Cahillik!

Her gün; onlarca işini ezbere öğrenmiş, kurallarının dışında birşeyle karşılaşınca ne yaptığını şaşıran, insanla karşılaşıyorum .

Diyalog 1.

Cahil : Atıf bey o resim dergiye basılmaz.
Atıf : Neden?
Cahil: 200 KB
Atıf : O resmin büyük çoğunluğu boşluktur. Sıkıştırılması kolaydır o nedenle basılabilir.
Cahil : Yok basılmaz
Atıf : Tabii Cahil bey basılmaz niye basılsın ki.. Sizin gibiler olduktan sonra mez maz lar hayatımızın çoğunu alır.

Diyalog 2.

Cahil: Yasalar gereği onu oraya basmamız lazım.
Atıf : Ama yasalar gereği onu oraya basarsanız size borç çıkar. Çünkü yasalar oraya basılandan vergi alır.
Cahil : Hep öyle yapıyoruz ama oraya basıyoruz
Atıf : Basın siz canım basın oraya basın. Gün olur vergi memurlarına anlatırsınız derdinizi.

Diyalog 3.

Cahil : Sizin Genel Müdürünüz çok ukala.
Cahil 2: Ukaladır ama çok iyi işler yapmış.
Cahil 3: Ama Genel Müdürünüz…

Diyalog 3’deki Cahil 2’nin cahilliği bu dedikoduculara bırakın bunları işimizi yapalım buraya toplantı yapmaya geldik diyememesindendir.

Hayat bana bir gerçek öğretti. İşinde yetersiz olan karşısına çatar. Kadınlar da bu pasif agresyonun en etkililerini yaparlar. Bu nedenledir ki birçok yönetici kadınlarla çalışmak istemez.
Ben çalışırım. Çünkü ben kadınların daha cefakar ve sebatlı olduğunu düşünürüm. Ayrıca hiçbir çalışanımın dedikodu ve çakallık yapmasına izin vermem!
Eee ne de olsa balık baştan kokar. Unutmayın dedikoducu çalışanların mutlaka dedikoducu yöneticileri vardır.

RTÜK youtube’ü denetler mi? (2018 Businessweek yazım)

