I Love You All.

Biriden başladı bu I LOVE YOU problemi. Tabii ister istemez hepimizi etkisi altına aldı. Beni de farklı bir şekilde etkildi. Kurtulmanın yollarını anlatan yüzlerce mesaj aldım. Hatta bazıları daha da ileri gidip, bilgisayarınız bundan zarar görürse nasıl kurtulunacağından, yeni versiyonlarının isimlerine kadar herşeyi içeriyor. Dayanışma gerçekten çok güzel birşey. İnternette bunu yaşamak beni çok mutlu ediyor.
Geçen hafta tek gündem I LOVE YOU değildi başka neler neler vardı? Microsoft SQL 2000’i piyasaya sürdü. Bu ürünü diğer SQL’lerden ayırıyor olmaları bence çok doğru. Tamamen yeni bir ürün çıkmış kadar yenilik var. Bu konuda bilgiyi web sitesinden almanızı, özellikle uygulama geliştiricilere tavsiye ederim. Bu toplantı sırasında yazılım geliştiricilerin kurduğu sanal topluluğun yeniden şekillendiğini öğrendim ve çok sevindim. Türkiye’nin başarılı yazılımcılara çok ihtiyacı var. Bari bu teknolojiyi bir yerlerinden yakalayalım. Bu konuda daha geniş bilgiyi http://www.yazgelistir.com adresinden alabilirsiniz.
Yine geçen hafta, bir toplantımdan sonra Türkiye’nin en ciddi spider (arama makinelerine link getiren programa verilen genel isim) programlarından birine sahip ibis’den (www.ibis.com.tr) Güniz ve Öykü ile karşılaştım. Hemen ibisi sorgulamaya başladım tabii. Öykü bundan çok memnun oldu. Bu beni Öykü gibi ne yaptığını bilen birisi için farklı bir iş değildi ama benim için şaşkınlık derecesinde ilginçdi. Çünkü Türkiye’de bazı insanlar birşeyler yapıp, sonra ne yaptıklarını bile bilmeyecek durumda oluyorlar. Buna en güzel örnek, yine büyük gazetelerimizin birinin internet ekinde geçen hafta karşıma çıktı. Yazarımız browser ile arama motorunu aynı şey sandığı için internet tarihini anlatırken Netscape’in dünyanın ilk arama motorunu çıkardığını yazmış. Başlığı okuyunca önce şaşırdım içimden “”vaybe artık internette benim bile yetişemediğim gelişmeler oluyor dedim. Ama sonra çok güldüm.””
Dönem bilgi dönemi, ve daha da önemlisi bilgiye ulaşmak değil analiz edip, biçimlendirebilmek önem kazanıyor. Biz net jenerasyonu hergün gerekli gereksiz binlerce mesaja maruz kalıyoruz. Yaşamak için iyi bir filtreleme yapısına sahip olmamız gerekiyor. Bunu unutmamak lazım. Bu arada yolladığımız mesajların da bu mesaj trafiği içinde dikkat çekebilmesi için, doğru anlaşılır basit ama ilginç olması artık bir gereklilik hali aldı. Aslında bu gelişmeler hepimizin günlük yaşamasına neden oluyor. Geleceğe plan yapmayı unutur hale geldik. Günlük yaşam tarzını özel hayatlarımıza da taşımış olmamaız beni çok üzüyor. Umarım bu yanlış kültürden kurtulur ve hayatı bir bütün olarak görmeye devam ederiz.
Pazartesi akşamı yazımı okuyanların mesajlarınız çiselemeye başladı. ( Aslında normal bir insana göre bu mesaj sayısı fazla olabilir ama benim için sadece çiseledi diyorum.. Çünkü sizden çok mesaj bekliyorum..) Anladığım kadarıyla en büyük sorunumuz kendi bilgisayarımızla. Bu noktada yeni başlayan köşemizin yanı sıra internet ortamında da sorunlarınız çözmek gibi bir projemiz var. (Benden duymuş olmayın)..
Netleşmek üzere…

