tanıttığım kablo teknolojisi ISDN’den daha iyi olmasına rağmen daha bu teknolojinin yaygınlaşmasına çok var.
Microsoft WindowsCE uygulamaları geliştirmek isteyenler için Visual Basic WindowsCE Toolkit göderiyor. Geleceğin işletim sisteminde programlarınızın çalışmasını yada en azından kendi cep telefonunuzda kendi yaptığını uygulamanın çalışmasını istiyorsanız, microsoft’un web sitesine bir uğramanızı tavsiye ederim.
Geçen aylarda Casio’nun hand held pc’sini tanıttığım yazıda option’un modem kartlarından da bahsetmiştim. Cassio yetkilileri yazıdan sonra option kartlarını Türkiye’de satan Turcom ile ufak bir anlaşma yapmış. Böylece Casio pazarda dişli bir rakip olacak gibi görünüyor.
Hazır laf Option’dan açılmışken, Turcom kısa bir süre önce USRobotics’in Palm Pilot’larını da cep telefonuna bağlayan modemleri piyasaya sürmüş.
Web Tv’ler ufak ufak piyasaya çıkmaya başlıyor. Ama gördüğüm kadarıyla Vestel fiyatlarını ilk duyurduğu fiyatın biraz üzerine çıkarmış. Açıkcası bu tip makineleri planladıktan hemen sonra çıkarmakta yarar var. Nede olsa web teknolojileri devamlı gelişiyor. Gerçi anladığım kadarıyla gecikmenin en önemli sebebi 4 mb ram üzerinde hem cache’leme, hem bir programın çalışması, hem de sayfaların browse edilmesi son derece güç. Ama unutmamak lazım ki Microsoft 4 Mb ram üzerinde WindowsCE gibi gayet yere iyi basan bir işletim sistemini çalıştırıyor.
IBM, Notes’u kendi sayfalarına emplamente etti. Bence yeni çağın web sayfalarını görmek için http://www.ibm.net adresine bağlanmanızda yarar var. Göze güzel görürnen ama aynı zamanda son derece işlevsel sayfaları var.
Mail server’ınızda sorun mu var?, Maillerinizi okumak için bir sürü ayar yapmaktan sıkıldınız mı? http://www.mail2web.com adresine bağlanın. Mail almak hiç bu kadar kolay olamamıştı. Aynı zamanda mail göndermek içinde imkanlarınız olan bu sayfalardaki hizmetler tamamen parasız.