Hikayemiz 2010’lu yılların başında IPTV derneğini kurduğumuz dönemlere dayanıyor. O dönem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanımız olan Binali Yıldırım’ı ziyaretimizde Haber 24’ün kendi IPTV platformunu kurabileceğini sandığı ilk dönemlerdi. (tabii bunu sanmasının sebeplerinden biri CNNTURK’ten geçen teknik müdür Mehmet Özdemir’in Haber 24’te çok detaylı bir IPTV projesi ortaya koymasıydı). IPTV bilinmiyordu. RTÜK, IPTV mevzuatını çıkarırken bizden çok yardım aldı. Bizim tek br ricamız vardı. IPTV kanalları için lisanslamanın maliyetini düşük tutarak sektörün büyümesini sağlamak.
Gerçekten de ilk mevzuatta IPTV kanal lisanslama bedeli 5 yıllık 10bin TL gibi son derece cüzi bir bedeldi. Biz IPTV sektörünü geliştirecek bir regülasyonu yapmaktan mutluluk duyuyorduk. O dönemlerde Demet Sabancı ile World Travel Channel’ı kurmuştuk. RTÜK izinlerini alırken ben de gönül rahatlığı ile IPTV lisansı da almalarını söylemiştim. Ancak konuyla ilgili arkadaşın raporun IPTV lisasının kablolu lisansı içine alındığı ve maliyetin 60 kat arttırıldığını haber aldım. Önce inanmadım., araştırmalarım ne yazık ki bu durumun gerçek olduğunu ortaya koydu.
Uzun süre RTÜK ile resmi bir bağlantı kurmadım, kuramadım. RTÜK sektörün onayını aldığı bir konuyu, tam tersine çevirmişti. Ancak bir süre sonra RTÜK yetkilileri OTT TV alanında bir regülasyonun yapılıp yapılamayacağı konusunda bir soru ile geldiler. O dönem bir üniversitede Haluk Şahin gibi medya önderlerinin de bir arada oldukları bir çalıştay gerçekleştirdik. Bu çalıştaydan,RTÜK’ün bu alanı serbest bırakmasının, sektörün gelişmesi için çok doğru olacağı sonucu ortaya çıktı. Bu çalıştayı kitaplaştırıp çalışmalarımızı resmi olarak RTÜK’e ilettik.
Aradan geçen süreçte OTTTV alanında Blu TV, puhu TV gibi yerel örnekler ve Netflix gibi global örnekler ortaya çıktı. Ancak birgün bilişim STK’ları başkanları toplantısında TUYAD başkanı Hayrettin Özaydın, Blu TV ve Puhu TV’nin izle öde kanalları olduğundan ve regüle edilmeleri gerektiğinden bahsetmesi üzerine konu yeniden hararetlendi. Ben bu bahsi geçen kanalların OTT TV olduklarından ve dolayısı ile denetimin yapılmasının yanlış olduğundan bahsettim.
Aradan geçen sürede, RTÜK’ün internet üzerindeki yayınları denetlemesi konusunda bir karar ortaya çıktı. RTÜK üyeleri arasında fikir ayrılıklarına sebep olan bu kanunun mevzuatı şu anda muallak. Ancak bazı üyelere göre kanun internet üzerindeki bütün yayınları denetlemek gibi bir yöne giderken. Bazı üyeler sadece Netflix, puhu TV ve Blu TV’nin denetlenmesinin doğru olacağını söylüyor.
Tam da bu tartışmalar gerçekleşirken, Suudi Arabistan’daki MBC grubu Türk dizilerinin yayınına son verdi. Grup sözcüsü Mazen Hayek, “Alınan karar gereği Türk dizileri MBC grubuna ait Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki kanalların yayın akışı dışında bırakıldı. Karar bu aydan itibaren ikinci bir emre kadar uygulanacak.” açıklamasında bulundu.
Bunun üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Suudi Arabistan’ın MBC Medya grubuna ait kanallarda Türk dizilerinin yayınına son verilmesine ilişkin, “Kimin hangi filmi seyredeceğine masa başında oturup, üç siyasetçi karar veremez. Bu devirler çoktan geride kaldı” dedi.
Türkiye’de güçlü bir OTT TV sektörü olsaydı, bu toprakalarda aboneleri oluşsaydı, bu kararlar bizi resmi açıklama yapacak kadar etkilemeyecekti. Bu diziler o platformlar üzerinden yayınlarına devam edecekti.  Benim OTT TV platformlarını bırakın sektör büyüsün dememdeki sebep işte tam da buydu. Bunu puhu tv’nin gelişmesi ile ilgili yazımda da yayınlamıştım.
Kaldı ki bu konuda Avrupa Komisyonu’da bir çalışma yürütüyor. Bizden de fikir alınan çalışma büyük kısmı ile  tamamlanmış durumda. Burada dikkat dilmesi gereken unsur platform üzerinde çocuk içeriği ile, müstehcen içeriğin aynı yerde olmaması üzerine. Zira Kurtulmuş’un dediği gibi kimin ne izleyeceğini kontrol etmek bize düşmez.
Gelelim BTK ve RTÜK’ün denetim alanlarına. Malum internet geliştikçe bu iki alan birbirine yakınlaşıyor. Bu da son derece normal. Bu konuda yıllardır yaptığım öneriyi bir kere daha yapıyorum. RTÜK ve BTK birleşmeli. Özelleşmeli ve başına bir genel müdür atanmalıdır. Özgürlükçü, yenilikçi bir yaklaşımla, etki alanları yeniden çizilmeli. Amaç internet yasası gibi çocukların, yetişkin içeriğinden uzak tutulması ile sınırlandırılmalı.
Ben RTÜK’ün bu konuda BTK’dan daha organize olduğunu düşündüğüm için, bu birleşmenin RTÜK altında gerçekleşmesini doğru buluyorum. Ancak bu durumda geçmişinde medya, eğlence ve internet teknolojileri profesyonelliği olan üyeler dışındakilerin üyelikleri sonlandırılmalı. Medya ve internetin arasına eğlenceyi koymam belki garip gelebilir, ancak bilgisayar oyunları ve diğer yeni mecraların da makul bir şekilde denetimi mavi balina gibi olayların yaşanmaması için şarttır.

Kitabımın genişletilmiş yeni baskısı yayında

Atıf Ünaldı

İnternet’in kısa tarihi kitabımın yeni baskısı yayında. Son düzeltmeleri de yapıp yayınladığım bu genişletilmiş baskının sponsoru EnerjiSA oldu.

Kitabı satın almak için https://books.google.com.tr/books?id=rNWGDwAAQBAJ adresine bağlanabilirsiniz.

Bu kitabın ilk yayını Google Play’de çıkıyor. Google Books ile yaptığım anlaşma gereği diğer kitaplarımı da yayınladım. Onlara da https://play.google.com/store/books/author?id=Atıf+Ünaldı adresinden ulaşabilirsiniz.

Bu kitaba çok önemsediğim isimlerin de bulunduğu bir önsöz yazdım. Bu önsözü de aşağıda bulabilirsiniz.

Umarım beğenirsiniz.