Pikachu

Bir Pokemon çılgınlığıdır gidiyor. Nereye dönseniz bir Pokemon fanatiğinin saldırısına uğruyorsunuz. Her nekadar genç kızlığa adım atan güzel kardeşim, bu çocuklara biraz sinirle bakıyor olsa da, bu gidişin benim için anlamı çok farklı.
Geçen ay içinde bir iş toplantısı için, çok değerli iş ortağım Selim Bey, sevgili eşi ve çocukları ile birlikte Ankara’ya gittik. Bu yolculuk sırasında 4 yaşındaki genç arkadaşım Pokemon konusunda bana çok hoş bir küçük seminer verdi. Her nekadar televizyondaki jenerikde 250 tane olduğu söylense de toplam 158 tane Pokemon olduğunu. Bunların kara, hava, su diye bölümlere ayrıldığını bu sayede öğrendim. 4 yaşındaki bir Pokmon fanatiğinin görev ve yaşama şekillleri ile birlikte bu 158 şirin yaratıktan 30 unu ezbere biliyor olması beni çok düşündürdü. Eminim bunu çoğunuz önemsemiyeceksiniz ama bizim jenerasyon hep eğitim sistemin ne kadar bozuk olduğu nakaratıyla büyüdü. Hatta sırf bu konu üzerine dersler yaptığımızı bile hatırlıyorum. Koca bir blok ders bu konuyu tartışırdık. Ben bundan nefret ederdim, sistemin bozukluğunu düzeltmek için alternatif sunamıyorsak ağlamanın, sızlanmanın bir işe yaramadığını düşünürdüm hep. Şimdi işte elimiz kalem tutmaya da başladı, zaten bu aralar online education konusuna da yoğunlaşmışım bir yazı döktüreyim dedim.
İsterseniz klasik eğitim sistemimiz ile Pokemon eğitiminin bağlantılarını biraz inceleyelim. Hep derler ya bu aldığımız eğitim ilerde bizim ne işimize yarayacak, işte Pokemon da aynen böyle. Hiç bir yararı yok, üstelik içi dolu bile olmayan bir obje. Anlatım basit, serüven yok, 158 kahraman var , ana anlatımın etrafında tonla gereksiz bilgi var. Yani Pokemon’u klasik eğitim sisteminde ders olarak okutsanız, üniversite öğrencileri bile anlamadığı gibi, bir yığın kavgaya ve mitinge de neden olur. Bu yapısıyla Pokemon hergün ağlanıp sızlanan, alternatifi ise kesinlikle bulunamayan eğitim sistemimizin ana malzemesi olacak kadar kötü.
Buna rağmen Pokemon 4 yaşında bir insanı esir alıp bütün mantığını şırıngalıyor. Peki bu nasıl oluyor?
Dünya reklam ve pazarlama konusunu o kadar önemser oldu ki, yeni jenerasyon iyi paketlenmiş herşeyi yutabilmek için aç kurtlar gibi bekliyor. Bu aslında bir yönden hoş görünmesine rağmen oldukça kötü birşey. Bu noktadan bakıldığında belli jenerasyonlara belli paketleme şekilleriyle ulaşmak çok kolay gibi görünüyor ama hala endüstri toplumu yapısından, basma kalıp insanlıktan da çıkamadığımız görülüyor.
Bir konunun akılda kalabilmesi için zihinde en az 20 dakika yer işgal etmesi lazım. Bu aynı çok beğendiğiniz bir şarkıyı devamlı tekrarlamaya başlamanız ve daha sonra unutma ihtimalinizin olmaması gibi… Pokemon o kadar çok çeşit ürün olarak insanların hayatına giriyor ki, unutmak mümkün değil. Geçen gün süpermarkette alışveriş yaparken önümde iki ebevyn yeni çıkan oyuncaklı bir sabun hakkında konuşuyorlardı. Kulak misafiri oldum. Konuşmaların en sonunda adam oyuncağı beğendiğini ümitsiz bir ifadeyle dile getirdi. “”Çok güzel ama Pokemon değil”” . Oyuncağı yerine koyup devam ettiler. Artık Pokemonlar hayatı öylesine işgal etmişlerki onsuz hiçbirşey kabul görmüyor. Dolaysıyla evinin heryanı Pokemn dolu olan bir çocuk bunu öğrenmekden kendini alamıyor.
Klasik eğitimin bu pazarlama stratejilerini kullanması neredeyse imkansız. Biz ise önce var olandan memnunsuz, sonra kaybedince kırgın ama mutsuz yaşayıp gidiyoruz. Gelecek yıl konusunda çok ümitliyim. Hepimizin etrafından bu kırgınlık gidecek. Büyük üniversitelerin hepsi online eğitim için yatırımlar yapıyor. Eğitimim çehresine bir mutluluk geleceğinden eminim. Bakalım hangi özel üniversite uzaktan eğitim konusunda başı çekecek ;-)))
NETleşmek üzere…