ÖNSÖZ
Napolyon Bonaparte “Tarih, üzerinde herkesin anlaştığı bir yalandır.” der. Benim bu kitabı yazarken en büyük motivasyonum bu söz oldu. Zira tarih çoğunlukla o dönemin koşullarından ziyade, yazanların uydurduğu hikayeler oluyordu.
Bu nedenle özellikle Boğaziçi Üniversitesinde okuduğumuz dönemde, bağlandığımız EARN’ün kurucusu rahmetli Oğuz Manas‘ı, BBS ile başlayan internet macerasını, Şemsettin Türer‘i, Tolga Yurderi‘yi, o maceraya o dönem dahil olan Faruk Eczacıbaşı‘nı, o yıllarda hayatımıza giren “internet society” ve onu Türkiye’ye getirmek için kurulan İnternet Derneği’ni, aynı dönemlerde Ankara’da benzer faaliyetlerde bulunan rahmetli Mustafa Akgül hocayı ve Boğaziçi Üniversitesinden Ufuk Çağlayan‘ı anmadan Türkiye’deki internet hikayesini yazmak doğru olmazdı.
Burada adını yazmayı unuttuğum isimler tabii ki olabilir ama internet ile tanıştığım 91 yılında (18 yaşındaymışım) neredeyse her günüm internet ve onu şu anki haline getiren bu isimlerle geçti. Onlarca doğru belki yüzlerce yanlış oldu ama sonuçta bugün internetten bahsediyorsak, bilin ki bu isimlerin savaşları sayesinde olmuştur.
Bu kitabın hayata geçmesinde bana hem ilk hem de ikinci baskıda yardımcı olan Graphx Ajansdaki can dostlarım ve özellikle Necdet Alkandemir‘e ve içerik konusundaki görüşleri için Prof. Dr. Mustafa Zihni Tunca hocaya da teşekkürü bir borç bilirim.
Ayrıca bu baskının oluşmasında katkılarından dolayı EnerjiSA ve CEO’su, eski dostum Ziya Erdem‘e de teşekkür ediyorum.
Sağolun varolun…
İnternet sizin sayenizde yaşıyor…. NET’leşmek üzere
Atıf ÜNALDI

İnternet Gazeteciliği Nerede Yanlış Yapıyor?

Geçtiğimiz haftanın en önemli gündem maddelerinden biri bulut teknolojilerin güvenliğini sorgulamamıza sebep olan Kate Upton, Jeniffer Lawrance gibi ünlülerin resimlerinin çalınması olayıydı. Apple ve güvenlik şirketleri daha nasıl gerçekleştirildiğini açıklayamasalar da ben konuyu başka bir noktadan, sosyal medyada çok tartışılan bir yönden bakacağım.
Her ne kadar Amerika’da bu resimlere bakmalı mıyız sorusuna, “intikam pornosu”, “insanı aşağılama” terimleri ile net bir hayır cevabı verilse de, Türk medyası reklam için trafik derdine düştüğü için resimleri bütün açıklığı ile web sitelerinde yayınladı.
Uzun zamandır, web sitelerinin trafiğini yukarı çekmek ve bu sayede reklam gelirlerini arttırmak için dakikada bir sitelerini “refesh” eden, fotoğraf galerileri ile haberi atomlarına ayıran, başlamamış maçın sayfasını geniş özet sayfası adıyla açan bu çılgınlar en sonunda kişisel mahremiyeti hiçe sayarak bu resimleri de yayınladılar. İşte onları bu noktaya getiren yedi ölümcül günah….
Avaritia (İng. greed)  Açgözlülük (Mammon’a atfedilmiştir) : Bazı gazetelerin reklamcıları zaten küçük olan reklam pastasının tamamına sahip olmak istiyor.
Acedia (İng. sloth) Tembellik, miskinlik (Belphegor’a atfedilmiştir): Reklamcılar, rekabet için katma değerli projeler yapacaklarına, birim fiyatları aşağı çekiyorlar.
Luxuria (İng. lust) Şehvet düşkünlüğü (Asmodeus’a atfedilmiştir) : Trafiğin arttırılması baskısıyla karşılaşan site yöneticileri her türlü şehveti internet trafiği elde etmek için kullanıyor.
Gula (İng. gluttony) Oburluk (Beelzebub’a atfedilmiştir) : Ayrıca birçok gazetenin web sitesi markalarını büyük göstermek için teknoloji ve donanımlara ihtiyaç haricinde yüksek bedeller ödüyor.
Invidia (İng. envy) Kıskançlık, hasetlik (Leviathan’a atfedilmiştir) : Ancak, Türk pazarına sıkışan içerik üreticileri, evrensel standartlarda iletişim yapan gazetelerin trafiğini kıskanıyor ve sonunda sayfayı belli aralıklarla yenileyerek “refresh”, sitelerine gelen trafiği yalancı bir istatistik ile arttırmaya çalışıyor.
Ira (İng. wrath) Öfke, yıkıcılık, gazap etmek (Behemoth’a atfedilmiştir) : Ancak buna rağmen internet istediği trafiğe ulaşamayınca, bahane olarak içeriğinin küçük siteler tarafından çalınmasını gösteriyor. Özellikle bilişim basınındaki küçük siteler bunun tam tersini düşünüyor.
Superbia (İng. pride) Kibir, kendini beğenmişlik (Lucifer’e atfedilmiştir) : Son noktada içeriği kapatma kararı alınıyor. Ama ajanslardan, iletişim danışmanlarından alınan jenerik içeriğin dışında özgün içerik olarak elde sadece köşe yazarları kalıyor. Onun paylaşımını kendi üzerlerinden yapmaya çalışıyorlar. İşte kibrin son noktası.
Bir kurumu yanlış alınan bir karar batırmaz ama yanlış bakış açısı sonucu yanlış alınan birçok karar batırır. Hani gazetecilik ölüyor mu diye soruyorlar ya, böyle yanlış kararlar alınmaya devam edilirse hem gazetecilik ölür hem de fena itibarsız bir şekilde ölür…