Netizen

Slm…

Hepinize gönül dolusu bir merhaba. Yıllardır çeşitli dergilerde köşe yazıları yazıyorum ama hiç bu kadar çok zorlanmamıştım. Cüneyt bey ile konuştuğumuz günden bu yana, ne yazsam ve nasıl yazsam düşüncesi içindeyim. En önemli sebeplerden biri amatör bir dergide yazmanın zorluğudur. Amatör kelimesi sakın yanlış anlaşılmasın aslında bu kelime fransızca amour kökünden gelmiştir ve yaptığı işe aşkla bağlı olmak anlamına gelir. Bu nedenle bu dergi de yazmakdan mutluluk ve heyecan duyuyorum. Umarım ilerki haftalarda bu duyguyu birlikte yaşar mutluluklarımızı, mutsuzluklarımızı, heyecanlarımızı birlikte paylaşırız. Bu başlangıç size bir internet yazarı için garip görünebilir. Size bunu daha sonra uzun uzun anlatacağım fakat bir başlangıç olarak şunu söylemek istiyorum: İnternet diğer bütün teknolojilerden farklı olarak, hammaddesi insan olan bir olgudur. Kimse İnternet’e bağlanmazsa bu teknoloji de yok olur.
Dolaysıyla bizim işimiz teknoloji gibi görünse de iyi bir netizen, insanla ve insanla ilgisi olan herşeyle yakından ilgili olmalıdır. Bunu bir yaşama felsefesi olarak kabul etmek, gelecek teknolojilere uyum sağlamak açısından büyük avantajlar sağlayacaktır.
Bu yazıyı size Ankara’dan yazıyorum. Türk Telekom yetkilileri ile görüşmek için bu şehre geldim. Her ne kadar bir takım görüşmelerim ertelense de bu arada interneti telefon hattı üzerinden kullanan insanların en büyük sorunu olan bağlantı numaraları yani pop konusunda bazı bilgiler de edindim.
Öncelikle lokal numara gibi görünen 200’le başlayan 7 haneli numaraların tarifesi 822 ‘li numaralarla aynı imiş. Eğer uzun zamandır bağlandığınız numara, şu aralar bağlanmıyorsa, muhtemelen pop numaranız yanlışdır. Bunu düzeltmek için ttnet’in web sitesinden servis sağlayıcınızın numarasını bulun. Kullanıcı isminizin sonuna @ işareti koyarak hiç boşluk vermeden servis sağlayıcınızın ismini yazın. Bağlandığınızı göreceksiniz.
Gelelim bir diğer önemli gündeme. Hayır bu gündem Cumhurbaşkanlığı seçimleri değil. Biz bilgisayarcıların geleneksel virüsü CIH. Gerçi bu yazıyı huzurla okuyabiliyorsanız, bu sorundan kurtulmuşsunuz demektir. Ama sakın rahatlamayın her ay bu virüsün değişik bir versiyonunun karşınıza çıkma ihtimali var. Bundan kurtulmak için anti-virüs programları yüklemeye özen gösterin. Size yollanan dosyalara dikkat edin. Eskiden olsa dosya yerine program derdim ama artik word makrolari da dahil birçok yerden değişik virüsler ile karşılaşabiliyoruz.
Bu hafta gündem bu kadar. Bu sayıyı tanışmaya ayırdım ama bilin ki size daha iyi bilgiler ulaştırabilmek için her hafta önemli bulduğumuz bir konuyu bu dergide sizinle payaşacağız. Bu hepimiz için mutluluk verici olacak. Umarım siz de e-maillerinizle beni yalnız bırakmaz değişik konulardaki görüş, öneri ve isteklerinizi bildirirsiniz.
Hepinizin geri dönüşlerini bekliyorum. Zira biz internetciler geri dönüşümsüz platformlardan pek hoşlanmayız..
Netleşmek üzere.